• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Prof. Vahakn Dadryan’ın ardından-Pakrat Estukyan

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

1926 yılında İstanbul’da doğmuştu Prof. Vahakn Dadryan. 2 Ağustos 2019’da ABD’de yaşamı sona erdi. Berlin Üniversitesi’nde matematik eğitimi aldıktan sonra sosyal bilimlere ilgi duydu. 93 yıllık yaşamının önemli bir bölümünde ise Ermeni Soykırımı’nı tarih biliminin gerektirdiği bir bilimsel disiplinle inceledi, eserler yayınladı ve en önemlisi öğrenciler yetiştirdi.

Genel bir tespit olarak Ermeni Soykırımı’nın 20. yüzyılın ilk soykırımı olduğu kabul edilir. Tarihte ‘soykırım’ niteliği taşıyan sayısız suç örnekleri tabii ki vardır. Ancak organizasyonu, uygulaması ve sonuçlarının işlevsel olarak değerlendirilmesi açısından 1915’de Türkiye’de yaşananlar bu tanımın da doğmasına yol açacak özellikleri ile konuyu araştıranlar için olağanüstü bir laboratuvar oldu. Kendi de Yahudi soyundan gelen Rafael Lemkin, şüphesiz ki Eski Mısır’da kendilerini, elleriyle yarattıkları putların yeryüzündeki temsilcileri yarı tanrılar sayan Firavunların, Yahudi soyuna yaptıklarının veya Avrupalı göçmenlerin Amerika kıtasındaki yerlileri imhasının ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu ama hukuki bir terim olarak ‘soykırım’ sözcüğünü tanımlarken bu suçun en rafine, en planlı ve en iyi sonuç alınan örneği olarak Ermeni Soykırımı’nı inceledi.

1915 ve devamındaki yıllarda Türkiye’de yaşananlar yarım asır boyunca küresel ölçekte akademik bir ilgi görmedi. Reel politik bu önemli olayın konuşulmasını engelleyen başlıca etken oldu. Ermenistanlı akademisyenler bile, bu konuyu Sovyetler Birliği’nin diplomatik çıkarlarının kıskacında sıkıştıkları için dillendiremediler. Konuyu edebiyat alanında işleyenler ‘milliyetçilik’ suçlamasının muhatabı oldular. Batı dünyası için ise mesele 1965 yılına kadar bir ‘dikilmiş ceket’ davası olarak görüldü.

Aradaki istisnalar ise diasporadaki Ermenilerin yitik vatanlarını, şehirlerini, kasabalarını, köylerini anlatan ve genel olarak ‘Huşamadyan’ yani anılar kitabı olarak tanımlanan çalışmaları ve Avusturyalı bir Yahudi olan Franz Werfel’in ‘Musa Dağ’da 40 Gün’ adlı romanı oldu. ABD’li ‘20. Century Fox’ şirketinin bu romanın telif hakkını aldıktan sonra filmi çekememesi de sözü edilen reel politiğin örneklerinden biri sayılabilir.

1965 yılının 24 Nisan günü ilk kez hem Sovyet Ermenistan’da, hem de ABD ve Ortadoğu başta olmak üzere farklı diasporalarda düzenlenen 50. yıl anmaları, konuyu çoktan unutma ve unutturma gayretindeki Türkiye hükümetleri açısından tam bir şok etkisi yarattı. 1970’li yıllarda baş gösteren ASALA cinayetleri konunun zorla görünür kılınmasını amaçlamıştı; bu amacı belli ölçekte gerçekleştirdi de. Savunmasız diplomatların tarihi bir suçlama ile katledilmeleri tabii ki kabul edilemez, tıpkı 1,5 Milyon insanın katledilmesi, vatanlarının ellerinden alınması da kabul edilememesi gibi. Sonuçta kişisel bir sorumluluk taşımadıkları halde, onlarca diplomat temsil ettikleri devletin günahını canlarıyla ödediler ama bu eylemlerin sonunda, Uruguay’dan başlamak üzere pek çok ülke 1915 yılında yaşananları soykırım olarak tanıdı ve 24 Nisan tarihini Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü ilan etti.

Aynı zaman diliminde akademi de konuya eğilmek zorunda kaldı ve pek çok üniversitenin tarih, hukuk veya uluslararası ilişkiler bölümlerinde yeni bir araştırma alanı şekillenmiş oldu.

Prof. Vahakn Dadryan’ın önemi tam da burada kendini gösteriyor. Başta Prof. Taner Akçam olmak üzere sayısız genç akademisyenin hazırlanmasında ciddi katkılar sunan Dadryan’ın ölümü salt Ermeniler için değil, gerçekleri bilmek, duymak, öğrenmek isteyen Türkiyeliler için de önemli bir kayıp. Bu kaybın en önemli tesellilerinden biri, belki de başlıcası, Dadryan’ın kitaplarının Türkçe’ye çevrilmiş ve yayınlanmış olmaları. ‘Belge’ Yayınları Dadryan’ın eserlerini yayınlayarak çok önemli bir yurt hizmeti gerçekleştirmiş oldu. Geleneksel yaklaşım, tarih boyunca bu tür yayınları yasaklayarak ülkeyi koruduğunu sanırdı. Devekuşunun tehlike anında kafasını kuma gömmesini çağrıştıran bir savunma. Neyse ki, geleneksel inkârcılar halen devlet himayesinde dünyalıklarını sağlama alırken, Dadryan’ın Türkiyeli öğrencileri çağdaş tarih bilimine katkılar sunmaya devam edecekler

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Türkiye NATO’nun ‘ileri üs bölgesi’ mi oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Önce Rusya-Ukrayna savaşı, ardından ABD’nin birçok ülkeyi tehdit eden çıkışları ve nihayet ABD ile İsrail’in İran’a saldırısıyla zirveye ulaşan, ekonomik...

1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist...

Madencinin zaferi ve 1 Mayıs

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Maden işçilerinin destansı direnişi, 1 Mayıs öncesi tüm emekçilere yeni bir moral ve güç kaynağı oldu. Önce bastıracaklarını düşündüler. İşçilerin...

140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Bundan 140 yıl önce ABD’de 13.000 işyerinde çalışan 300.000 işçi iş bırakarak sokaklara çıktı. Eylemlerinin nedeni, günde 16 saati bulan...

1 Mayıs’a doğru mücadelenin yaşamla, yaşamda kesişimi

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

1 Mayıs arifesinde Doruk Maden işçileri; –açız- diye başlattığı Eskişehir’den Ankara yürüyerek gelip biber gazına rağmen sürdürdükleri direnişi tamamladılar. Aylardır...

Suriye’de neler oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Suriye hükümeti ile SDG arasındaki entegrasyon antlaşmaları bütün hızıyla devam ederken ileriye dönük bir gelişmeye de şahit olmuyoruz.  Nasreddin Hoca’nın...

Sonraki Haber

Kürt korkusu devletin işleyişi-İshak Karakaş

SON HABERLER

Gülistan dosyasının avukatı: Dosya sabote edildi, deliller karartıldı, konu manipüle edildi

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Amed’de ‘Antigone’ oyunu Surp Giragos’ta izleyiciyle buluştu

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Gelin duvarları birlikte yıkalım

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Türkiye NATO’nun ‘ileri üs bölgesi’ mi oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Göç yollarında kadın emeği: Urfa’nın görünmeyen işçileri

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Avrupa’da 1 Mayıs: Norveç’ten İsviçre’ye Kürtler meydanlardaydı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır