Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın çağrıcılarından Diba Keskin ile konuştuk:
- Yeni bir yüzyılda Türkiye’nin önünü açabilmek, bütün halkların, inançların, fikirlerin söz sahibi olabilmelerini garanti altına almak için cumhuriyetin demokratikleşmesi gerek. Bizim çağrımız yeni yüzyılda cumhuriyetin demokratikleşmesi çağrısıdır
- Biz Demokrasi Toplum Süreci derken sadece Kürt için demokrasiyi kastetmiyoruz. Bütün halklara, fikirlere, inançlara demokrasi istiyoruz. Eğer totalda bir demokrasi olmasa, sadece bir tarafa yönelik iyileştirmenin de daimi olamayacağını Kürt siyaseti çok iyi görüyor
- Türkiye tarafının anlamadığı bir şey var. Kürk halkı gerçekten Abdullah Öcalan’a güveniyor. Bu net. Ama Kürtler sürece temkinli yaklaşıyor. Herkes bize diyorlar ki aman temkinli olun. Buzda yürüyorsunuz. Her an buz kırılabilir. Şimdi böyle bu duygu hakim
Hüseyin Kalkan
Cumhuriyet ikinci yüzyılına da baskı ve çatışmalarla girdi. Partilere müdahale ediliyor, belediyelere kayyım atanmaya devam ediliyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başladığı Barış ve Demokratik Toplum sürecine rağmen çözüm için hanhangi bir adım atılmıyor. Türkiye’nin sorunlarının demokrasi içinde çözülmesi gerektiğini düşünen bir grup aydın ve siyasetçi geçtiğimiz günlerde bir konferansın çağrısını yaptı. Çağrıcıların ‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ ismini verdiği bu konferans, 13-14 Haziran’da İstanbul’da yapılacak ve önemli başlıklar tartışılacak. Konferanstan önce çağrıcılardan siyasetçi ve eski belediye başkanı Diba Keskin konferana dair sorularımız yanıtladı.
Çağrı herkesedir

Diba Keskin, neden bir konferansa ihtiyaç olduğunu şu sözlerle açıklıyor: “Şu anda yaşadığımız Türkiye şartlarında demokrasi adına insanların kendini rahat hissedebildiklerini, ötekilerin varlıklarını hissettikleri, saygı duyulduklarını, herkesin kendini bu Cumhuriyet’in içinde rahat hissettiği bir dönem yaşamıyoruz maalesef. Aynı şekilde Türkiye’nin demokrasisi açısından da, Türkiye’de yaşayan tüm halkların yaşam koşulları açısından da hukuk açısında da rahat değiller. Yeni bir yüzyılda Türkiye’nin önünü açabilmek, siyasetin önünü açabilmek, Türkiye’de bütün halkların, inançların, fikirlerin bu siyasetin içinde söz sahibi olabilmelerini garanti altına almak için cumhuriyetin demokratikleşmesi gerek. Bizim çağrımız yeni yüzyılda cumhuriyetin demokratikleşmesi gerektiğini belirten sivil bir çağrıdır. Ancak CHP hakkında verilen mutlak butlan kararı nedeni ile basında yeteri kadar yer almadı, kamuoyu bu demokratik çağrıyı yeteri kadar tartışamadı.”
Kolektif bir caba
Keskin, konferansın hazırlık çalışmalarının kolektif yürütüldüğünü, birçok konuğun önemli başlıklar tartışacağını belirtiyor. Konferansın iki gün süreceğini belirten Keskin, hazırlık çalışmaları konusundan şunları söylüyor: “Konferansımız 13-14 Haziran’da olacak, iki gün sürecek. Çağrıcı heyetin ortak kararlaşmalarıyla çağrılacak kişiler belirlendi, onlara davetler gitti. Tartışılacak, konuşulacak konular belirlendi. İki gün boyunca insanlar gelecekler, fikirlerini, düşüncelerini bizlerle paylaşacaklar. İkinci günün sonunda da bir forum olacak, orada da yine siyasiler de olacak, tabi ki aydınlar da olacak, yazarlar da olacak, sivil toplumda çalışan insanlar da olacak. Türkiye toplumunda tanınan, bilinen, gerçekten Türkiye’ye dair, Türkiye’nin geleceğine dair, yarına dair kaygısı, endişesi, umudu, düşüncesi olan ve bunu paylaşmak isteyen herkes çağırıldı. Herkes burada fikirlerini bizimle paylaşacak. Aynı zamanda konferansımız açık da olacak. İsteyen katılabilecek. Sivil toplum örgütlerine, derneklere, sendikalara, partilere gideceğiz, onlar hepsi davetli olacaklar. Gelen insanlar da bizimle fikirlerini paylaşacaklar, doğrusu biz de merakla paylaşacağız. Ben kendi adımlarımı hakikaten merak ve heyecanla bekliyorum. Bizim böyle bir çalışmaya ihtiyacımız vardı, bunu İstanbul’da yapıyoruz.”
Bir yüzyılı tartışmak
Konferansın geçtiğimiz yüzyılı tartışılacağını, yeni yüz yıla dair de önerilerini ortaya koyacağın söyleyen Keskin, şöyle devam ediyor: “Aydınlarımızla, yazanlarımızla Cumhuriyetin handikaplarını, cumhuriyetin sorunlarını, cumhuriyetin çözemediği sorunları, sıkıntıları, Türkiye’nin ayağına dolanan, sorun olan, Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesini engelleyen konuları tartışacağız. Bu konular belirlendi, kişilere de iletildi, konu başlıkları belirlendi, gönderildi. Ama tabi ki Türkiye’nin demokratikleşmesi, eşitlik sorunu, ekonomi sorunu, ekoloji sorunu, farklı inançların kendilerini ifade edememe sorunu, farklı kimliklerin, Hanefi, Sünni ve Türk dışındaki kimliklerin cumhuriyette yeterince yer bulamama sorunları, bunlar hepsi konuşulacak. Ve yeni yüzyılda kurulacak cumhuriyetin daha demokratikleşmesi babında neler yapılabilir, bunun üzerine tartışmalar yapılacak.”
Demokrasi veya Kürt sorunu
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin konferansta önemli bir başlık olarak tartışılacağını belirten Keskin, Kürt sorunu tartışılmadan demokrasi sorununun tartışılmayacağın söylüyor. Kesin, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Barış ve Demokratik Toplum süreci tabi ki tartışılacak, zaten bizim amacımız da bu sürecin toplumsallaşmasına destek olmaktır. Sürecin sadece siyasetin üstünde değil, tabanda da karşılık bulması. Toplumun bu konudaki desteğini, adeta siyasete ön açıcı adımını atabilmesi için yardımcı olabilmektir. Aslında bir fikir teatisi, fikir alışverişi babında bunlar konuşulacak. Mesela inançlar sorunu tartışılacak, mesela ekoloji sorunu tartışılacak. Şimdi biz barış ve demokrasi sürecini, gündemini konuşurken barış ve demokrasi süreci sadece Kürtlerle barış olmuyor ki, aslında Kürt siyasetinin beklediği şey bütün Türkiye’ye demokrasi, bütün halklara, bütün topluma, bütün fikirlere, inançlara demokrasi. Eğer totalda bir demokrasi olmazsa, sadece bir tarafa yönelik iyileştirme adımlarının da daimi ve devamlı olamayacağını bence Kürt siyaseti bunun çok iyi farkında, çok iyi görüyor. Hatta bunu halk da görüyor, halk da biliyor. Bu anlamda amacımız halkın desteğinin yoğunlaşması ve iktidarı da buna zorlaması.”
Kayyım atanmış gibi oldu
CHP’deki gelişmeleri de değerlendiren Keskin, bunu DEM Parti belediyelerine kayyım atanmasın benzetiyor. Keskin, CHP tabanında bu atamaya karşı yeteri kadar tepki gelmediğini vurguluyor: “Kendi adıma CHP’ye mutlak butlan gelince kayyım atanması gibi oldu. Nasıl Wan Belediyesi’ne ve de bizim daha önceki belediyelerimize, şu anda mesela Van Belediyesi, Hakkari Belediyesi, Batman Belediyesi, Mardin Belediyesi, hem büyükşehir, hem şehirler, hem ilçeler kayyımla yönetiliyorlar. Ama CHP’nin tabanı bizim gösterdiğimiz tepkiyi göstermedi. Bence o tepki gösterebilseydi, bu mutlak butlan dediğimiz şey bu kadar rahat konuşulmazdı. Kayyım atandı ve bu doğru bir yaklaşım tarzı değil. Hele de böyle bir sürecin tartışıldığı, barış ve demokrasi sürecinin konuşulduğu, tartışıldığı, bir anlamda müzakerelerin yapıldığı bir dönemde bunun yapılması, aynı zamanda, kendi adıma söylüyorum, bu sürece de aslında bir darbedir. Çünkü siz de gayet iyi bilirsiniz ki eğer demokrasi yoksa, demokratik adımlar atılamaz. Çünkü zaten olmayan bir şeyden bahsediyoruz. Türkiye’nin şu andaki en büyük partisine böyle bir yaklaşımda bulunan yarın diğer partiye de yapacaktır. Ya da uygun gördüğü başka bir kuruma karşıda aynı şekilde hareket edecektir. Bizim şehirlerimize, ilçelerimize, belediyelerimize kayyım atandığı zaman biz buradan bangır bangır bağırıyorduk. Gazın altında, tomanın sıktığı suyun altında, bize atılan gaz fişeklerinin altında, bağırıyorduk. ‘Bugün bize ise yarın size’ diye. Allah işini rast getirsin, sağlık selametle bir an önce aramıza dönsün Selahattin (Demirtaş) Başkan bunu Meclis kürsüsünde de defalarca söyledi. ‘Bugün Van’a, Diyarbakır’a, Hakkari’ye yapılan yarın Batı’nın şehirlerine de yapılacak’ dedi. Zaten bu konferansın bir amacı da bu bilinci oluşturmak. Bile isteye beraber yaşamın ahenginden, vicdani sorumluluğundan, duygusal birlikteliğinden koparılarak herkes kendi mahallesiyle sınırlandırıldı. Toplumdaki ayrışmayı daha hızlı ve yüksek bir seviyeye getirdi. Ve maalesef bugün yaşadığımız şey de budur işte, CHP’ye kayyım atanıyor. Bunun adı kayyım, başka hiçbir şey değil. Öyle ‘mutlak butlan’ hukuki bir terim midir, siyasi bir terim midir, doğrusunu istersen onu da bilmiyorum. Ama benim için kayyımdır, toplum için kayyımdır, bunu herkes biliyor. Amacımız bu yeni yüzyılda bu karşıtlığın, bu birbirini görememe, birbirini saymama, birbirinin duygusuyla, koşullarıyla dertlenmeme, birbirini anlamama üzerinden yeni bir yüzyılın ne halklara ne de Türkiye’ye bir şey getiremeyeceğini daha iyi tartışabilmek, konuşabilmek; konferansın amacı budur.”
İnsanlar önce süreci soruyorlar
Diba Keskin’e Barış ve Demokratik Toplum sürecine dair sahada neler gözlemlediğini soruyoruz. Keskin, halkın sürece temkinli yaklaştığını belirtiyor ve şunları ekliyor: “Türkiye tarafının anlamadığı bir şey var. Kürk halkı gerçekten Abdullah Öcalan’a güveniyor. Gerçekten güveniyor. Bu net. Ama Kürtler sürece temkinli yaklaşıyor. Eşimle beraber, bayramda birkaç ailenin ziyaretine gittik. Ve herkes bize diyorlar ki aman temkinli olun, aman temkinli olun. Buzda yürüyorsunuz. Her an buz kırılabilir. Şimdi böyle bu duygu hakim. Yani halk büyük bir temkinlilikle bu süreci takip ediyor. Ben kendi deneyimlerimden biliyorum. Uzun yıllardır çalışma yürütüyorum. Gittiğim her yerde önce hal hatır sorulurdu, çay ve yemek ikramından sonra meseleler konuşulurdu. Şimdi hal hatırdan önce, çay ikramından önce sürece dair sorular geliyor. Normalde Kürtlerde misafire saygı, ikram çok önemlidir. İnanılmaz bir ehemmiyet verdikleri bir kültürdür. Asla vazgeçmezler. Ama artık sürece dair sorular çaydan, yemekten önce geliyor. Daha oturur oturmaz süreci soruyorlar. Sütten ağzı yanan yoğurdu 5-6 defa üflüyor gerçekten. Kürtler bu anlamda böyle yaklaşıyor. Ama bu umutları yoktur, bu kendi siyasetlerine inanmıyorlar, güvenmiyorlar anlamına gelmiyor. Bir abimizle gittiğimiz evde böyle iki saat bizi cendereye aldı. Ben dedim ki bir durun, önce bayramlaşalım. Ya dedi sizi kandırmasınlar. Aman kanmayın, aman kanmayın. Şimdi biraz bu taraftan eller yürekte, gözler sürekli televizyonda, haberlerde, temkinlilikle takip ediyorlar.”









