• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
31 Ekim 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Müftüoğlu

Barış bu bütçenin neresinde?

30 Ekim 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Özgür Müftüoğlu, Yazarlar

İktidar çevrelerinin “Terörsüz Türkiye”, demokratik kamuoyunun ise “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırdığı sürecin başlamasıyla birlikte, toplumsal barış umudu yeniden yeşerdi. On yıllardır süren savaşın insani bedeli hiçbir şeyle ölçülemez elbette; barışla umutlanmanın en önemli nedeni de gençlerin ölmeyecek, evlere ateş düşmeyecek olmasıdır. Birlikte yaşayan halklar arasında çatışmanın son bulmasıyla beraber başta Kürt halkı olmak üzere ayrımcılığa uğrayan kesimlerin artık eşit yurttaş olarak görüldükleri bir demokrasinin önünün açılacağı beklentisini de göz ardı etmek mümkün değildir kuşkusuz. Bunların yanı sıra barış beklentisinin yarattığı bir umut daha vardı ki o da 40 yılı aşkın süredir devam eden savaşın toplum tarafından ödenen mali bedelinin toplumun ihtiyaçları için ayrılabilecek olmasıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz 29 Temmuz’da gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada çatışma sürecinin bedelinin toplam 2,3 trilyon doları geçtiğini bunun yıllık karşılığının ise yaklaşık 50 milyar dolar olduğunu söylemişti. Kürt sorunun çözümü için atılan adımların başarıyla sonuçlanmasının ülke ekonomisine olumlu yansıyacağını dile getiren Erdoğan, “Kazanan 86 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacaktır, millet olacaktır. İş adamı kadar emekçi kardeşlerimiz de, çiftçilerimiz kadar turizmcilerimiz de kazanacak. Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak.” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan’ın verdiği rakamların maddi büyüklüğünü daha iyi anlamak için şu karşılaştırmayı yapabiliriz: 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nde bütçeden yapılacak harcamaların toplamı 590 milyar dolar civarındadır yani çatışma sürecinin Türkiye halkına maliyeti olan 2,3 trilyon dolar, 2027 bütçesinin yaklaşık 4 katına karşılık gelmektedir. Bunun bir yıla tekabül eden miktarı olan 50 milyar dolar ise Kanun Teklifi’nde eğitime ayrılan miktarın üzerindedir.

Devletin tek ve tam yetkili makamının, savaşın maliyetini rakam olarak da ifade eden ve barış sürecinden tüm toplumun kazanacağını belirten açıklamasının hemen 2-2,5 ay sonrasında hazırlanan bir bütçeden ne beklenir?

Bu açıklamanın ardından beklenen, savunma, silahlanma ve güvenlik harcamalarının düşürülmesi, buna karşın açlık ve yoksullukla cebelleşen toplumun geniş kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak, gelir ve servet eşitsiziliğini bir nebze olsun azaltacak düzenlemelerin (vergi adaletinin sağlanması ve sosyal harcamaların arttırılması gibi) yapılması olacaktır elbette.

Oysa iktidar, çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması için somut hiçbir adım atmadığı gibi TBMM’ye sunulan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ni de -bırakın barışı ve halkın bundan kazanım sağlamasını- tam bir “savaş ekonomisi” yaklaşımıyla hazırlamış. Bu bağlamda 2 trilyon 206 milyar lirası savunma harcamaları, 1 trilyon 248 milyar lirası ise iç güvenlik harcamaları için olmak üzere savunma ve güvenliğe ayrılması öngörülen kaynak toplam olarak 3 trilyon 454 milyar liraya (yaklaşık 70 milyar dolar) ulaşıyor. Buna göre 2027 için bütçeden savunma ve güvenliğe ayrılacak pay 2026’ya göre yüzde 60’dan fazla arttırılıyor. Öte yandan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın bütçe sunumunda da belirttiği üzere Milli Savunma Bakanlığı bütçesine ilişkin ödeneklerde silah, mühimmat, silah sistemleri ve diğer savunma araçlarının alımlarında %229 artışa gidiliyor.

