• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
9 Temmuz 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Bermuda Şeytan Üçgeni (1): Yoksulluk, yolsuzluk ve otoriterleşme-Mustafa Durmuş

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Geçen hafta bu köşede yer verdiğimiz Oxfam raporuna göre, artık dünyada eskisinden daha fazla dolar milyarderinin (toplam sayısı 2,200) var olduğunu, üstelik bunların sadece 26’sının servetinin dünya nüfusunun yarısından fazlası olan 3,8 milyar insanın servetine eşit bir servete sahip olduğunu belirtmiştik. Öyle ki dolar milyarderleri sadece son bir yılda servetlerini 900 milyar dolar artırmıştı.

Bu durumu bir şekilde açıklamak zorunda hisseden, dünyanın en zengin ilk üç isminden birisi olan ve servetini ağırlıklı olarak entelektüel mülkiyet gibi rant gelirlerinden elde etmiş olan Bill Gates, Davos’tan attığı bir tweet ile “dünyada zengin sayısı artarken, aynı zamanda yoksul sayısının da son 200 yıldır ciddi ölçüde azaldığını (yüzde 94’ten yüzde 10’a)” müjdeledi. Yani bu durumdan herkesin kazançlı çıktığını anlatmaya çalıştı.

Kazın ayağı öyle değil…

Kazın ayağının hiç de öyle olmadığını, yoksulluk alanında çalışmalar yürüten bir araştırmacı olan J. Hickel, Gates’e TheGuardian gazetesinde verdiği yanıt ile gösterdi.

Şöyle ki Gates’in referans gösterdiği çalışmada yoksulluk sınırı kişi başı günlük 1,90 ABD dolarının altında gelir elde etmek olarak tanımlanıyor. Bugün bu gelir ile temel gıda mallarının dahi sağlanabilmesinin imkânsızlığı ortada. Bu nedenle de Hickel (bilimsel araştırmaların da önerdiği gibi) bu sınırın günlük 7,40 ABD dolarına çıkartılması gerektiğini ileri sürüyor. Böyle olduğunda yoksul sayısı azalmadığı gibi, örneğin 1981’den bu yana 3,2 milyardan 4,2 milyara çıkıyor. Bu dünya nüfusunun yüzde 58’inin yoksulluk sınırının altında gelir tükettiği anlamına geliyor.

Üstelik dünyada herkese yetecek kadar tarımsal kaynak mevcut. Dünya Gıda Örgütü’nün (FAO) bir raporuna göre, küresel tarım 12 milyar insanı doyuracak büyüklükte gıda (kişi başına günde 2,200 kalori) üretme kapasitesine sahip. Bu sayı mevcut nüfusumuzun neredeyse 2 katına yakın. Buna rağmen açlık nedeniyle günümüzde onlarca milyon insan ölüyor. Her 5 saniyede 10 yaşın altında 1 çocuk, her gün 37,000 insan açlıktan ölüyor ve 8 milyara yakın dünya nüfusunun 1 milyarından fazlası kalıcı, kötü ya da eksik beslenme nedeniyle harap olmuş durumda.

Sorun yoksullukla sınırlı değil…

200 yılı aşkın bir süredir egemenliğini sürdüren sanayi kapitalizminin insanlığı getirdiği nokta sadece devasa boyutlara erişen gelir ve servet eşitsizliği ve beraberinde oluşan kitlesel yoksulluk olgusu değil. Bu olgu büyük çaplı yolsuzluklar, giderek artan otoriterleşme ve demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasaklarla birlikte yürüyor. Nitekim son yıllarda dünyada ve Türkiye’de üzerinde en çok konuşulan konuların başında bu konular yer alıyor.

Öyle ki küresel kapitalizmin meşrulaştırıcı organları niteliğindeki IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kurumları dahi bu konuları gündemlerine almak zorunda kalıyorlar. Biz de bu konuyu (farklı bir perspektiften) birkaç bölümden oluşan bir yazı ile analiz edeceğiz.

Öncelikle, bu üç olgunun arasındaki ilişkinin gücü kadar yönü de önemli. Çünkü her biri diğerinin ya da diğerlerinin hem nedeni, hem de sonucu olabiliyor. Bu bağlamda “yoksulluk ve büyük çaplı yolsuzluklar mı iktidarların giderek otoriterleşmesine neden oluyor, yoksa otoriter iktidarlar toplumu daha fazla mı yoksullaştırıyor ya da yolsuzluklara bulaşıyorlar”  soruları yanıtlanması gerekli sorular olarak önümüzde duruyor.

Birbirine muhtaç üçlü

Kesin olan bir şey var: Neoliberal dönemde her üçü de (özellikle de yazıda zaman zaman atıfta bulunacağımız Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye ve Macaristan gibi örneklerden de anlaşılacağı gibi) bir arada yaşanıyor.

Örnek olarak, ABD dünyanın en büyük ekonomisine, finans, sanayi ve ticaret yapısına sahip bir ülke. Aynı zamanda bu ülke 2016 yılı itibariyle, yoksul nüfus oranı açısından yüzde 18 ile 38 OECD üyesi ülke arasında en yüksek yoksulluk oranında 3. sırada yer alıyor.

Trump’ın 2016 yılında ABD devlet başkanı seçilmesinden bu yana bu ülkeye dönük yolsuzluk algısı ve rejimin otoriterleşme eğilimi de arttı. Öyle ki yolsuzluk algı puanı tek başına geçen yıl 4 puan kötüleşen ülke göreli olarak en şeffaf ya da temiz sayılan ilk 20 ülke arasında yer alamıyor (kendine 22. sırada yer bulabilmiş). Yakınlarda ise Trum, potoriterleşmede bir adım daha attı ve Meksika sınırındaki sorundan hareketle ülkede olağanüstü hal ilan edeceğini açıkladı.

Macaristan’da 2010 yılında Viktor Orbán’ındevlet başkanı seçilmesinden bu yana hem yoksulluk, hem yolsuzluk algısı, hem de otoriterleşme eğilimi arttı. Yoksulluk oranı 2014 yılında yüzde 11’i aşarken (23. sırada), yolsuzluk puanı 2013 yılından bu yana 8 puan kötüleşti ve ülkenin şeffaflık puanı 46’ya geriledi.

Bu ülkede iktidar tarafından, özellikle göçmenlere karşı olmak üzere yabancı düşmanlığı körüklenirken, emeğin köleleştirilmesiyle sonuçlanacak bir yasa değişikliği yapıldı. Yılda 400 saate kadar fazla mesai yapılması zorunlu hale getirilirken düşük ücretli esnek çalıştırma yaygınlaştırıldı

Türkiye’de ise 2013 yılından bu yana her üç göstergede de kötüleşme söz konusu. Ülke yoksulluk konusunda 2015 yılında yüzde 17’yi aşan bir oranla OECD’nin en yoksul 5. ülkesi konumuna sahip.

Yoksullaşma anlamında ülkenin bugün geldiği durumu ise tanzim satış noktalarındaki ucuz (!) sebze-meyve sandıkları önünde yoksulların oluşturduğu uzun kuyruklar, sınırlı sayıda iş için başvuru yapmak üzere stadyumları dolduran binlerce işsiz ve üniversite mezunu olup da işe giremeyen 1 milyon 200 bin genç çok güzel özetliyor.

Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 9 puan kötüleşme

Ayrıca Türkiye, geçen yıl Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 9 puan ile Saint Lucia adlı küçük bir ülkeden sonra en fazla puan kaybetti. Böylece son 5 yılda ülkenin şeffaflık puanı 50’den 41’e geriledi ve böyle olunca da şeffaflık sıralamasında ancak 87. sırada kendine yer bulabildi. Yani ülkede devlet ile ilişkili yolsuzluk algısında ciddi bir artış oldu.

Mali bilgi paylaşımında ketumluk…

Türkiye finansal sisteme ait bilgilerin uluslararası kamuoyu ile paylaşılması konusunda düzenlenen Finansal Gizlilik Endeksi’nde sıralanan en ketum 30 ülke arasında yer alıyor.

Türkiye’nin en gizli tutum takındığı alanlar ise şunlar: Şirketlere ve sahiplerine ait bilgiler (kırmızı bölge), kurumlar vergisi beyanları (kırmızı bölge), ülkelerarası raporlama ve bilgi paylaşımı (kırmızı bölge) ve kara para ile mücadele (sarı bölge).

Yasa dışı para trafiği

Ayrıca GFI adlı uluslararası bir kuruluş tarafından düzenli olarak izlenen ve IMF, DB, BM ve OECD gibi kuruluşlarca da “yasa dışı yollarla kazanılan uluslararası düzeyde transfer edilen, hareket ettirilen para” olarak tanımlanan, ülkeye yasal olmayan para giriş ve çıkışlarına bakıldığında, tek başına 2015 yılında Türkiye’ye 12,6 milyar doların girdiği ve aynı yıl 12,4 milyar doların çıktığı görülüyor.

Bu da hem geçen yılki cari açığın üçte ikisinin “Net Hata ve Noksan Kalemi”nden karşılandığı, hem de ülke zenginlerinin ülke milli gelirinin yaklaşık beşte birine denk düşen bir serveti dışarıda (ağırlıklı olarak vergi cennetlerinde) tuttukları gerçeği ile örtüşüyor. Benzer bir biçimde Macaristan’a aynı yıl giren yasa dışı para miktarı 13,0 milyar dolar ve çıkan para 7,6 milyar dolar oldu.

“Kısmen özgür”den “özgür olmayan”a doğru…

Bu gelişmeye paralel bir şekilde, Freedom House tarafından demokrasi karşısındaki durumu “kısmen özgür ülke”den “özgür olmayan ülke”ye değiştirilen Türkiye’de (özellikle de yerel seçimlere doğru giderken) iktidar cephesinin sarf ettiği sözler ve uygulamaları otoriterleşmeye ilişkin çarpıcı örnekler sunarken, aynı zamanda 16 yıl önce 3Y ile (yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar) mücadele edeceğini beyan eden bir siyasal iktidarın geldiği noktayı da sorgulatıyor.

*Bu yazı Sendika.org’la eş zamanlı yayımlanmaktadır.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Her inancın onu ayakta tutan temel ilkeleri vardır. Alevilik açısından bu ilkelerin en özlü ifadelerinden biri, kuşkusuz, "Hak için olsun,...

Barış herkes için

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Herkesin kendi mevzisinden bir ötekine bağırdığı, seslerin yankısız duvarlara çarpıp geri döndüğü bu çağda, en çok kirletilen ve hoyratça harcanan...

NATO Türkiye halklarına karşı kullanılıyor

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Türkiye’nin NATO içinde kalması ve bu yönlü angajmanlara girmesi esas olarak içerideki muhalifleri bastırmada destek almak içindir. Bu yönüyle NATO,...

Küba Devrimi ve Barbudos’lar

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

20. yüzyılın en sarsıcı ve en özgün devrimlerinden biri olan Küba Devrimi en başta ezber bozuculuğuyla dikkat çekmiş, Ortodoks yaklaşımların...

Çerçeve yasa ve bizi bekleyen tehlike

Yazar: Yeni Yaşam
6 Temmuz 2026

PKK’nin kendini lağvetmesi ve sembolik olarak silahları yakması, 2.Çözüm Süreci’nin sıçrama noktasıydı. O günden beri ZP ve İYİP gibi ultra...

Siz hepiniz…

Yazar: Yeni Yaşam
6 Temmuz 2026

Olağanüstü bir milliyetçi kışkırtma eşliğinde ABD’ye gönderilen “Türkler” bir milli hezimetle kısa sürede gerisin geri döndüklerinde, bunun bedeli hakkında bazı...

Sonraki Haber

ABD koalisyondan Suriye desteği istedi

SON HABERLER

Çerçeve yasa geçici değil kalıcı olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Taşeronluk iş cinayetlerini faili meçhule çeviriyor

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Barış herkes için

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Özel Sektör Öğretmenleri 14 Temmuz’da Ankara’ya geliyor

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Deniz Göktaş’ın gösterisi erişime engellendi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Gimgim’da halk buluşmaları: Hakikat geldi Meclis’e dayandı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır