Bugün Alevi mahallelerinde Arap Emrah, Volkan Rençber ve Daltonlar gibi çetelerin faaliyetleri artmış durumda. Gazi Mahallesi’nde ortaya çıkan Volkan Rençber çetesi, İstanbul’daki birçok Alevi mahallesinde kendisine taraftar bulmuş durumda, temel argüman ise ‘Alevilik’
Her dönem devletin hedefinde olan, özellikle Sünni İslam geleneği içinde “katli vacip” olarak görülen Aleviler, baskılardan korunmak ve kendi topluluklarını yaşatmak için özellikle metropollerde bir arada yaşamaya büyük önem veriyor. Bulundukları yerlerde uzun süreli kalmayı hedefleyen Aleviler hem kendileri hem de kendilerinden sonra gelecek kuşaklar için çeşitli çabalar yürütüyor. Yoğun olarak Gazi Mahallesi, Nurtepe, 1 Mayıs Mahallesi ve Okmeydanı gibi bölgeleri tercih ediyorlar. Bulundukları bölgelerde ise devlet, özel olarak yozlaştırmak ve sisteme entegre etmek için çeşitli politikalar yürütüyor. Bunun adımlarından biri de bugün Türkiye’nin gündeminde olan “çeteleşme” girişimleri oldu.
‘Çetelerin ilk kullandığı argüman Alevi kimliği’
Ancak Aleviler arasında çeteleşme, diğer bölgelere kıyasla daha farklı bir biçimde yürütüldü ve geliştirildi. Bugün Alevi mahallelerinde Arap Emrah, Volkan Rençber ve Daltonlar gibi çetelerin faaliyetleri artmış durumda. Gazi Mahallesi’nde ortaya çıkan Volkan Rençber çetesi, İstanbul’daki birçok Alevi mahallesinde kendisine taraftar bulmuş durumda. Özellikle ‘Alevi gençlerini ve Alevi aileleri koruyacağız’ söylemiyle ortaya çıkan bu çeteler, uyuşturucu, cinayet ve fuhuş gibi birçok yasa dışı faaliyetin içinde yer alıyor.
Alevi gençler arasında yükselen bir diğer tehlikeli akım ise Alevi milliyetçiliği. Yoğun olarak iktidarı elinde tutan Sünni Müslüman kesime yönelik gelişen tepki, bir süre sonra Alevi milliyetçiliğine yönelme, diğer inançlara da tepkilere yol açıyor. Bu milliyetçiliği özellikle Arap Emrah ve Volkan Rençber gibi çeteler körüklüyor. Bir dönem bu çetelerin içerisinde yer alan E.A., çetelerin Alevi kimliğini nasıl kullandığına dair şunları söyledi:
“Alevi gençler zaten toplumun ötekileştirdiği bir kesim. Alevi olmalarından ve yoksul mahallelerde yaşamalarından kaynaklı giderek toplumun dışına itilen gençler, bir de inançlarıyla alay edilmesi nedeniyle daha da öfkeli oluyor. Bu çetelerin ilk kullandığı argüman ise Alevi kimliği oluyor.
Kendilerini mahalledeki Alevilerin koruyucuları olarak gösteren bu çeteler, özellikle Sünni kesime yönelik nefreti de körüklüyor. Mahallelerde Alevilerin ve Müslümanların yaşadığı bölgeler hep ayrıdır. Mesela Sünni esnaftan haraç alıp Alevi esnaftan almadıklarını belirterek, Alevi gençleri uyuşturucuya bulaştırmadıklarını iddia ederek gençleri yanlarına çekiyorlar.”
Bir diğer argüman ‘koruma’ iddiası
Alevi mahallelerinde çetelerin bir diğer örgütlenme alanı ise “koruma” iddiası oluyor. Özellikle Alevilere yönelik saldırılar karşısında gençler arasında oluşan öfke ve tepkinin farkında olan çeteler, Alevi gençlerine kendilerini savunmaları gerektiğini, bu nedenle mahallelerde bulunduklarını söylüyor.
E.A., söz konusu duruma dair şunları anlattı:
“Alevi mahallelerinde yaşayanlar her zaman bir tedirginlik içerisinde olurlar. Alevilere yönelik saldırılar bazı dönemler kitleselleştiğinden her daim diken üstünde yaşarlar. Nitekim 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilk saldırıların olduğu yerlerin başında da Alevi mahalleleri geliyor.
Alevi örgütleri ise ısrarla bu saldırılara karşı herhangi bir şey yapmamaya devam ediyor. Halen saldırılara karşı bir gücümüz yok. Bu bizi tedirgin ediyor. Alevi mahallelerinde en çok tartışılan da budur aslında. Kürtlerin bir örgütü var, bir birlikteliği var. Ancak Alevilerde o birlik oluşturulamadı. Bu da Alevi gençlerin öfkesinin kontrollü bir şekilde örgütleneceği bir alanın olmadığını gösteriyor.
Bu saldırılar sonrası ise çeteler, ‘Buralar bizim mahallelerimiz, biz bu mahalleleri koruruz’ diyorlar. Geceleri devriye atıyorlar, mahallede yabancı birini görünce izliyorlar ve takip ediyorlar. Bu da Alevi gençlerinin onlara sempatiyle bakmasını sağlıyor. Zaten bu sempati de çetelerin daha çok mahallerimize girmesine izin veriyor.
Alevi kurumları, ısrarla ‘Cemevleri birer ibadethanedir’ diyerek aslında Aleviler için bir örgütlenme ve yaşama tutunma alanı olan cemevlerini, cami gibi sadece ibadet edilen yerler haline getirmeye çalıştılar. Bu ısrar, giderek Alevilerin daha pasif, daha savunmasız ve daha dağınık bir hal almasını beraberinde getirdi.
Oysa cemevleri, Alevilerin sadece cem yaptığı ya da cenazelerini kaldırdığı yerler değil. Oralar; Alevilerin örgütlendiği, toplandığı, sorunlarını çözmek için konuştuğu ve yaşamlarını planladığı alanlardır. Ancak cemevlerini sadece ibadethane olarak görme anlayışı, giderek gençleri de başka yollara yönlendirdi.
Burada devrimci kurumların ve örgütlerin, Alevi inancını bilmeden ya sonuna kadar savunma ya da Alevi düşüncesini bir din olarak görüp reddetme anlayışı da devreye girince -ki bir dönem devrimci kurumlar ateist olmayı dayatıyordu- gençler giderek hem kendi inançlarını ifade edebilecekleri hem de kendilerini güvende hissedebilecekleri yapılara doğru kayış içerisine giriyorlar. Bu da bugün çeteler oluyor.”
Kaynak: ANF









