Muharrem ayı geldiğinde Aleviler yalnızca bir yasın değil, aynı zamanda binlerce yıllık hakikat ve özgür yaşam geleneğinin hafızasını da yeniden canlandırırlar. Aşure lokması bu hafızanın en güçlü sembollerinden biridir. Çünkü Aşure, yalnızca Kerbela’nın değil; insanlığın özgürlük, adalet ve ortak yaşamı inşa arayışının da lokmasıdır.
Ortadoğu tarihi biraz da hakikat ile iktidar arasındaki mücadelenin tarihidir. Bu coğrafyada ortaya çıkan peygamberler, bilgeler, ozanlar ve hakikat arayıcıları çoğu zaman yozlaşmış düzenlere karşı toplumsal vicdanın sesi olmuşlardır. Rivayetlere göre Nuh Peygamber’in yaşadığı dönem de böylesi bir döneme karşılık gelir.
Toplumun ortak değerleri aşınmış, ahlaki ölçüler zayıflamış, baskılar ve zulüm artmıştı. İnsanlar birbirlerinden uzaklaşmış, toplumsal birlik dağılmış, adalet duygusu yara almıştı. İktidarın baskıları altında yaşayan halklar yeni bir çıkış, yeni bir yaşam ve yeni bir toplumsallık arayışına yönelmişlerdi.Nuh’un çağrısı tam da bu noktada anlam kazanır. O, yalnızca inançsal bir davetin sahibi değil, aynı zamanda yeni bir yaşam fikrinin öncüsüdür.
“Nuh/Nu” kelimesinin de Kürtçe’de “yeni” anlamına gelmesi bu arayışın en güzel ifadesidir . Mevcut sistemin dışladığı, ezdiği ve yok saydığı insanlar onun etrafında bir araya gelirler. Farklı inançlar, farklı kimlikler ve farklı toplumsal kesimler ortak bir yaşam iradesiyle buluşurlar. İkrarlaşırlar. Birlik meydanında yeni yaşamın ahlaki ve toplumsal ilkelerini oluştururlar. Bu yönüyle gemi yalnızca tufandan kurtuluşun değil, demokratik toplumun da sembolüdür. Ortak yaşamın meydanıdır. Gemiye binenler yalnızca suların yükselmesinden
kaçan insanlar değildir. Onlar aynı zamanda zulümden, baskıdan ve yozlaşmadan uzaklaşara közgür yaşama yönelen hakikat yolcularıdır. Nuh’un gemisi bir anlamda halkların ortak yaşam gemisidir.
Rivayetlere göre tufan sona erdiğinde gemi Cudi Dağı’nın eteklerine ulaşır. Yolculuk boyunca heybelerinde kalan son yiyecekleri bir araya getirirler. Herkes elinde ne varsa ortak kazana bırakır. Ortaya çıkan lokma yalnızca bir yemek değildir; dayanışmanın, paylaşmanın ve kurtuluşun ifadesidir. İşte Aşure’nin hakikati biraz da burada saklıdır.
Çünkü Aşure’nin özü paylaşmaktır. Aşure’nin özü ortaklaşmaktır.
Aşure’nin özü farklılıkların bir arada yaşamayı başarmasıdır.
Muharrem ayının onuncu günü aynı zamanda insanlık vicdanında derin yaralar açan Kerbela Katliamı’nın da yıldönümüdür. Hz. Hüseyin ve yoldaşları iktidarın zulmüne karşı hakikati savundukları için katledildiler. Kerbela yalnızca bir tarihsel olay değil, hak ile batıl arasındaki mücadelenin sembolüdür. Bu nedenle Aleviler Muharrem ayında Aşure pişirirken hem Nuh’un kurtuluşunu hem de Hüseyin’in direnişini hatırlarlar.Bir tarafta ortak yaşamın kuruluşu vardır.
Diğer tarafta hakikatten vazgeçmemenin bedeli. Her ikisinin buluştuğu yer Aşure kazanıdır.Bugün Aşure’ye dikkatle bakıldığında demokratik toplum fikrinin en sade ve en güçlü anlatımı görülebilir. Kazana giren hiçbir malzeme kendi rengini kaybetmez. Hiçbir tat diğerine dönüşmez. Fasulye buğday olmaz, nohut üzüm olmaz, üzüm ceviz olmaz. Her biri kendi özgünlüğünü koruyarak ortak bir bütünün parçası olur. Tuz ile şeker bir arada iç içe olurlar. İnsanlık tarihinin çözmeye çalıştığı temel mesele de budur. Farklılıkları ortadan kaldırmadan birlikte yaşayabilmek. Kimlikleri inkâr etmeden ortak bir yaşam kurabilmek.
İnançları yok saymadan eşit yurttaşlığı geliştirebilmek. Aşure tam da bunu anlatır.
Bu nedenle Aşure kazanı aynı zamanda halkların demokratik birlikteliğinin de simgesidir.
Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Ermeni’nin, Süryani’nin; Alevi’nin, Sünni’nin, Hristiyan’ın ve diğer tüm inançların ve farklı kimliklerin kendi özgünlükleriyle bir arada yaşayabildiği bir toplumsallığın, demokratik toplumun özeti gibidir.Bir diğer önemli nokta ise kadın gerçeğidir.
Alevi toplumsallığında lokmanın hazırlanması, paylaşılması ve dağıtılması büyük ölçüde kadın emeğiyle, bilgeliği ile gerçekleşir. Kadınlar yaşamı nasıl büyütüyorsa Aşure kazanını da onlar büyütür. Bu nedenle Aşure yalnız ortak yaşamın değil, kadın emeğinin ve kadın öncülüğünün ve kemaletinin de sembolüdür. Çünkü yaşamı kuran el ile lokmayı paylaşan el aynıdır.
Barışı büyüten el ile geleceği kuran el de aynıdır. Kadının eline nazar eylemek, avucunun içineniyaz olmak gelenektendir.Bugün Ortadoğu’nun ve dünyanın ihtiyacı olan şey yeni savaşlar, yeni sınırlar ve yeni ayrılıklar değildir. İhtiyaç duyulan şey Aşure’nin taşıdığı felsefedir. Farklılıkların özgür yaşayabildiği, herkesin kendi kimliğiyle temsil edildiği, kadın özgürlüğünü esas alındığı demokratik bir toplumsal yaşamdır.
Nuh’un gemisinden Cudî’ye , Cudî’ den Kerbela’ya, Kerbela’dan günümüze uzanan hakikat çizgisi bize bunu anlatıyor.Hakikat tek renk değildir.Hakikat tek ses değildir. Toplumun özgürlük arayışı engellenemez. Hakikat, farklılıkların özgürce buluştuğu ortak yaşamdır. Aşure kazanından yükselen barış çağrısı da tam olarak budur.
İnsanlığın kurtuluşu da bu coğrafyanın barışı da o ortak kazanın etrafında yeniden buluşabilmekten geçmektedir.









