12. Yargı Paketi çocuklar, kadınlar, LGBTİ+’lar için daha fazla hak gaspı, yoksulluk, yok sayma içeriyor. Yıldız Tar, paketin bir kuşatma belgesi olduğunu söylerken, Yelda Koçak ise usulün hukuka ve anayasaya aykırı olduğunu vurguladı
Duygu Kıt
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 2026-2035 yılları, “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edilmişti ve bu Resmi Gazete’de de yayımlanmıştı. Yoğun hak gasplarını içeren her yeni ‘aile yılı’ ilanı sonrası ilk dalga 12. Yargı Paketi adıyla gündeme taşındı. “Ceza infaz sisteminde yapılması planlanan değişiklikler, yargı süreçlerinin hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler ve af” iddialarıyla birlikte gündeme getirilen 12. Yargı Paketi, birçok önemli hak gaspına zemin sunuyor. “Aile Yılı” olarak ilan edilen 2025’te, 11. Yargı Paketi, miras ve nafaka hakkını hedef alan çeşitli düzenlemeler, kadınların ve LGBTİ+’lerin kazanılmış haklarıyla birlikte yaşam hakkını da hedef almıştı. Kadın ve LGBTİ+ örgütleri düzenlemeye karşı birçok kentte eylem yapmaya hazırlanırken, suça sürüklenen çocuklar ve af tartışmalarıyla çekici kılınmaya çalışılan 12. Yargı Paketi’nin içeriğini ve itirazları KaosGL.org Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Yıldız Tar ve feminist avukat Yelda Koçak ile konuştuk.
‘Eşine az rastlanır bir düşmanlık’

Yıldız Tar, bir yandan ‘yeni bir barış süreci’ tartışılırken, diğer yandan masaya sürülen 12. Yargı Paketi’yle birlikte iktidarın toplumsal barış tasavvurunun dışlayıcı ve tehlikeli olduğunu gözler önüne serdiğine işaret etti. Tar şunları söyledi: “Milyonların hayatını doğrudan etkileyecek olan torba yasa tasarısı, başta LGBTİ+’lar, kadınlar ve çocuklar olmak üzere tüm toplumu zapturapt altına almayı hedefleyen bir kuşatma belgesidir. Paketin ana omurgasını, eşine az rastlanır bir LGBTİ+ düşmanlığı oluşturuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini ve LGBTİ+ varoluşunu “genel ahlaka aykırılık” ve “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranış” gibi muğlak ve baskıcı kavramlarla kriminalize eden bu taslak, temel hak ve hürriyetleri doğrudan askıya alıyor. Düşünün ki; aynı cinsiyetten kişilerin el ele tutuşması, karşıt cinsiyeti temsil ettiği iddia edilen kıyafetler giyilmesi veya bir gökkuşağı rozeti taşınması dahi 1 ila 3 yıl arası hapis cezasıyla cezalandırılmak isteniyor.”
‘Organize bir cadı avı’

Tar, paketin dayandığı akıl dışı ve bilimden uzak temellerden birinin, LGBTİ+ varoluşunun ‘özendirilebilir’ veya ‘teşvik edilebilir’ bir şeymiş gibi sunulması olduğuna dikkat çekti. Tar, “Şunu çok net ifade etmek gerekiyor; cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği dışarıdan aşılanabilecek bir tercih, bir heves veya bir propaganda aracı değildir; insan gerçekliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir varoluşu ‘özendirilen bir suç’ gibi kurgulamak kesinlikle mümkün değildir. Hal böyleyken; aynı cinsiyetten kişilerin el ele tutuşmasını, makyaj yapmasını, bir sanat eserini sergilemesini veya sadece bir gökkuşağı rozeti taşınmasını ‘özendirme ve genel ahlaka aykırılık’ bahanesiyle 1 ila 3 yıl arası hapis cezasıyla cezalandırmak, hukukun değil, ancak organize bir cadı avının konusu olabilir” diye konuştu.
‘Sivil toplum susturulacak’
Paket içeriğinin bunlarla yetinmeyerek transların beden bütünlüğü ve sağlık hakkının doğrudan devletin tekelinde bir işkenceye dönüştürüleceğini aktaran Tar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cinsiyet uyum sürecine başlama yaşı 25’e çıkarılırken, çocuk sahibi olan transların bu sürece erişimi kalıcı olarak engelleniyor. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği ‘üreme yeteneğinden yoksun kalma’ şartı yeniden ön şarta dönüştürülerek, kişiler zorla kısırlaştırma gibi zalimane müdahalelere maruz bırakılıyor. Kendi rızasıyla hukuki tanımanın dışında ameliyat olan kişiler ile bu işlemi gerçekleştiren hekimler ağır hapis cezalarıyla (hekim için 3-7 yıl, ameliyat olan kişi için 1-3 yıl) tehdit ediliyor. Örgütlenme özgürlüğü de hedefe konarak, tüzüğünde veya sosyal medyasında LGBTİ+ haklarını savunan derneklerin yöneticilerine hapis cezası getirilmesi ve sivil toplumun tamamen susturulması planlanıyor.”
‘Mahkûmiyet dayatılıyor’
Ancak söz konusu taslak yalnızca LGBTİ+’ları hedef almıyor. Tar bu durumu şöyle açıklıyor: “İktidar aklının totaliter bir yansıması olarak paket, toplumun tüm dezavantajlı kesimlerine saldırıyor. Suça sürüklenen çocukları koruyan, onları suça iten ekonomik ve toplumsal koşulları dönüştüren politikalar üretmek yerine; çocuklara verilen cezaları artıran ve çocuğun üstün yararını ihlal eden bir güvenlikleştirme politikası dayatılıyor. Eş zamanlı olarak, yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilerek, kadınlar ekonomik şiddete ve ev içi şiddet döngüsüne mahkum edilmek isteniyor. Üstelik sosyal medya platformlarında kimlik doğrulama zorunluluğu getirilerek dijital bir fişleme sistemi kuruluyor ve toplumun nefes borusu olan ifade özgürlüğü ile anonim kalma hakkı tamamen boğulmak isteniyor.”
‘Hukuk silah haline geldi’
“Siyasi iktidar, yalnızca peş peşe getirdiği bu yargı paketleriyle değil, önüne koyduğu nihai anayasa hedefiyle de Cumhuriyetin ikinci yüzyılını kurumsallaşmış faşizan bir yönetim anlayışıyla şekillendirmek istiyor” diyerek sözlerini sürdüren Tar, “Daha önce 10. ve 11. Yargı Paketlerindeki benzer saldırıları, hak örgütleri ve sivil toplum olarak gösterdiğimiz güçlü dayanışmayla nasıl püskürttüysek, insan onuruna aykırı bu 12. Yargı Paketi’ni de aynı kararlılıkla reddediyoruz. Yaşamlarımızı ve haklarımızı pazarlık konusu yapmayacak; eşit, özgür ve onurlu bir arada yaşamı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Nihayetinde önümüzdeki bu karanlık tabloyu sadece münferit bir yasal gerileme ya da alelâde bir torba yasa mantığıyla okuyamayız. Karşımızda duran şey, faşizmin kurumsallaştırılması yolunda atılmış bilinçli, soğukkanlı ve stratejik bir adımdır. Toplumsal muhalefeti bölmek, hak arama yollarını bütünüyle tıkamak ve kamusal alanı mutlak kontrol altına almak için hukuk ve yasama, doğrudan bir kitle imha silahı olarak kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
‘Yan yana durmak elzem’
Tar, LGBTİ+ düşmanlığının, faşizmin kurucu bir işlevi olduğuna vurgu yaparak, “Bugün LGBTİ+’ların en temel insani varoluşunu suçsallaştırmak, tüm topluma verilecek en büyük gözdağıdır” dedi. Tar sözlerini şöyle sürdürdü: “Faşizm, her zaman kendisine ‘makbul ve yerli’ olmayan ideolojik bir ‘düşman’ yaratır ve toplumun rızasını bu kurgusal düşmanlık üzerinden örgütler. Aile, ahlak ve beka söylemleri arkasına saklanan bu organizeden de öte kurumsal nefret rejimi, inşa edilen faşizan sistemin asli harcı niteliğindedir. Tam da bu yüzden, faşizmin kurucu bir öğesi haline gelen bu nefret politikalarına karşı, bu topraklarda gerçekten ‘demokratik cumhuriyeti’ inşa etmek isteyen her bir öznenin, her bir yapının aynı tarihsel sorumlulukla karşılık vermesi gerekiyor. LGBTİ+’ların özgürleşmediği, kadınların kazanımlarının gasp edildiği, çocukların güvenlikçi politikalara kurban edildiği bir coğrafyada ne toplumsal barıştan ne de demokrasiden söz edilebilir. Faşizmin kurumsallaşma adımlarına karşı tek panzehir, ayrımcılığa karşı ama’sız ve fakat’sız bir şekilde demokratik cumhuriyet zemininde yan yana gelmektir.”

Yıldız Tar: “Demokratik bir toplum inşası ve gerçek bir toplumsal barış, toplumun bir kesimini yasal yollarla kriminalize ederek, yok sayarak ve hapse atarak sağlanamaz. Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı bir barış için atılacak adımlar, eşit yurttaşlık zemininde yükselmek zorundadır. LGBTİ+ düşmanlığını kanunlaştıran, kadınların kazanılmış haklarını gasp eden ve sivil toplumu tasfiye eden bir iktidar pratiği ile karşı karşıyayız.
‘Usul anayasaya aykırı’

Avukat Yelda Koçak ise öncelikle yargı paketlerinin hazırlanış biçimine ilişkin itirazlarını dile getirdi. Temel kanunlarda yapılacak değişikliklerin torba yasa yöntemiyle gündeme getirilmesini eleştiren Koçak, “Konuşulan yargı paketlerinin mantığının hukuka ve anayasaya aykırı olduğunu belirtmek önemli. Bunu kanıksamayacağız, kabullenmeyeceğiz. Çünkü temel kanunlar dediğimiz medeni kanun, ceza kanunu ya da çok daha önemli ticaret kanunu, borçlar kanunu da olsa genel düzenleyici kanunlara ilişkin düzenlemelerin torba yasa usulü dediğimiz, yargı paketlerinin içerisine konması usulünü doğru bulmuyoruz. Bu usul hukuka ve anayasaya aykırıdır. Kanun yapma tekniğine de aykırıdır” dedi.
‘Kadınlara savaş açıldı’
Paket içerisinde birbirinden bağımsız birçok düzenlemenin bir arada ele alındığını belirten Koçak, özellikle kadınlar ve LGBTİ+’ları ilgilendiren maddelere dikkat çekerek şunları söyledi: “12. Yargı Paketi’nde örneğin IBAN kullandırtma, IBAN kiralama gibi suç ve ekonomik suçlarla ilgili olan bir düzenlemeyle, aile hukukunda arabuluculuk ya da kadınların kazanılmış hakkı olan nafaka hakkı gibi medeni hakların bir arada tartışılıyor olması usulünü kabul etmiyoruz. Onun haricinde pakette kadınları ve LGBTİ+’ları ilgilendiren çok kritik öneriler var. Bu yargı paketi taslağının -kimin tarafından yazılıp kimin tarafından paylaşıldığını da henüz bilmiyoruz- geri çekilmesi gerekiyor. Çünkü adeta LGBTİ+ varlığına saldırı anlamına gelecek, onların varlıklarını yok sayacak öneriler var. Esas ve en can alıcı konulardan biri ise yoksulluk nafakası. Anayasa Mahkemesi kararının yoksulluk nafakasının süresiz olmasına ilişkin iptal kararından sonra alelacele 12. Yargı Paketi’nde düzenleme yapılmış olması da esasında bu ülkedeki yoksul kadınlara açılan bir savaştır.”
‘Son derece kaygı verici’
Koçak, son olarak şunları söyledi: “Kadınların kendi soyadını taşıma hakkına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi’nin lehe verdiği karar, Anayasa Mahkemesi’nin meclise verdiği 9 aylık sürenin de geçmiş olmasına rağmen halen kadınların lehine bir düzenleme yapılmamışken, yine Anayasa Mahkemesi’nin diğer birçok özgürlükçü kararı Can Atalay, Osman Kavala kararı, Demirtaş AİHM kararları gibi kararlar uygulanmazken, yoksul kadınların nafaka hakkına göz diken bir kararın uygulanması için alelacele torba yasa yargı paketinde düzenleme yapılmasını kınıyoruz. Yine aile hukukunda arabuluculuk olduğu iddia ediliyor. Çeşitli söylentiler var. Biz paketin kadın erkek eşitsizliğini göz önünde bulundurmaksızın, kadınların aleyhine bir düzenleme olacağını düşünüyoruz. Kadınlar açısından son derece kaygılıyız.”









