- Dünya fındığının yüzde 70-75’i Türkiye’de üretilmektedir. Türkiye’de fındık üretimi yıllık ortalama 550 bin ile 800 bin ton arasında değişmektedir. Fındıkta sömürüyü anlamak için FİSKOBİRLİK ve TMO dönemlerine bakmak gerekmektedir
- TMO ilk kez 2006 yılında 162 bin ton fındık aldı ve FİSKOBİRLİK alım ve fiyat belirlemede devre dışı bırakıldı. Günümüzde fındıklar doğrudan kabuklu fındık olarak katma değersiz şekilde şirketlere satılmaktadır. Fındık bize böyle el oldu
- En büyük alıcı Ferrero yükselen fındık fiyatları karşısında geçici bir süre alımları durdurdu. Ama bu tehdit ile fiyatlar düşmedi, tersine yükseldi. Tam fiyatlar yükselmişken hükümet tarafından TMO stokları devreye konuldu, fiyatlar geriledi
Abdullah Aysu
Türkiye’de 2026 yılı fındık destekleme fiyatı açıklandı. Giresun kalite 50 randımanın kilosu 255 TL, Levant (Ordu) kalitenin kilosu 250 TL. Türkiye Mahsulleri Ofisi (TMO) son üç yılda fındık alım fiyatını hep %50’nin üzerinde artırırdı. 2026 yılı alım fiyatını 2025’e göre %28 civarında yükseltti. Ancak TMO’nun belirlediği bu fiyat piyasayı yine de belirlemeyecektir. Çünkü TMO’dan randevu almak, standardı yüksek tutması, ödemeyi hemen yapmaması -teslimden 21 gün sonra ödemeye başlaması- sorun. Bunu bilen esnaf ve şirketler fiyatı daha da aşağıya çekecektir.
Elbette daha pek çok sorunu var fındığın. Maziden kartopu misali büyüyerek gelen fındık sorunlarının-sömürüsünün çözümü için makarayı geriye doğru sarıp, oradan bugüne gelmek gerekir.
Fındıkta sömürü
Dünya fındığının yüzde 70-75’i Türkiye’de üretilmektedir. Türkiye’de fındık üretimi ekolojik koşullar ile var yılı ve yok yılına bağlı olarak yıllık ortalama 550 bin ile 800 bin ton arasında değişmektedir.
Üretilen fındığın %80-85’i ihraç edilmektedir. Hiçbir işleme tabi tutulmadığı biçimde ihraç edilmesine rağmen fındık, en çok döviz getiren tarım ürünü durumunda.
Ülke içinde fındık tüketimi azdır. Fındık iç tüketimi yıllık ortalama 100 bin ile 120 bin ton civarındadır. İç tüketime yağ üretimi de eklendiğinde miktar 177 bin tona kadar çıkabilmektedir. Bu miktar üretilen toplam miktarın yüzde 15 ile 20’sine denk gelmektedir.
Ekolojik koşullar, üretimde var yılı ve yok yılı nedeniyle yaşanan üretim dalgalanmaları, fiyat istikrarsızlığına neden olmaktadır. Özellikle üretim miktarının yüksek olduğu yıllarda fındık arzı, talebi aşmaktadır. Bu da fiyatı düşürmektedir. Üreticiler bu dönemlerde destekleme alım politikasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısıyla fındık üren çiftçilerin bu fiyat istikrarsızlığından korunabilmesi destekleme alımında uygulanan fiyat politikalarına doğrudan bağlıdır.
Destekleme alımlar
Üretilen fındığın alımı ve destekleme fiyatı 2006 yılına kadar Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) tarafından belirlenip uygulanmıştır. 2006 yılından itibaren fındıkta alım ve destekleme fiyatı belirleme işi, AK Parti Hükümeti tarafından TMO’ya verilmiştir. Fındıkta sömürüyü anlamak için FİSKOBİRLİK ve TMO dönemlerinin alım ve destekleme fiyat politikalarına bakmak gerekmektedir.
FİSKOBİRLİK Dönemi
10 Ekim 1935 Tarihinde Ankara’da I. Ulusal Fındık Kongresi-(I. Milli Fındık Şurası) yapıldı. Aynı yıl Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu(1) çıkarıldı. Bu kanuna dayalı olarak fındık satış kooperatifleri kurulmaya başlandı. Giresun, Ordu, Trabzon, Bulancak ve Keşap’taki kooperatiflerin bir araya gelmesi ile 28.07. 1938 tarihinde FİSKOBİRLİK kuruldu. FİSKOBİRLİK, kurulduğu 1938’den 1964 yılına kadar özerk bir örgüt olarak faaliyetini sürdürdü. Bu dönemde kâr ve zarar çiftçiye ait oldu. 1964 yılında “birlik devamlı zarar ediyor” gerekçesi-bahanesi ile devletin alım garantisi ve fiyat desteği ile faaliyetine devam etti. Başka bir deyişle FİSKOBİRLİK’in özerkliğine-bağımsızlığına 1964 yılında son verildi, yani devlet vesayeti altına alındı. Bu uygulama diğer tüm birliklere de uygulandı.
Alım ve fiyat politikaları
FİSKOBİRLİK, 1970-2008 döneminde ortalama olarak fındık üreticilerine maliyetlerin %40,40 üstünde destekleme alım fiyatı belirledi. Bazı destekleme fiyatı maliyetin %30 ile %138 üstünde gerçekleşti. Sadece 1982-2000-2002-2003 yıllarında fiyat maliyetlerin altında belirlendi.
2000 yılında çıkarılan 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Kanunu ile FİSKOBİRLİK ile diğer 16 birliğe devletin mali desteği kaldırıldı. 4572 sayılı yasaya konan dört yıllık uyum süreci sonrasında özerk olacak, özerk olan birliklerin borçları silinecekti. Fakat FİSKOBİRLİK borçları o dönem silinmedi.
FİSKOBİRLİK, 2001 yılında Destekleme ve İstikrar Fiyat Fonu’ndan- DFİF yararlandı. 2003 yılından itibaren 2006 yılına kadar devlet desteği olmadan öz kaynakları ve kredilerle fındık alımı yaptı. 2006 yılında DFİF’den yararlandırılmayan FİSKOBİRLİK, alım yapmaz konuma girdi. 2006 yılına gelindiğinde FİSKOBİRLİK’e verilen fındık alım ve fiyat destekleme görevi, Bakanlar Kurulu Kararı (2) ile TMO’ya devredildi.
Peki, FİSKOBİRLİK aldığı fındıkları ne yaptı/yapıyordu?
FİKOBİRLİK, 1980 öncesi ve hemen sonrasındaki dönemde Türkiye toplam fındık üretimin yarıdan fazlasını tek başına satın alıyordu.
FİSKOBİRLİK satın aldığı bu kabuklu fındıkları kırarak iç fındık haline getiriyordu, Türkiye genelindeki fındığın neredeyse tamamını işlenmemiş (natürel) iç fındık olarak hazırlıyor, öyle ihraç ediyordu. Ayrıca 1981 yılında FİSKOBİRLİK, Entegre Fındık İşleme Tesisleri kurdu. Fındığı sadece ham iç fındık olarak değil kavrulması, ezmesi veya un haline getirilmesi gibi katma değerli işlenmiş ürüne dönüştürme işlemlerini de gerçekleştirdi. 1979-1980 sezonunda Türkiye genelinde ihraç edilen 126.482 bin ton fındığın neredeyse tamamı natürel iç fındıktı.
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)
TMO’nun ana statüsü 2006 yılında değiştirildi. Hububat dışındaki diğer tarım ürünleri ile ilgili olarak alım yapmak üzere vazifelendirildi. Bunun üzerine Bakanlar Kurulu Kararı- BKK ile fındık alımına TMO tarafından yapılmaya başlandı. TMO tarihinde ilk kez 2006 yılında 162 bin ton fındık aldı ve FİSKOBİRLİK alım ve fiyat belirlemede devre dışı bırakıldı. Günümüzde fındıklar doğrudan kabuklu fındık olarak, yani iç fındık haline getirilmeden katma değersiz şekilde şirketlere satılmaktadır. Fındık bize böyle el oldu.
AB’de fındık politikaları
AB ve bütün dünya bilir ki, kooperatifler/birlikler, küçük köylü üretimi yapan çiftçilerin kendilerini tüccar ve sanayiciye karşı korumak amacıyla kurulur.
AB ve dünyanın diğer ülkelerindeki hükümetler, bizim hükümetin yaptığı gibi çiftçilerin kooperatiflerini, örneğin; FİSKOBİRLİK’i aradan çıkarmaya, çiftçilerin karşısında şirketlerin durumunu sağlamlaştırmaya, üreticileri onlara altın tepside sunmaya çalışmıyor, çalışmazlar da. AB fındık politikalarına bakalım.
Bilindiği gibi Avrupa’da İtalya ve İspanya fındık üreten ülkelerdir. Ancak dünyada en fazla fındık ithalatını yapan da AB’dir. Ancak aynı AB, üretilen fındığın kalitesini artırma, fındık üreticilerinin örgütleri ile olan bağını güçlendirme amaçlı politikalar yürütmektedir.
Türkiye’de FİSKOBİRLİK ve diğer 16 birliğin entegre tesisleri ile pazarlama birimlerini özelleştirerek, piyasadaki rekabet etme güçlerini kırmak için tartıştığı-uğraştığı yıllarda, AB, Meyve ve Sebze Ortak Piyasa Düzeni Komisyonu (1989 yılında) fındık üreticileri ve örgütleri için 10 yıl süreli bir düzenleme yaptı. Yaptığı düzenleme ile 10 yıl boyunca fındık üreticilerini, örgütleri aracılığıyla finanse etti. Bu uygulama 2000-2001 sezonunda bittiyse de iki kez birer yıl daha uzattı. Düzenlemeyle Komisyon; fındığın kalitesini ve üreticilerin pazarlama gücünü artırma ve üreticilerin üretici örgütlerine katılmasını amaçladı.
Türkiye’de aynı dönemde IMF ve Dünya Bankası baskısı ile birliklerin büyük tarım ve gıda şirketlerine karşı üretimden pazarlamaya kadar çiftçilerin çıkarına oluşturduğu zincirin halkalarını hükümetler eliyle/politikalarıyla kırmaya çalıştılar.
IMF ile Dünya Bankası ve hükümetler bu yaptıklarına “biz tarımı tahrip ediyoruz, tarımı çökertiyoruz, gelişmiş ülkelerin tarım ve gıda şirketlerine yem yapıyoruz”, demiyorlardı elbette. Bu yaptıklarına; ‘”tarım reformu’ yapıyoruz, ‘tarımda yeniden yapılanmaya’ gidiyoruz” diyor, doğru olmayan politikalarını bu sözlerle cilalıyor, parlatıyor ve uygulamaya koyuyorlardı. FİSKOBİRLİK’te yaşananlar da IMF, Dünya Bankası ve hükümetlerin ortak yürüttükleri yukarıda sözünü ettiğimiz şirket yanlısı, çiftçi karşıtı, politikaların parçasından başka bir şey değildi.
AK Parti ve Fındık Politikaları
AK Parti ilk seçim arifesinde meydanlara çıkarken çiftçiler için ağzından bal damlıyordu. Hükümet olduktan sonra bir önceki hükümetin uyguladığı IMF ve Dünya Bankası politikalarına kalınan yerden devam etti.
Oysa ki IMF ve Dünya Bankası ile hükümetin bu politikaları Türkiye tarımının ve çiftçilerin ihtiyaçları ile taban tabana zıttı. AK Parti hükümetinin de bu durumu bildiği seçim meydanlarındaki attıkları IMF karşıtı nutuklarından anlaşılıyor, biliniyordu. Bu gerçeklerden dolayı AK Parti hükümet olduktan sonra tarım politikaları konusunda sıkıştı. Bir tarafında her şeyi düzelteceğim diyerek oyunu aldığı çiftçiler, diğer tarafında çiftçiliği ortadan kaldırıp tarımı şirketleştirmeyi çokuluslu tarım ve gıda şirketleri için görev edinmiş IMF ve Dünya Bankası vardı.
Çiftçiler, Başbakanın ve bakanların yurt gezilerinde durumlarının düzeltilmesini istiyor ve bekliyordu. Ankara’ya sık sık gelen IMF ve Dünya Bankası heyetleri de tarımın çokuluslu şirketlere bağımlı kılınması için çiftçileri yalnızlaştıracak ve yoksullaştıracak politikaları uygulamasını hükümetten istiyordu. Hükümetin bir tercih yapması gerekiyordu. AK Parti hükümeti tercihini, IMF ve Dünya Bankası’ndan yana kullandı. Önceki hükümetler döneminde başlatılan neoliberal tarım politikalarına kalınan yerden devam etti.
AK Parti öncesi DSP-MHP-ANAP Koalisyonu IMF’nin isteği üzerine Tütün ve Şeker yasalarını çıkarmıştı. Çıkarılan bu yasalarla şekerpancarı ve tütün üreticilerinin önemli bölümünü üretimden kopardı. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri (TSKB) yasasını(4) çıkardı. Kanun birliklerin entegre tesisleri ile pazarlama birimlerini Anonim Şirketlere dönüştürüp özelleştirilmesinin önünü açtı. FİSKOBİRLİK de bundan nasibini aldı.
Evet, AK Parti kendisinden önceki DSP-MHP-ANAP hükümetinin tarımda yaptığı “bu uygulamaların hepsi yanlış değiştireceğim” diye gelmişti. O da hükümet olduktan sonra çiftçiye sırtını, IMF ve Dünya Bankası’na yüzünü döndü.
Hükümetlerin –FİSKOBİRLİK’e karşı yürüttükleri gibi- birliklerin kredi almalarını engelleme, kamuoyunda hak etmedikleri şekilde “batakçı” olarak gösterme çabaları içinde oldu. Bu da hükümetlerin birliklere yönelik bir takım “alicengiz” oyunları içinde olduğunu gösteriyordu. Bu sadece FİSKOBİRLİK’e değildi. Bu şirket yanlısı politikalar, diğer 17 birliğe karşı da aynıydı. Toprak Mahsulleri Ofisi’ne FİSKOBİRLİK’in görevinin üstlendirilmesi bu alicengiz oyunlarının bir parçasıydı aslında.
Şöyle ki; Geçen sezon don afeti nedeniyle fındık üretiminin 300 bin tonlarda gerçekleşeceği öngörülüyordu. Bu durum fiyatların yükselmesine neden oldu. En büyük alıcı Ferrero yükselen fındık fiyatları karşısında önceden tedarikli olduğu için geçici bir süre alımları durdurma kararı aldı. Ama bu tehdit ile fındık fiyatlar düşmedi, tersine sezon başında kilosu 200 liradan başlayıp 350 liraya kadar çıktı. Tam fiyat bu seviyelere çıkmışken hükümet tarafından TMO stokları devreye konuldu. TMO’nun devreye alınmasıyla levant kalite fındık 170 liraya, Giresun yağlısı 200 liraya geriledi. Fındık fiyatlarının çiftçilerin lehine yükseldiği bu dönemde TMO stoklarını piyasaya sürmeseydi, fındık fiyatları şirketlerin çıkarına düşmeyecekti. Başka bir deyişle piyasayı TMO değil FİSKOBİRLİK düzenliyor olsaydı, belki de, fiyatlar böyle düşmeyecek, çiftçilerin 2025 yılında zirai don nedeniyle yaşadığı zarar da kendi olanaklarıyla karşılanabiliyor olacaktı.
Son sözler
Fiyatların şirketlerin lehine değil çiftçilerin yararına olması için TMO’nun fiyatı maliyet+%25 kazanç+ İnsanca yaşam payı ekleyerek belirlemesi gerekir. Ancak fındığın bize el olmaması için mevcut birlik ivedilikle yeniden yapılandırılmalı, yani demokratik öz ve biçime kavuşturulmalı. Birliğin tamamen bağımsız, demokratik biçimde üreticiler tarafından yönetilmeli. Fındık piyasasını düzenleme işinde, teknolojisi yenilenmiş, sermaye bakımından güçlendirilmiş FİSKOBİRLİK görevlendirilmeli. Devlet, FİSKOBİRLİK’i sadece desteklemekle yükümlü olmalı. Yoksa fındığımız bize tümden el olur. Ayrıca devlet aslı görevine dönmeli, fındıklıkları kokarca belasından korumalı/kurtarmalı. Fındık bölgesinin havasına, toprağına, suyuna zarar veren maden şirketlerinden amasız, fakatsız (koşulsuz) olarak arındırmalı.
1- 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu
2- 2006/10865 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
3- Selma Kayalak, Ahmet Özçelik; Türkiye’de ve Dünyada Fındık Politikaları, Tarım ve Ekonomi Dergisi, 2012: 18 (2): 43-53
4- 16 Haziran 2000 tarih 4572 sayılı