Savunma, silahlanma ve güvenlik harcamalarında planlanan devasa artışa karşılık genel bütçe içinde eğitim için öngörülen artış 2026’ya göre yüzde 26,5 olurken, sağlıkta bu oran yüzde 33,4 olmuş. Bu artış oranlarıyla birlikte bütçe giderleri içinde silahlanma ve savunmanın payı yüzde 12,6’ya ulaşırken 86 milyonun sağlığı için ayrılan pay yüzde 7,8’de eğitim için ayrılan pay ise yüzde 11 civarında kalmış.

Bütçe Kanun Teklifi’nin Genel Gerekçe kısmında iç güvenlik konusunda herhangi bir gerekçeye yer verilmezken savunma ve silahlanmaya ayrılan pay şöyle gerekçelendirilmiş: “Ülkemizin bulunduğu stratejik coğrafya ve çevresindeki güvenlik riskleri dikkate alınarak savunma kapasitemizin güçlendirilmesini sağlamak, savunma sanayii teknolojilerinin sivil alandaki uygulamalar ile etkileşiminin artırılmasını ve teknoloji yoğun sivil alımlarda yerli ve milli savunma sanayiinin yeteneklerinden yararlanılmasını teşvik etmek, yerlilik oranının yükseltilmesini ve katma değerli ihracatın desteklenmesini sağlamak,”

Türkiye’nin kuzeyinde (Rusya- Ukrayna), doğu ve güneydoğusunda (ABD, İsrail-İran) ve ayrıca Ortadoğu’da süregelen savaşlarla çevrili bir coğrafyada bulunduğu yadsınamaz elbette. Ancak böyle bir coğrafyada NATO’nun ileri karakolu olmaya soyunmak; Mekke Anlaşması’yla Körfez’de kendisiyle doğrudan ilgili olmayan ve akıbeti belirsiz bir savaşa taraf olma riskine girmek; Ortadoğu’da barıştan uzak politikalar izlemek ve silah sanayini ekonominin dinamosu haline getirmeye çalışmak, siyasi iktidarın tercihidir. Bu tercih, “savaş ekonomisi”ni uygulamayı kaçınılmaz hale getirir. Kaldı ki iktidar temsilcilerinin her fırsatta vurguladığı gibi Türkiye halklarını umutlandıran sürecin başarısı Ortadoğu’daki gelişmelerle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla Ortadoğu’da barış politikalarından kaçınmak, içerde de barışı zora sokacaktır. Zira bütçede -gerekçe de belirtilmeden- iç güvenlik için ayrılan payın büyüklüğü, toplumsal barışın tesisi konusunda umutları azalttığı gibi her alandaki toplumsal mücadelelere yönelik baskıların artacağını da düşündürmektedir.

2027 Bütçe Kanun Teklifi’nden anlaşılan, geçtiğimiz 40 yılı aşkın sürede olduğu gibi savunma ve güvenlik adı altında savaş politikalarının maliyeti, yüksek vergilerle, düşük sosyal harcama ve düşük ücretlerle halka ödetilmeye devam edecektir. Buna son vermenin yolu ise demokrasi ve barışı ısrarla savunarak, mücadele etmekten geçmektedir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Aile mi, güvenlik mi, zulüm mü?

Sonraki Haber

Sonların kıyameti

Sonraki Haber

Sonların kıyameti

SON HABERLER

Kürt şair Tekin Ağacık adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

Bütçede kadın ve barış yok

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

103. yılında cumhuriyet ve demokratik dönüşüm sorunu

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

Araba çılgınlığına dair…

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

Qenxal coğrafyası siyanüre boğulacak

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

Sonların kıyameti

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

Barış bu bütçenin neresinde?

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır