• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
6 Eylül 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Barış anayasanın gölgesinde yapılmalı

6 Eylül 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Manşet, Ortadoğu, Söyleşi

Kürt diplomasisinin önde gelen kadın diplomatı Îlham Ehmed ile Suriye’deki son durumu konuştuk:

  • Nasıl ki bir Arap kendi diliyle öğrenim görebiliyorsa bir Kürt de okuyabilir. Suriye tek devlettir denilerek diğer kimliklerin inkârı ve ezilmesi doğru olmaz. Kürtlerin dil ve kültürünün varlığı Suriye’yi parçalamıyor, aksine güçlendiriyor
  • Türkiye’nin ‘Kürtler kendi kültür ve dillerini anayasa kapsamına alınmadan da konuşabilir ve yaşayabilir. Anayasal olmasına gerek yok,’ gibi bir yaklaşımı var. Ama biz bu düşüncenin değişmesini umut ediyoruz
  • Barışın anayasanın gölgesinde yapılması gerekiyor. Barış sadece kendi topraklarımızda rahatça yiyip içtiğimiz bir olgu değildir. Anayasa ile barış güvence altına alınmazsa kalıcı olmaz. Biz diyalog yoluyla sorunlarımızı çözmek istiyoruz

Nezahat Doğan

Ortadoğu’da yeni dengeler… Yüzyıldır yok sayılan Kürtlerin, inançların, kimliklerin, dillerin eşit haklar ve anayasal güvencelerle devlet sisteminin içinde yer alacağı bir Suriye için yeni bir dönem başlıyor. Kürtler için şimdi diyalog, müzakere, diplomasi, siyaset ve haklar için mücadele dönemine giriliyor.

Suriye’de 25 Ağustos’ta entegrasyonun tamamlandığının açıklanmasının ardından Mazlum Ebdî’nin cumhurbaşkanlığı danışmanlığı görevine gelmesi, Îlham Ehmed’in geçiş süreci parlamentosunda yer alacak olması Kürtlerin devlet içindeki temsili açısından önemli bir yer tutuyor. Rojava’da özerk yönetimin yıllarca kendi sistemiyle yönettiği kurumların entegrasyonuyla da devlet yapılanmasında önemli aşamalar kaydediliyor…

Öte tarafta Kürtçe anadilin eğitimde 3 saat ile sınırlandırılmasına yönelik karar eleştirilere neden olurken eylemler ve tepkiler sürüyor. Geriye düşen Kürtçe ile ilgili kazanımların sağlanması içinde yoğun müzakere ve diplomasi de yürütülüyor.

Gelelim Türkiye ve Suriye’deki ilişkilere. Neredeyse eşzamanlı yürüyen bu süreçte gözler artık resmiyette temasların nasıl yürütüleceğinde…

Mazlum Ebdî ve Îlham Ehmed’in hem Ankara hem de Abdullah Öcalan ile görüşmesinin önünün açılması da süreçlere pozitif etki yaratacak gelişme olarak önümüzde duruyor.

Halkların eşit haklara sahip olmasının anayasal zemini oluşturulmazsa kalıcı barış olabilir mi? Suriye’de Kürtleri ve kadınları nasıl bir süreç bekliyor? Ortadoğu’da Kürt barışı ve entegrasyonu nasıl etkiler doğurur? Türkiye’de devletin barışa ve entegrasyona bakışında değişmesi gereken unsurlar neler? Yeni dönemin parametreleri neler?

Suriye parlamentosunda anayasa komisyonu veya dışişleri komisyonunda yer alması beklenen Îlham Ehmed, tüm bu soruları, süreçleri ve gelişmeleri, Türkiye’den merak edilen soruları Yeni Yaşam ve JIN TV için yanıtladı.

 

  • 25 Ağustos’ta entegrasyonun tamamlandığının açıklanması bir tarafta farklı tartışmaları da beraberinde getirdi. 29 Ocak Anlaşması ile gelinen aşama pratikte nasıl işletildi ve işliyor?

Öncelikle 29 Ocak Anlaşması Kürt sorununun çözümü ve Suriye’nin demokratikleşmesi için kalıcı bir ateşkesin sağlanmasına önemli bir zemin oluşturdu. Akabinde de anlaşmanın maddeleri temelinde entegrasyona doğru adımlar atılmaya başlandı. QSD’nin taburlar şeklinde Suriye ordusuna katılması yönünde önemli bir aşama kaydedildi. Yine asayiş güçlerinin iç güvenlik güçlerine dahil olabilmesi için kayıtlara başlandı ve hâlâ devam ediyor. Özerk yönetim kurum ve kuruluşlarının devlet kurumlarına entegre süreci hâlâ sürüyor. İsimleri devlete iletildiği halde, hâlâ kayıtları yapılmayan büyük ve önemli bir sayı var. Atılan adımlar ve sahadaki pratik uygulamalardan sonra, Şam ile yapılan son görüşmede entegrasyonun tamamlandığı, QSD güçlerinin artık resmi bir şekilde orduya dahil olduğu, eskisi gibi bağımsız bir güç olarak bölgede konumlanmadığı açıklandı. Bu siyasi bir aşamaya geçiş açısından önemli bir adımdı.

  • Entegrasyon süreci çok hızlı mı gelişti, yoksa zaten arkada yürütülen bir diplomasi trafiği sonrasında mı hızlı adımlar atıldı?

Hayır, entegrasyon için belirlenen süre bundan daha kısaydı. Belirlenen zaman aralığı bir aydı. Ama pratikte ve sahaya indiğimizde zorluklarla karşılaştık.

  • Ne tür zorluklar vardı?

İletişim ve isimlerin kayıt altına alınması yönünde oluşturulan mekanizma ağır işledi. Hangi kuruma kimi sorumlu kılacağımız yönünde ortak bir uzlaşıya varmak gerekiyordu. Bu tür konularda müzakere gerekliydi. Çünkü bazı isimleri biz, bazılarını da onlar önerdi. Entegrasyonun doğru ilerlemesi bu açıdan biraz zaman aldı.

  • Türkiye’de de bir nevi aynı süreçle karşı karşıyayız. Bir taraftan entegrasyon, teyit- tespit süreci, öte taraftan demokratik siyaset süreci ve Meclis’in işleme meselesinde Suriye’deki değişim aynı zamanda Türkiye’deki değişimi de etkileyecek mi? Ya da Türkiye’deki değişim ve ilerleme Suriye’ye de ekti edecek mi? Nasıl bir hat ve bağ var?

Her parçanın kendine göre bir özgünlüğü var. Türk devletinin Suriye devletinden ayrı özgünlükleri ve özellikleri var, ancak Kürt sorununa yaklaşım konusunda ortak noktalar çok fazla. Türkiye Kürt sorununa yönelik hep kendi hassasiyetlerini ön plana sürdü. Hangi yöntemle çözüleceği, Kürtlerin ne düzeyde hak sahibi olacağı ve anayasal haklarının nasıl yer bulacağı yönündeki hassasiyetlerini hep gösterdi. Dolayısıyla Suriye’de Kürt sorununa yönelik çözümün nasıl gelişeceğini de yakından takip ediyor. Bu sürecin karşılıklı yürüdüğünü söylemek, bu anlamda yanlış olmayacaktır.

  • Anadilde eğitimin üç saatle sınırlandırılması kararına nasıl gelindi ve neden anadilde eğitim talebi bu şekilde sonuçlandı?

Beklentimiz Kürt dilinin eğitim ve öğrenim dili olması yönündeydi. Çıkan kararnameyle Kürt dili resmi bir devlet dili değil de ulusal bir dil olarak tanındı.

  • Ulusal dil ne demek?

Yani kültürel çerçeve sınırlarında kendilerini ifade edebilirler. Ancak eğitim alanında da tercih edilecek diller kategorisine konuluyor. Bir zenginlik dili olarak görülüyor. Bu Kürtler için yeterli bir tanınma değildi. Bazı değişiklikler oldu, resmi müfredata dahil oldu. Ancak 3 saatlik bir uygulamayla, Kürtler birinci sınıftan itibaren 3 saat kendi dilleriyle öğrenim görebilecek. İfade ettiğim gibi seçmeli bir ders olarak okunabilecek. Bu daha önce elde ettiğimiz kazanımlarla kıyasladığında yetersiz. Aslında kazanımdan da çok, bu bir hak. Doğal bir hak. Şimdiki yönetim bir yere kadar değişime açıktı, ancak halihazırda yapılan değişiklik bununla sınırlı kaldı. Tüm toplantılarımızda dil konusunun böyle olmayacağını da ifade ettik. Ancak gelecekte değişiklikler olabilir. Alınan karar doğrultusunda sadece 3 saat değil, 4 ders daha Kürtçe okunacak; bunlardan birincisi aktiviteler dersi, tarih, felsefe ve coğrafya da bu yıl Kürtçe görülecek dersler arasında. Arapça olan bu ulusal derslikler Kürtçe’ye çevrilecek ve okullarda öğretilecek. Ancak bunun uygulanabilmesi için zaman, çeviri ve pratik sorunlar var. Halkımızın karara itirazı var; dilini bu şekilde öğrenmeyi hak etmediğini söylüyor, eğitim ve öğrenim dilinin tamamen Kürtçe olmasını talep ediyor.

  • Rojava kendi özgün ve özerk yapısı içinde halklar ve kadınlarla birlikte demokratik bir sistem inşa etti. Toplumun ve Kürt halkının tepkilerine bakıldığında, Kürtçe’nin sınırlandırılmasıyla da birlikte bugün gelinen aşamada 11 yıllık o kazanımların geriye gittiği eleştirileri var. Ne elde edildi? Önünüzde ne var?

Tam haklarımızı elde ettiğimiz iddiasında bulunmuyoruz. Yine her şeyi kaybettiğimiz de söylenemez. Bugün çokça ne elde ettiğimiz soruluyor. Halkımızın barış ve çatışmasızlık içerisinde yaşamasını her şeyden önce büyük bir kazanım olarak görmemiz gerekir. Barışın anayasanın gölgesinde yapılması gerekiyor. Barış sadece kendi topraklarımızda rahatça yiyip içtiğimiz bir olgu değildir. Anayasa ile barış güvence altına alınmazsa kalıcı olmaz. Biz savaştan uzak, diyalog yoluyla sorunlarımızı çözmek istiyoruz. Bu çok önemli.

  • Biraz geriye gidelim, 10 Mart Anlaşması’ndan sonraki süreçte Kürtlere yönelik saldırılara; Şêxmaqsûd, Eşrefiyê diğerlerine baktığımızda, bu da uluslararası planın bir parçası mıydı? Bunu orada Kürtlerin ulusal birliği ve halkın yekvücut olması mı bozdu?

10 Mart Anlaşması içerisinde uluslararası güçler de vardı. Özellikle Amerika bu anlaşmada rol oynadı. Etkileri vardı. Bu ittifak Kürtleri savaşa doğru yeniden itmenin önünü aldı aslında. 10 Mart Anlaşması daha kapsamlı bir savaşa doğru gitmenin önünü aldı. Anlaşmadan sonra yine girişimler oldu. Şêxmaqsûd’a yönelik gelişen saldırılar bir kez daha böyle kapsamlı bir savaşın içine çekilmemizin girişimleriydi. Şimdi bu kadar savaş, onca değerli kaybın ardından, siyaset, kanun ve anayasa konularında kendimizi daha da derinleştirmemizin vakti gelmişti. Mücadelemizi buna dönüştürmemiz gerekiyordu. Bu, Suriye’nin demokratik geleceği açısından da önemli bir siyasi mücadele sürdürmemiz gerektiği sonucuna ulaştırdı bizi.

  • Suriye’de halen Esad rejimine ait bir anayasa var. Yeni bir anayasa süreci olacak. Sizin yeni dönemde parlamentoda olmanız Kürtlerin hakları için nasıl bir anlam taşıyor?

Devletin içine girmek, dahil olmak önemli bir adım. Bundan önce de 12 Kürt Suriye parlamentosu üyesi oldu. Bunların bir kısmı seçimle, bir kısmı de görevlendirilerek parlamentoya girdi. Bu da çok önemli bir adım. Bu durum, daha yakın diyalog içerisinde olmamızı, ortak yaşamı nasıl inşa edeceğimizi, yine Kürtlerin anayasada nasıl tanımlanacağının da imkanlarını oluşturuyor. Devlet kurumlarında yer almak bu anlamda önemli. Böylesi hassas bir süreçte siyasi yaşama doğru adım atmanın yeni bir sayfası açılmış durumda. Biz böyle tanımlıyoruz.

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hem bölgede Arap-Kürt çatışması, hem de aynı zamanda Türkiye’de de Türk-Kürt çatışması yaratılmak istendiğini söylüyor. Bugün bu tehlikeler bertaraf edilmiş durumda mı? Suriye’de istikrar nasıl sağlanır?

Suriye’nin istikrarı çok önemli. Suriye’nin de bir daha savaşa çekilmemesine önem verildiğini görüyoruz. İçeride çelişkiler, şovenist anlayış ve nefret dili hâlâ varlığını sürdürüyor. Bu şovenist duyguları körükleyen taraflar var. Basında, yine sosyal medya ağları üzerinden kullanılan dil hâlâ çok sert. Bu sürekli bir provokasyon zemini oluşturuyor. Buna karşı devlet kanunları, hakimiyet, kurumsallaşma çok önemli. Bu nefret diline karşı toplumun refleksler çok önemli. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Suriye devleti, devlet olmakta ısrar ediyorsa, o zaman Suriye toplumunu provoke eden bu durumları gündemine alıp üzerinde durması gerekiyor ki olası yeni savaşların, çatışmaların önü alınabilsin.

  • Bunun için önünüzde zorlu mücadele hattı mı var? Yıllardır Kürtler devletsiz bir kimlikti, statüsüzdü. Bugün devletin içinde eşitlik istiyor. Bugün Kürtçe Suriye tarihinde bir ilk olarak müfredata girdi. Kürtlerin devlet mekanizmanın içerisine dahil edilmesi ne anlam ifade ediyor?

Suriye devletinde özgür yurttaş olma hususu önemli bir konu. Şimdiye kadar Kürtler hep devletten uzaklaştırıldı. Kürtler hep Suriye toplumunun dışına itildi. Şimdi Kürtlerin varlığı, ayrı bir kimliğe, dile, kültüre sahip oldukları kabul edilmiş durumda. Hatta toplumsallıkları ayrı ve bu kabul edilmiş. Fakat Kürtleri bu düzeyden tekrar geriye çekme yönünde bir karşı koyuş da var. Böyle sesler var ve bunlar öyle azımsanmayacak sesler. Burada öncelikle kanunlar içinde, Suriye toplumunu tüm renkleriyle; Kürt, Arap, Süryani, Türkmen, Ermeni yurttaşlarıyla eşit oldukları kabul edilmeli. Hepsi aynı statü ve haklara sahip olmalı. Bunun öncelikle topluma kavratılması, hem de kanunlarda bunların kabul görmesi gerekiyor ki Kürtleri küçümseyen düşünce biçimi ortadan kalksın. Elbette sadece Kürtler değil, diğer bileşenleri de. Kürtlerin kültürleri, dili farklı. O zaman buna dayalı hakları da var.

  • Nedir bu haklar?

Nasıl ki bir Arap kendi diliyle öğrenim görebiliyorsa bir Kürt de okuyabilir. Suriye tek devlettir denilerek diğer kimliklerin inkârı ve ezilmesi doğru olmaz. Kürtlerin dil ve kültürünün varlığı Suriye devletini parçalamıyor, aksine Suriye’yi güçlendiriyor. Nasıl güçlendiriyor derseniz; bir Kürt Suriyeli bir Kürt olduğunu söylediğinde, bunu içinden geldiği gibi, inanarak, güvenerek söylediğinde, bu hem Suriye toplumunu hem Suriye devletini güçlendirir. Yine yurttaşlarının da büyük bir güvenle bunu haykırması çok önemli. Bunu kabul etmek çok çok önemli bir şey. Bu hakları bir minnet olarak görmek, ya da her seferinde bu haklarımızı zorla kabul ettirmekten ziyade, devletin kendisinin de ‘bir Arap’ın olduğu gibi bu senin de hakkın ve bunu kullanabilirsin’ demesi gerekiyor. Bu yeniden savaşın çıkmasının, toplumu parçalamasının ve devletin bir kez daha düşmesinin önünü alır.

  • Şam hükümetinin önceki kararnameleri ya da açıklamalarında Kürtlerin dili ve hakkını tanıyacağı yönünde değerlendirmeler yapılıyordu. Bugün onun neden geriye gittiği tartışılıyor ve soru işaretleri var. Buradaki çözüm, Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüyle bağlantılı mı? Türkiye’nin nasıl bir rolü var?

Türkiye’nin Suriye içerisinde rolü ve etkisi var. Burada şimdiye kadar atılan adımların Türkiye tarafından yakinen takip edildiğini biliyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de de böyle bir süreç yürütülüyor. Bakur’da da bir barış süreci var ve yürüyor. Suriye toplumunun, Suriye’de yaşayan Kürtlerin ayrı özgünlük ve özellikleri var. Birbirine yakın özellikler var, ama tümden de aynı diyemeyiz. Bunun için çözüm düzeyini sürekli birbiriyle kıyaslamak, ya da burada ne olduysa orada da aynısının olması gerekir demek yerine Suriye’de provokasyonların önünü alabilecek, yine demokratik siyasetin önünü açacak bir süreç gerekiyor. Türkiye bunu takip ediyor ve bununla adım adım yürüyor. Türkiye hâlâ kendisini Kürt sorununu nasıl çözeceği konusunda ikna etmemiş.

  • Türkiye nasıl ikna olmamış?

Şöyle ifade edeyim, Türkiye’nin “Kürtler kendi kültür ve dillerini anayasa kapsamına alınmadan da konuşabilir ve yaşayabilir. Anayasal olmasına gerek yok,” gibi bir yaklaşımı var. Ama biz bu düşüncenin değişmesini umut ediyoruz. Çünkü kanun ve anayasa kapsamayan her hususun yeniden savaşa yol açma olasılığı var. Ama kanunlaşırsa, silaha artık hiçbir şekilde gerek kalmaz. Hatta varlığı bile artık tehlike olarak görülür. Bu anlamda anayasa ve kanun hususları önemli. Bir diğeri de çözümün rengi. Merkezi mi olacak, olmayacak mı? Şimdi Suriye bir merkezileşmeye doğru gidiyor. İdlib’e bile sorulsa farklı düşündüğünü ve aşırı merkezi olmanın iyi olmadığını söyler. Diğer vilayetlerde de aynı düşünceler var. Bir ara süreçten geçiyoruz kuşkusuz ancak günün sonunda vilayetlere kendi yaşamını örgütleyecek bir inisiyatif verilmezse ve her şey merkezi olursa Suriye içerisinden birileri de yeniden çıkıp böyle yürümez der. Problemlere yol açar. Savaşların önü yeniden açılır. Provokasyonlar gelişir. Yeni Suriye’nin inşası için korkusuzca tartışmalar yürütülmelidir. Merkezi olunmayacaksa bu tartışılabilmeli. Bunlar anayasal konular, bu gündeme geldiğinde bu yönlü ciddi tartışmalar da gelişir.

  • Kürtler her anlamda Ortadoğu’nun olmazsa olmazı mı?

Bu gözler önünde bir durum. Kürt toplumu çok zengin, örgütlü, güçlü, değişim ve demokrasiye açık bir toplum. Bundan dolayı bölgede yaşanan gelişmelerin, bu gelişmelerde Kürt toplumunun da nasıl bir rol sahibi olunduğunun farkında. Bunun için Kürtlerin varlığı, örgütlülüğü, bu dinamik gücü, özgürlük ve demokrasi için harekete geçtiği zaman çok güçlü etki ediyor.

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerinde, Kürtlerin güçlü bir aktör olabilmesi için son derece güçlü bir ulusal birlik vurgusu öne çıkıyor. Kürt ulusal birliğinin önemi nedir?

Şimdi her parçanın kendine göre özgünlükleri var. Çünkü her devletin kendisine göre bir Kürt siyaseti var. Yine her devletin kendi içinde yasaları var. Haklar konusunda elbette her parçada Kürtlerin hakları var. Haklar arasına ayrım koyamazsın. Ancak bu kaotik durumda Kürtlerin her parçanın özgünlüğüne göre ittifakı önemlidir. Kürtlerin haklarını elde etme, kendilerini savunma açısından ulusal birliğin çok önemi var. Bakur’da yürüyen bir süreç varsa buna Kürt ulusal birliğinin desteği çok çok önemlidir. Örneğin barış sürecine dair Başurlu yetkililerden olumlu bir mesaj verildiğinde devlet de dinliyor. Yine burada bir sorun oluştuğunda ortaya konulan tutum, açıklamalar etki ediyor. Genel hatlarıyla sorunun çözümünde Kürt ittifakı çok çok önemlidir.

  • Önümüzdeki dönemde İlham Ehmed parlamenter mi oluyor? Dış ilişkilerden sorumlu mu olacak? Hangi komisyonda yer alacak? Bunlar netleşti mi?

Hâlâ resmi olarak görev alanıma dair bir açıklama yapılmadı. Parlamento çatısı altında hangi komisyonda yer alıp almayacağım biraz da bize kalmış bir şey. Ancak iki önemli komisyon var, bunlardan biri dış ilişkiler komisyonu, bir de anayasa hazırlık komisyonu. Hepsi önemli kuşkusuz, ancak daha aktif çalışılabilecek olan bu iki komisyon. Onun dışında, gelecek açısından bu ülkenin kanunlarının hazırlanması gerekiyor. Her ne kadar parlamento bir geçiş süreci parlamentosu olsa da bu süreçte hazırlanacak anayasanın onaylanması önemlidir. Yine çıkan kanunların üzerinde durulması önemlidir. Böyle önemli bir rolü var.

  • Kürtlerin anayasal hakları, dil hakları vs. yönünde de bir diplomasi mi yürütülüyor?

Evet, anadilde eğitimin garanti altına alınmasını anayasa ve parlamento sağlayacak. Yine bunun dışında kadınlar bu ülkede nasıl bir rol oynayacak, ne gibi haklara sahip olacaklar? Bunlar da parlamentonun geniş çalışma alanları içinde yer alacak.

  • Şam’da sizin de içinde yer aldığınız bir fotoğraf karesi vardı. Suriye’ye baktığımızda kadınların olmadığı yerde şimdi kadınlar açısından nasıl bir değişim olabilir?

Kadınların örgütlü mücadelesinin içinde yer aldığı bir Suriye tarihi var. Birçok kadın kurumu ve hareketler oluştu. Bunların bir kısmı BM desteğiyle, bazıları sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle, bazıları da bağımsız bir şekilde kuruldu. Suriyeli kadınların bir bilinci var. Fakat sistem henüz kapılarını kadınların katılımına açmamış. Kuzey Doğu Suriye’de zengin bir tecrübe var. Bundan sonra da kadınlar Suriye’nin geleceğinde önemli bir rol sahibi olabilir. Bu elbette mücadele istiyor.

  • Türkiye’de özellikle son süreçteki gündemlerden biri de “İlham Ehmed ve Mazlum Ebdî Ankara ve Abdullah Öcalan ile görüşebilir mi?” sorusu…

Biz bu ziyaretin gerçekleşmesini umuyoruz. Bu konuyu Şam yönetimiyle de paylaştık. Hem ilişkilerin geliştirilmesi hem kalan sorunları nasıl çözebiliriz diyalogunu sağlamak için hem de Bakur’daki sürece nasıl destek sunabiliriz ekseninde bu görüşmeler gerçekleşirse iyidir. Ancak şimdiye kadar henüz netleşen bir şey yok.

  • Önümüzdeki dönem daha hızlı sürece evrilebilir mi?

Zaman çok önemli. Zamanı iyi değerlendirmek, cesur, güven verici adımları hızlı atmak önemlidir. Türk devleti nasıl şimdiye kadar adım attıysa, bundan sonra da umut ediyoruz ki daha büyük bir cesaretle geri kalan adımları da atar ve çözüme doğru gidilir. Nasıl ki Suriye içinde bir çözüme gidildiyse, orada da aynı çözümün, aynı adımların ve daha iyi adımların atılmasını umut ediyoruz. Kadınlar için sorunların çözümü çok önemli. Demokratikleşme çok önemli. Umutlarımız çok büyük. Kadınların gücüne inanıyoruz. Toplumların gücüne inanıyoruz. Yeni devlet sisteminde ortak yaşamı öreceğimize inanıyorum.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yağma vardı, kimse mani olmadı

Sonraki Haber

Barışın eşiğinde bir annenin yaktığı kına

Sonraki Haber

Barışın eşiğinde bir annenin yaktığı kına

SON HABERLER

Almanya’da seçimleri aşırı sağcı AfD kazandı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Barışın eşiğinde bir annenin yaktığı kına

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Barış anayasanın gölgesinde yapılmalı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Yağma vardı, kimse mani olmadı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Şengal Halk Meclisi’nden Bağdat toplantısına tepki: İrademiz yok sayılamaz

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Girne açıklarında batan gemiden bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Netanyahu’dan İran’a tehdit: Hayal bile edemeyeceği bir darbe alacak

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır