Aram Yayınevi’nden 4 yeni kitap çıktı. Anı, roman, politika türlerinin yer aldığı kitaplar arasında İmralı Sekreteryası’nda yer alan Çetin Arkaş’ın kaleme aldığı ‘Hapiste 31. Yıl’ kitabı da yer aldı
Aram Yayınevi, anı, politika ve romandan oluşan 4 yeni kitabını okuyucuyla buluşturdu. Yazar Mahir Akdîl’in “Özgürlük Sosyolojisi Tartışmaları”, yazar Medya Doz’un “Kanatlı Arkadaşlar”, 34 yıl cezaevinde tutulan İmralı Sekrateryası’nda yer alan Çetin Arkaş’ın “Hapiste 31. yıl” ve yazar Henryk Sienkiewicz’in “Quo Vadis/ Neron Döneminde Geçen Bir Hikâye” isimli kitapları yayımladı.
Yazar Mahir Akdîl’in 416 sayfadan oluşan kitabı, özgür bir dünya hayaline adanmış bir kuşağın anlam arayışını anlatıyor. Mahir Akdîl, kapitalizmi ve onun modernizmini, onun ulus devletini sorguluyor. İktidar merkezli devrim zihniyetinin bunalımını, bir kuşağın yıkımını, kırılmaları ve eksik bıraktığı hayatların ardındakileri kurcalıyor. Mahir Akdîl, insanın toplumla kurduğu ahlaki bağda, komünde, dayanışmada, kadın özgürlüğünde ve iktidarı reddeden yeni bir yaşam biçiminde gördüğü özgürlüğün, gerçekten tam da nerede kaybedildiğini gösteriyor.
Devrilen sayfalar
Kitabın kapağında şunlar yer alıyor: “Devrilen sayfaların gerisinde, ilerleyen teorik tartışmaların ardında hissettiğimiz şey zamanla yarışan, dünyayı değiştirmek isterken kendi içindeki yaraları da taşıyan bir ses, düşünceyle hüznün birbirine karıştığı bir insanın sesi. Yazdıklarına bugün daha ağır bir anlamın sinmesi o yüzden belki de. Her sözün bedelinin bir hayatla ödendiğini, garip ve apansız bir şekilde yeniden hissettirmesinde…”
Medya Doz’dan Kanatlı Arkadaşlar
Yazar Medya Doz’un anılardan oluşan “Kanatlı Arkadaşlar” kitabı 432 sayfadan oluşuyor. Kitabın kapağında şunlar belirtildi: “Düşleriyle gelir, hikayeleriyle giderler. Çıplak yürekleriyle gelir, tertemiz yüzleriyle giderler. Neşe ve hüzünleriyle gelir, anılarını ve izlerini bırakıp giderler. Ansızın hayatımıza girerler ve bir daha görmemek üzere göçüp giderler. Hiç gidemezler oysa bir sızı, sinen bir rayiha, ya da hep mırıldanan hoş bir seda. Gidemez, hiç gidemez kimileri; bir dağın yamacında kalırlar, bir nehir kıyısında, bir söğüt dalında, bir ateş böceğinin ışığında, özlem dolu bir bakışın kıvrımında. Peşimizden gelir, bir ömür boyu kalbimizle yürürler.
Evin dehlizleri
Bir çocuğun balığı nasıl yediğine, bir annenin bağladığı kefiyeye, ateş böceklerinin ışığına, susuz dağların rüzgârına, göğü yaran kuşlara bakıyor. Kimlerin gidemediğini biliyor Medya Doz. Kafesini parçalayıp süzülen Ronahi’yi dinliyor bir gece vakti, sonra ölen bir kuşu değil, uçuşunu hatırlıyor. Kanayan sınır köylerini, dağların yalnızlığını, bir dostun sıcaklığını, karanlıktaki ışığın korunaklığını görüyor. Biliyor, kimlerin gidemediğini biliyor. Geriye yürüyemeyeceğini zamanın, “Evin dehlizleri”nde bile dolunayın nergisler soluduğunu biliyor. Zamanı yok sayan yalnızca aşktı, hiç unutmuyor.
Hewreman’ın yamaçları
Berrak bir damla gözyaşıdır hep Şirin Elemholi, bir çocuğun atan kalbidir Ferzat Kemanger, o damladaki gökyüzüdür Ferhat Wekili, sonsuz huzurun sesidir Ali Haydariyan, solmayan ütopyasıdır yeryüzünün Hêmin Bêkes, sönmeyen umuttur Hasan Hikmet Demir. Ölüm yok, döngü vardı, biliyor Medya Doz. Anılarına kanatlar takıp onları yeniden dağlara çıkarıyor, Zap kıyılarında çocuklarla buluşturuyor, Hewreman’ın yamaçlarında konuşturuyor, ateş böceklerinin ışığında yürütüyor. Toprağı dinliyor ve köklerin çiçek açtığını görüyor. Biliyor çünkü zamana diz çöktüren yalnızca aşktı, bunu hiç unutmuyor.”
‘Hapiste 31. Yıl’
İmralı Sekretaryası’nda yer alan yazar Çetin Arkaş, “Hapiste 31. yıl” kitabıyla otuz dört yıllık kayıp zamanın izini sürüyor. İki ciltten oluşan kitabı ilki 360, ikincisi 450 sayfadan oluşuyor. Kitabın kapağında şunlar yer alıyor: “Zaman ağır, günler birbirini benzer, beden erir, ruh aşınır. Takvimden yapraklar düşer, günler ayları, aylar yılları izler. Mevsimler gelip geçer. Zihin canlı, anılar diri olabilir, ama bir şey donup kalmıştır. İşte o hep ilk günkü gibidir. Kapılar üstünüze kapandığı an, az ötenizde, dışarıda kalmış olan, bütün hayat ile birlikte zihninize kazınmış olan bir şey, o hep orada, hep aynıdır. Bu yüzden dışarıya çıkan, ne kadar kalmış olursa olsun, içeriye düştüğü ilk günkü yaştadır hep. Görünmez bir güç, bilinmez bir el, aradaki zaman dilimini özenle çekip almıştır. Hayata dairdir ve hayat dışıdır. Hem boşluktur o hem de taşınması güç bir ağırlık. Öyle bir şey ki, yoklukla varlık arası…
Zindanın insanın düşünme biçimini, bedenini, sesini, sessizliğini ve zaman algısını nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Takvimlerin bir hükmü yok bu dört duvar arasında. Zaman burada mücadeleyle, eziyetle, aramalarla, sürgünlerle, havalandırma saatleriyle, yasaklarla ve eksilen yüzlerle ölçülüyor. İki ciltlik bu kitap ne bir anı, ne bir günce ne de salt bir siyasal metin. İri kelimeler ve büyük söylemlerden sıyrılıp küçük ayrıntıların içinden insani bir duyarlılıkla ilerleyen cümleler.
Bir koku, bir tat, bir canlılık belirtisi, kilidinde dönen bir anahtar, açılan bir kapı sesi, sararmış bir mektup, bir ayrılık, bir buluşma, yarım bir veda, betonun içinden gülümseyen bir çiçek… Ömür süren bir tutsaklıkta tüm bunlar insanı hayata bağlayan ayrıntılar. Politik alanın ötesinde yazar, insan ruhunun sınandığı özel bir dünya olarak resmediyor zindanı. Yoksunluğun içinde çokça düşünülmüş özgür bir hayat. Ve elbet İmralı günleri, en çok da merak edilenleri…”
Quo Vadis
Hıdır Çağ’ın çevirisiyle yazar Henryk Sienkiewicz’in iki ciltlik “Quo Vadis/ Neron Döneminde Geçen Bir Hikâye” romanı da basımı yapılan kitaplar arasında… Kitabın ilk cildi 368, ikinci cildi ise 376 sayfadan oluşuyor. Kitabın kapağında şunlar yer alıyor: “Sefalet ve ihtişamın, vahşet ve eğlencenin, günah ve erdemin, onur ve çürümenin aynı anda nefes aldığı bir şehir: Roma… Pusuda avını bekleyen kanlı bir ağız, karanlık bakışlı bir yırtıcı hayvan. Güç sarhoşu bir korkak, anne ve eş katili bir çılgın imparator. Bir yandan sapkın arzularla örülen görkemli altın saraylar, öte yandan inancı uğruna arenalarda yırtıcı hayvanlara yem edilen, bahçelerde çıra gibi tutuşturulan çağının kurbanı yoksul insanlar… İşte bu vahşi karanlık çağda yeşeren bir aşk: Romalı komutan Marcus Vinicius ile genç Hristiyan kadın Lygia’yı merkeze alan ve iki dünyayı karşı karşıya getiren muhteşem bir hikâye…
Quo Vadis, çöküşün eşiğindeki bir uygarlığın kusursuz bir portresi. Bir aşk, bir inanç ve sapkın bir dünyanın çarpışmasında alev alıp sizi de kendi peşinden bu yangınlar diyarına sürükleyip götüren olağanüstü bir hikâye. Bir çağın gücü ve güçsüzlüğü, bir çağın yalanı ve erdemi, bir çağın çöküşü ve yükselişi… Kan tutkunu bir toplum, vahşet arzulu bir saray ve imparator, vahşetin doyuramadığı bir soytarılar cehennemi… Ama saf aşkın, temiz inancın, bükülmeyen onurun, acı ve korkuyla lekelenmeyen sadakatin ölümsüz şiiri.
Göz kamaştırıcı bir aşkın etrafında dönen ve sizi Neron’un çılgın Roma’sı ve Havariler Çağı’na götürecek olan bugüne kadar yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri sayılan Quo Vadis’te, zulüm ile inanç, güç ile merhamet, pagan dünya ile yükselen Hristiyanlık arasındaki derin çatışmaya, yanan Roma’nın alevleri ve arenalardan yükselen insan çığlıkları üzerinden tarihin en çarpıcı dönüşümlerinden birine tanıklık edeceksiniz. Soluk soluğa ilerleyen büyüleyici bir hikâye, eşsiz bir başyapıt…”
Kaynak: MA









