Saray borazanı A.Selvi, Colani isimli DAİŞ’çi teröristin Halep’te elde ettiği “zaferden” sarhoş olmuş, Kürt halkının Fırat’ın Doğusundan da “süpürüleceğini” okurlarına müjdeli haber olarak veriyor.
“Süpürgeci” Saray rejiminin somut durumu ne?
10 milyon kumar bağımlısı.
15 milyon uyuşturucu bağımlısı.
24 milyon borcunu ödeyemeyen icralık.
Artık asgari ücretlilerin ve emeklilerin açlıkla boğuştuğuna dair rakamlara gerek bile yok. Bu rakamlara en fazla 2026 yılı bütçesinin bir buçuk trilyon lira açık verdiğini eklemek yeter.
Adeta dokunsan yıkılacak hale gelmiş şu siyasi yapının nasıl ayakta durduğunu iyi teşhis etmek gerek. Teşhis nedir? Muhalefetin her tarafı dökülen Saray’a “dokunmaması”.
CHP’nin 80 mitingini yüzbinler dolduruyor diyebilirsiniz. Evet dolduruyor. Nereyi dolduruyor? Miting alanlarını. Çok tuhaf: Haftanın iki günü yüzbinler etrafı CHP’liler tarafından çizilmiş “miting alanlarının” dışına çıkamıyor. Önlerine konan hedef “erken seçim”. Ama seçime nasıl gidileceği hakkında tek söz yok. Özel, Erdoğan’ı kah erken seçime, kah İstanbul’da büyükşehir belediye seçimine davet ediyor. Erdoğan daveti duymuyor bile. AKP kendi “süreç içinde faşizm” yoluna devam ediyor, CHP de mitinglere ve TBMM’de “nöbetlere” devam ediyor.
Sonuç CHP Saray’ın çürümüş duvarlarına dokunamıyor.
Dem Parti’ye gelince…
Dem Parti çözüm sürecine kilitlenmiş. Süreci hızlandırmaya çalışıyor, ama güç yettiremiyor. Çünkü Dem Parti’den başka süreci hızlandırmak için hiç kimse çaba harcamıyor. Hızlandırmak şöyle dursun, süreci geriletme çabaları her geçen gün daha etkili oluyor. CHP, Özgür Özel grubunun tüm çabalarına karşın, adım adım İyi Parti’nin, Zafer Partisinin, norm dışı devletin ve CHP’nin içinde ve medyasında yuvalanmış çözüm düşmanı müfrit ulusalcıların etkisine giriyor.
Sonuçta CHP çözüm sürecinin dışına doğru savrulurken, Dem Parti de Saray rejimine karşı eylemli muhalefetin dışında pasif bir güce dönüşüyor. Saray rejimi çözüm sürecini Dem Parti’yi pasifize etme amacına bağlamış, “ya yerinizde oturursunuz ya da müzakere masasını devirir, İmralı’da yeniden tecritle Öcalan’ı sustururuz” şantajıyla Kürt halkını “beklemeye” mahkum ediyor.
Saray bu “post-modern darbe süreciyle” içeride demokratik halk muhalefetini parçalıyor, dışarıda ise YPG’yi yalnızlaştırarak Rojava devrimini yıkmaya çalışıyor.
Ne yapmalı? Bu açmazdan nasıl çıkmalı?
CHP kendi derdine düşmeye devam eder ve Dem Parti bu şantaj karşısında pasifize olursa, çözüm süreci “demokrasisiz”, dolayısı ile “güvencesiz” geçici ve kırılgan bir “savaşsız Türkiye” hedefiyle sınırlı kalarak amacından uzaklaşır. Demokrasisiz barış ve barışsız demokrasi mümkün değildir.
Olur mu olmaz mı bilmem ama olması gereken şudur:
Muhalefet “ya çözüm süreci ya erken seçim” hedefinde birleşmelidir. Erken ya da zamanında bir seçimin demokratik, hilesiz hurdasız yapılması çözüm sürecinin demokratikleşmeye yol açmasına doğrudan bağlıdır. Çözüm sürecini demokratikleşme sürecine yönlendirmek ise, Saray rejimini “erken seçim” talebiyle baskı altına almadan gerçekleşemez. CHP’nin çözüm sürecine formel değil, var güçle müdahil olması, Dem Parti’nin de “şantaja” boyun eğmeksizin Sarayı CHP’ye yönelik darbeden vazgeçirmek için “erken seçim” talebiyle zorlamasına bağlıdır.
Ne CHP’de Özgür Özel’in TBMM Komisyonunda kalacağız demeçleri çözüm sürecinin ilerlemesine yol açar, ne de Dem Parti’nin CHP’ye yönelik baskılara karşı demeçleri bir işe yarar. Gelinen aşamada “demeç” değil, örgütlü, birleşik muhalefetin “eylemli” gücü sonucu belirleyecektir.
Hiç kuşkusuz CHP tabanında müfrit ulusalcıların Kürt düşmanı ajitasyonu böyle bir muhalefet cephesinin kuruluşunu önleyen ciddi bir etkendir. Aynı zamanda CHP’li müfrit solcuların Saray rejimiyle birlikte yürüttükleri Kürt düşmanı ajitasyon Kürt halkının CHP tabanıyla birleşmesinin önünde büyük bir engeldir.
Bu engelleri aşmanın yolu, hem Türklerin anavatanının, hem de Kürtlerin anavatanının dünya savaşı koşullarında tehlikeye girdiğini, tarihin bu evresinde Türk ve Kürt halklarının yeniden kardeşleşmesi dışında çıkış olmadığını hem CHP’nin, hem de Dem Parti’nin kendi kitlelerine kavratmasından geçmektedir.
Belki iş işten geçmiştir. Dışarıdan bakan bir göz olarak somut durumu işin içinde olanlar kadar kavrayamamış olabilirim. Ama şu bir gerçektir: CHP kendi “mitinglerine” hapsolduğu ve Dem Parti “çözüm sürecinde” pasifize edildiği durumda çözüm sürecinin başarıya ulaşması bir yıllık oyalama sonunda görüldüğü gibi mümkün görünmemektedir.
Ama eğer kimileri AKP ve MHP’yi böyle bir Türk-Kürt kader birliğine ikna etmek CHP’li kitleleri ikna etmekten çok daha kolay diyorsa, onlara bu “ikna yolunda” başarılar dilemekten başka elimden bir şey gelmez.









