Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 20’nci Kürt Konferansı’nın ikinci gününde, konuşmacılar, kalıcı barış için demokratikleşme, hukuki ve siyasi sorunların bütünlüklü çözümü ve tüm tarafların siyasi irade göstermesi gerektiğini vurguladı
Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 20’nci Kürt Konferansı ikinci gününde devam ediyor. Konferans; Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Başkanı ve Norveç’teki Bergen Üniversitesi’nden Kariane Westrheim’in açılış konuşması ile başladı.
Moderatörlüğünü EUTCC Yönetim Kurulu Üyesi Dersim Dağdeviren’in yaptığı ilk oturumda canlı bağlantı ile konuşan Kariane Westrheim, konferansın kuruluşundan bugüne siyasi değişimler ve katılım biçimlerini anlattıktan sonra, Türkiye’deki son Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değindi.
‘Sürece umutla yaklaşmalı, gerçeklikten uzaklaşmamalıyız’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın isminin barış ve siyasi çözüm bağlamında artık Avrupa kurumlarında açıkça tartışıldığını belirten Kariane Westrheim, AB’nin Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ve ardından gelişen süreci tarihi bir fırsat olarak nitelendirdiklerini belirtti.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin Kürt sorunundan ayrı düşünülemeyeceğini dile getiren Kariane Westrheim, “Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve siyasi özgürlükler söz konusu olduğunda Kürt sorununda bir istisna yapılamaz” ifadelerini kullandı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin “fırsatlar yarattığını” dile getiren Kariane Westrheim, “Ancak bu fırsat, henüz barışın kendisi değildir” dedi. “Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız” diyen Kariane Westrheim, “Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar da garanti altında değildir” dedi.
Zana’nın mesajı okundu
Ardından Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi ve Kürt siyasetçi Leyla Zana’nın mesajı okundu. Kariane Westrheim tarafından okunan mesajda; Leyla Zana, “Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü için tarihi öneme sahip, nadir rastlanan bir kapı aralanmış durumda. Tünelin sonunda geleceğe ilişkin güçlü bir umut ışığı belirdi. Bu ışığı gerçeğe dönüştürmek, bütün siyasi tarafların ortak sorumluluğudur. Aynı zamanda herkesin ortak çıkarınadır. Bu sorumluluk bütün taraflara aittir” dedi.
‘Kürt sorununu oluşturan meseleler bütün olarak ele alınmalı’
Eğer adil bir çözüm sağlanabilirse bu sürecin, benzeri görülmemiş bir dönüşüm modeline dönüşebileceğini ifade eden Leyla Zana, “Kürt halkı hiçbir kurumun, örgütün ya da devletin günlük çıkarlarının aracı değildir. Çıkara dayalı ilişkilerin de rehinesi olamaz. Kürt sorununu oluşturan ve bugüne kadar devam etmesine neden olan siyasi ve hukuki meseleler, neden-sonuç ilişkisi içinde, bir bütün olarak ele alınmalıdır” diye konuştu.
‘Reddetme yerini kabul ve tanımaya bırakmalıdır’
“Reddetme politikası sona ermeli; yerini kabul ve tanıma politikasına bırakmalıdır” diyen Leyla Zana, Abdullah Öcalan’ın durumuna dikkat çekerek, “Kürt sorunu kadar kapsamlı bir meselenin çözümünde, 28 yıldır kendi halkıyla dahi görüşme ve istişare etme imkânından mahrum bırakılmış bir aktörün rolü de göz ardı edilemez” dedi.
Leyla Zana, “Sayın Öcalan’ın kendi halkıyla iletişim kurabilmesi ve bu sorunlu meselenin daha fazla gecikmeden çözüme kavuşturulması gerekiyor” diye ekledi.
Abadi: Öcalan’ın cesaretini takdir ediyorum
Açılış oturumunun üçüncü konuşmacısı olan Nobel ödüllü İranlı insan hakları aktivisti Şirin Ebadi, silahlı “Sayın Öcalan’ı, bu değişimi görebilecek cesareti gösterdiği için takdir ediyorum. Artık koşulların silahlı mücadeleye izin vermediğini görerek silah yerine kalemle mücadele etmeye karar verdi. Bence bu son derece doğru bir karardır” ifadelerini kullandı.
Mark Muller: Barış için tüm taraflar siyasi irade göstermeli
BM Kıdemli Arabuluculuk Danışmanı ve Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü, Birleşik Krallık’tan Mark Muller KC, dünyanın birçok bölgesinde görev yaptığını ve artık şapkasını çıkardığı için bu konularda konuşabildiğini ifade etti.
Muller, Barış mümkündür. Yalnızca bizim yaşam süremiz içinde değil, bu on yıl içinde de barışa ulaşabiliriz. Bunun gerçekleşmesi için bütün tarafların siyasi irade göstermesi gerekiyor” dedi.
Aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın Avrupa mahkemelerindeki avukatlarından biri olan Muller, “Kamu otoriteleri kabul etmek istesin ya da istemesin, Abdullah Öcalan’ın oynadığı rol yalnızca silahsızlanmayı ve topluma yeniden kazandırılmayı teşvik etmek açısından değil, aynı zamanda uzlaşma ve yenilenme açısından da kritik önemdedir” dedi.
Jongerden: Türkiye’de kapsamlı demokratikleşme yaşanmalı
Aynı oturumda “Yirmi yıllık diyalog ve tartışma: Avrupa ve Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında EUTCC konferansları” başlıklı bir sunum yapan Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi Prof. Joost Jongerden, “Sürecin sonunda somut sonuçlar doğuracağına dair bir umut var. Ancak yerine getirilmeyen vaatler ve sürekli ertelenen umutlar, ne barışın ne de savaşın tam olarak yaşandığı bir ara durum yarattı” diye belirtti Jongerden, sürecin başarılı olması için Türkiye’nin kapsamlı bir demokratikleşme yaşaması gerektiğini ifade etti.
DIŞ HABERLER









