Erdoğan NATO için askeri harcamaları yüzde ikiden yüzde beşe çıkaracağını açıkladı. Bunun maliyeti 80 milyar dolar oluyor. NATO bile 2035’kadar süre vermiş, cumhurbaşkanı ise biz o işi 2030’da bitiririz diyor. Ne bonkörlük ve tez canlılık değil mi? Askeri harcamalara ne kadar kolay zam yapabiliyormuş meğer bizimkiler.
DİSK’in araştırmasına göre, özel sektörde tam olarak asgari ücret (28.000 TL) alan 8,4 milyon kişi var. Bu ücretlerin Emekçi Hareket Partisi’nin söylediği gibi 70 bin civarına yükseltilmesi için de 80 milyar dolar gerekiyor. Demek ki o kaynak; NATO’nun dümen suyuna girmek üzere kullanılmak yerine, emekçiler için kullanılsa, memleket refaha ulaşacak tek kalemde.
Hesap ortada, seksene seksen. Ama Aşık Veysel diyor ki: “Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa.” Aynı onun gibi “tercihler başka başka olmasa”.
Biz işçinin ücretine, emeklinin aylığına zam yapın dediğimizde kırk dereden kırk su getirenler; askeri harcamaları derhal yüzde ikiden yüzde beşe çıkarabiliyor.
Senenin başından beri gerçekleşen enflasyon %18. Asgari ücretin %18’i 5.000 TL oluyor. 5.000 liramız uçmuş gitmiş durumda. Onlar için yüzde beşe çıkmak, hem de beş yıl önce çıkmak belli ki çok kolay. Ne acıdır ki biz yoksuluz, bizim kaybedebilecek beş bin liramız yok, beş bin liralık canımız yok.
Çocuklar bizim mirasımızı reddedecek
Yurttaşlarımız gelirini ücret olarak alamayınca, aylık olarak alamayınca, maaş olarak alamayınca ne oluyor? Boğazlarına kadar borca boğuluyorlar. Memleketimizde toplam tüketici borcu bakiyesi 6 trilyon 400 milyar lira. Bu eder 128 milyar dolar. Bizim ülkemizin diğer ülkelere borcu ise 200 milyar dolar. Görüyor musunuz bizim ülkemizin diğer ülkelere borcu kadar borçlandırılmış ülkedeki yurttaşlarımız? Yurttaşlarımız bir ülkenin diğer ülkelere borçlandırıldığı kadar borçlandırılmış finans kuruluşlarına. Finans kuruluşları yurttaşlarımızı müstemleke (sömürge) haline getirmiş. Ücret yok, aylık yok, maaş yok ama borçlandırma var. Sonra da diyorlar ki, halk neden belini doğrultamıyor?
Emekliler torunlarına harçlık veremiyor diye hayıflanıyorduk hep. O geçmişte kaldı ve o günlerimiz iyiymiş. Şimdiki anne babaların çocuklarıyla ilişkisi çok daha kötü. Sadece harçlık ve gelecek veremiyor değiliz çocuklarımıza. Harçlığı bir kenara koyun, biz bıraka bıraka çocuklarımıza, bol miktarda borç yükü bırakacağız. Bu gidişle çocuklarımız bizi ve bizim mirasımızı reddedecek. Çünkü bizim mirasımız ancak koca bir borç.
İnsanlar eskiden doğayla boğuşurken ne düşünüyordu. Karnım doysun ve başımın üstünde bir dam olsun. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Altı ay bir güz gittik. Dönüp arkamıza bir de baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz. Şimdi 2026 yılına geldik. Yine karnımız doysun ve başımızın üzerinde bir dam olsun diye düşünüyoruz. Maalesef ikisi de yine yok. Açlık sınırının yani 36 bin liranın altında ücret alıyoruz ve bir ay boyunca çalışıp şehirdeki bir evin kirasını ödeyemiyoruz.
Sanki sadece çalışmak ve ev kirası ödemek için doğmuşuz.
Bir ev alayım, gidip lokantada bir yemek yiyeyim keyifle diyebilen kalmadı.
Bu ortak meselemiz, ülke meselesi.
Asgari ücret ve ona yakın ücret alanlar 20 milyon
Toplam 32 milyon çalışan var. Asgari ücret ve onun yakınında ücret alanların sayısı ise 10 milyon. Yalnızca 2 milyon işçi toplu iş sözleşmesi hakkını elde etmiş olmakla beraber sendikalı. Bu gidişatta asgari ücret alan milyonların meselesine el atılmadan, sadece sendikalı olan işçilerle işçi sınıfının mücadelesi verilemez.
İşçiler ve kamu emekçileri ayrımı olamadan. Sendika ve sendikasız işçiler ayrımı olmadan, ortak hedefler üzerinden, ortak bir mücadele verilmelidir. Sarı sendikaların ve sarı siyasetçilerin tüm engelleme girişimlerine rağmen bu başarılmalıdır.
İşçi sınıfının birliği, dayanışması ve kardeşliği budur.
Ayrılık ve gayrılık ileri sürülemez.









