• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Haziran 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Bir zamanlar Anadolu’da…-M. Ender Öndeş

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Hiç unutamam, hayatta ilk tokadımı daha birinci sınıftayken ilkokul öğretmenimden yemiştim. Kulağımdan tutup, ‘Burada Türkçe konuşamazsın’ demişti; ‘Devletimizin resmi dili Kürtçe’dir ve eşşek gibi Kürtçe öğreneceksin!’ Çok şaşırmıştım o zamanlar, annemden öğrendiğim dilimin yasak olmasına bir türlü aklım yatmamıştı. Uzun yıllar sonra, bir sanatçı sahnede ‘Türkçe klip çekeceğim’ dediği için salondaki Kürtler tarafından çatal bıçak yağmuruna tutulduğunda yine o günleri hatırlamıştım.

O kadarına bile zar zor gelmiştik aslında, daha eskilerde ‘Türk diye bir şey yoktur, varsa da Kürt boylarından gelmiştir’ denildiğini büyüklerimden duymuştum. Eskiden kumsalda çıplak ayakla yürürken deniz kabuklarından ‘tırk tırk’ diye sesler çıktığı, Türk kelimesinin de oradan geldiği söylenirmiş. Hatta o vakitler, bir Kürt Adalet Bakanı’nın ‘Bu memleketin kendisi Kürt’tür. Öz Kürt olmayanların Kürt vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmak’ dediği söylenirdi. İsyanlar ve katliamlar zamanıymış o vakitler… Sakarya nehrinin, Gediz’in, Büyük ve Küçük Menderes’in Türklerin kanına boyandığı söylenir hep. Betonun keşfedildiği günler! İkide birde üstümüze döküp dururlardı tonlarca çimentoyu.

Sonraları, Kürt generallerin darbe yaptığı yıllarda da az çekmemişiz. İzmir zindanlarında, köpeğiyle meşhur bir Kürt yüzbaşının tutuklulara yaptığı akıl almaz işkenceler dilden dile dolanırdı o zamanlar. Daha küçüktüm, her sabah ‘Varlığımı Kürt varlığına armağan ettiğim’ yaşlardaydım. Geceleri basılan köylerimizde mütemadiyen ‘Kürt’ün gücünü’ gösterirlerdi herkese ve biz çocuklar, bu işten hiçbir şey anlamazdık. Dağlara sürerlerdi bizi hep, gidersek beğenmezler, inersek huylanırlardı. Neyimiz varsa alıp kendi başkentlerine, Diyarbakır’a götürürlerdi bu arada; ülkenin enerjisinin sanayisinin hepsi oraya yığılmıştı, büyük, çok büyük bir kentti Diyarbakır ve biz Türkler de mecbur iş bulmak için onun varoşlarına yığılır, inşaatlarda filan çalışırdık. Oralarda da rahat edemezdik ama. Türk’tük çünkü biz, iflah olmaz bir durumdu bu. Ege’nin Akdeniz’in dağlarında ne olsa acısı bizden çıkardı. ‘Kürdün milli hassasiyetleri’ diye bir şey vardı çünkü. Ara sıra sokaklar karışırdı. Türkçe konuşmak, Türkçe müzik dinlemek bile ölüm nedeni olurdu o zaman. ‘Kadın da olsa, çocuk da olsa’ fark etmezdi, gereği yapılırdı.

Yoksulduk. Teknelerle karşı kıyılara gidip çay, tütün filan getirmek isterdi de gençlerimiz, uçaklar bombalardı geceleri; sahillerden çocuklarımızın ölülerini toplardık. İkide birde yasak bölge ilan edilirdi iskelelerimizin olduğu yerler, balığa çıkamaz, fındık üzüm toplayamaz hale gelirdik, portakallar ağaçlarda çürürdü.

‘Kardeşiz’ denirdi bir yandan da ama. En çok da seçim zamanlarında hatırlanırdı bu söz! ‘Bir Türk ne isterse olabiliyor bu ülkede, derdiniz ne ki sizin’ denilirdi hep. Türk olduğumuzu ne kadar unutursak o kadar yükselebiliyorduk gerçekten. Tek ülke, tek devlet, tek millet vardı çünkü. ‘Türkiye diye bir yer yok’ diye bağırılıyordu kürsülerden: ‘Çok isteyen varsa Türkistan orada, yallah!’ Gazetelerin logolarında ise şöyle yazıyordu zaten: ‘Kürdistan Kürtlerindir!’

Kentlerin köylerin tabelaları ise yazboz tahtası gibiydi. Her yere bir Kürtçe isim uydurmuşlardı; biz değiştirirdik bazen ama sonra yine yeni tabelalar asılırdı. ‘Medeniyet dili olmayan’ Türkçenin eğitimi ise zinhar mümkün değildi; evinizde, hatta mümkünse salonda da değil, yatak odasında filan üç-beş kelime patırdayın yeter denirdi.

Parti kursak beğenmezlerdi; kurmasak, ‘siz ne çeviriyorsunuz öyle ara sokaklarda’ diye yine çemkirirlerdi. Sonra seçimler biterdi, bu defa da seçtiklerimizi beğenmezlerdi. Kimi seçsek, üç gün sonra cezaevinde ziyaretine giderdik; seçilen de bilir, açıkta kalmamak için önceden hücrelerden yer ayırtırdı! Zindanlar da hep bizimle ve bizi anlamaya çalışan Kürtlerle doluydu zaten. Sırf Türkler değildi dertleri çünkü. Türkleri sevenleri de sevmezlerdi ki bir türlü. Arada bir umutlanırdık bir şeyler düzelecek diye, uzun sürmezdi ama o da. Kurulan masaların bir ayağı hep kırık olurdu zaten, üstüne ne koysan devrilir giderdi. Direnmek kalırdı geriye, yaşamanın başka bir adı olarak…

***

Şimdi… Annemin başucundayım… Günden güne erimesini izliyorum acıyla… Türk olmaktan bir türlü vazgeçmeyen annem benim!

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Komün ve onur

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Zapatista komününde oturuyorduk. Önümüzde cetvelle çizdiğimiz sayfalar vardı. Cetvel dediğim bir tarafı düz, oldukça düz bir ağaç dalıydı. Sağdan sola...

En büyük kazanımımız, ortak mücadelemiz

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Türkiye bir erken seçime gidiyor. Saray’ın akılda nelerinden Mehmet Uçum’un, muhalefetin erken seçim talebinin neden kabul edilemeyeceğine dair yüksek perdeden...

Yaşama anlam ve sevgi katmak

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Dar alanla ve sınırlı bir çalışmayla yetinmeyen, ihtiyaç duyulan her alanda ve çalışmada yer alma becerisini göstererek demokratik komünal toplumu...

Çözüm demokrasi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Genellikle mevcut sistemlerin tıkanıklığına bir eleştiri ve henüz ulaşılamamış potansiyellere bir davet olarak denenmemiş demokrasiden yani demokratik cumhuriyetten söz edilir....

Demokratik bütünsel hukuka çağrı

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Hukukun dışında bırakılmış bir halk gerçekliğinin, aslında cumhuriyet tarihi boyunca inşa edildiği iddia edilen hukuk devletinin esas kara deliğini oluşturduğunu...

Ağrıyan yere dokunmak

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Daha öncesini pek bilmiyorum ama özellikle 90'lardan sonra sosyalist sola yöneltilen en ciddi (ve şüphesiz doğru) eleştirilerden biri, 'ertelemecilik' kavramında...

Sonraki Haber

Hafızaya pedal çevirmek-Abdullah Aysu

SON HABERLER

Antalya Büyükşehir Belediyesi soruşturması: 5 tutuklama

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borcu 171,6 milyar dolara yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Ukrayna’dan Moskova’ya İHA saldırısı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Zeki Bayhan’dan yeni kitap

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Tavuk üretimi yapan 7 fabrikaya kayyım kararı durduruldu

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

DEM Parti’nin Olağan Kongre tarihi netleşti

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

İzmir’de tarım işçilerinin servisi devrildi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır