Mutlak butlan kararının ardından CHP Genel Merkezi’nin polis tarafından basılması ve seçimle gelen Özgür Özel’in yerine mahkemenin atadığı Kılıçdaroğlu’nun başkan koltuğuna oturmasını Erdoğan, CHP’nin iç meselesi olarak değerlendirerek durumun kendileriyle ilgisinin bulunmadığını söyledi. Özel ise salı günü Meclis Grup Toplantısı’nda tüm yaşananların 19 Mart 2025’te İBB ile başlayan AKP/saray operasyonun devamı olduğunu ve bunu CHP’nin iç sorunu değil Türkiye’nin demokrasi meselesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
31 Mart 2024 seçimlerinde birinci parti olmasıyla birlikte CHP’yi yöneten kadronun AKP/saray iktidarı için tehdit haline geldiği ve operasyonların bu tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik olduğu aşikârdır. Dolayısıyla hukuki ve ahlaki mesneti olmayan bu operasyonların Özel’in dediği gibi otoriter rejimi daha da güçlendirmeyi amaçlayan bir demokrasi sorunu olduğu da ortadadır. Ancak AKP/saray rejiminin Türkiye demokrasisinde açtığı gediğin miladını 19 Mart’tan başlatmak kimi gerçeklerin gözden kaçmasına yol açabilecek eksik bir değerlendirmedir. Zira AKP/saray otokrasisinin inşa sürecindeki en önemli nirengi noktasını, bundan tam 11 yıl önce 7 Haziran 2015’te yapılan seçimlerin sonrasında yaşananlarda aramak gerekir.
Anımsanacağı gibi, 7 Haziran’da -seçim sistemindeki tüm adaletsizliklere, baskılara rağmen- HDP yüzde 13’ün üzerinde oy alırken, bir önceki seçimlere göre yüzde 9 oy kaybeden AKP, ilk kez tek başına iktidar olma olanağını kaybetmişti. Kürtlerin ağırlıkta olduğu bir partinin barajı geçerek parlamentoda en fazla milletvekiline sahip üçüncü parti olması, bugünlerde sözü çok edilen -varlığı kendinden menkul- “devlet aklı”nı devreye soktu. Böylece seçimden önce birbirlerine demediklerini bırakmayan AKP-CHP ve MHP liderleri “örtük bir ittifakla” -seçimle ortaya çıkan parlamento aritmetiği üzerinden- hükümet kurmaktan sakınarak; iki yılı aşkın süredir devam eden çözüm sürecini sonlandırıp, Suruç ve 10 Ekim katliamlarının da gerçekleştiği bir kaos ortamının zeminini hazırladılar. Bu kaos ortamında 1 Kasım 2015’te gidilen seçimlerde AKP yine tek başına iktidar oldu. Ardından da 15 Temmuz darbe girişimi gerekçesiyle ilan edilen OHAL dönemi geldi. 2017 Nisan ayında OHAL koşullarında yapılan referandumla AKP/saray otokrasisi de resmen inşa edilmiş oldu. İnşa edilen bu rejimde -günümüzde CHP’ye yapılanlara benzer şekilde- HDP’li belediyelere kayyum atanırken, HDP eşbaşkanları ve bir çok HDP’li siyasetçi tutuklandı. (Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğu 10 yıla yaklaşırken, HDP MYK üyeleri Kobane davası nedeniyle 6 yıldır tutuklu.)
7 Haziran sonrasında HDP’yle birlikte Kürt siyasi hareketini devre dışında bırakmayı amaçlayan operasyonlarda Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli “devlet aklı”nın belirlediği senaryoyu sahneye koyan aktörlerdi. Bunların arasından Kılıçdaroğlu, 2023’te parti içi yarışı kaybederek siyasetten elimine oldu; onun yerine gelen kadronun rejim için tehdit olarak görülmesi üzerine başlatılan 19 Mart ve sonrasında CHP’ye yönelik operasyonlar büyük ölçüde Erdoğan ve Bahçeli’nin marifetiyle ya da olur vermesiyle gerçekleşti. Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı sonrası yeniden CHP’nin başına geçmesiyle 7 Haziran sonrası sürecin aktörleri, birlikte kurdukları otokratik rejimi ayakta tutmak ve daha öteye taşımak için tam kadro olarak yeniden bir araya gelmiş oldu!
Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli üçlüsünün elbirliğiyle inşa ettikleri rejimde Türkiye, “mahşerin üç atlısı” olarak bilinen “savaş, yoksulluk ve otoriterleşme” ağına düştü. Demokrasiden tamamen uzaklaşılan bu süreçte devlet tüm kurumlarıyla birlikte çürürken, sosyal ve ekolojik yıkım en üst seviyelere çıktı. Bu üçlünün 11 yıl önce otokratik bir rejimin temellerini atarken gerçekleştirdiği hamlelerin ülkeyi bugün getirdiği yer nasıl ki o dönemde akıl edilemeyecek boyutlara ulaştıysa; bugün sürdürülen operasyonların sonuçlarının ülkeyi nerelere götüreceğinin de birçoğumuzun akıl sınırlarını aşması muhtemeldir.
CHP’ye yapılan operasyonların Türkiye demokrasisine yönelik bir darbe olduğu değerlendirmesinin bir benzeri HDP’li belediyelere kayyum atandığı, siyasetçiler tutuklandığı süreçte de yapılıyordu. Ama Kürtlere, sosyalistlere yapılanları üzerine alınmayan toplumun sair ekseriyetinin sessiz kalması ve hatta yapılanları alkışlamasıyla, söz konusu üçlü daha da cesaretlendirildi ve bugünlere gelindi. Dolayısıyla aynı hataların tekrarlanmaması için CHP’ye bugün yapılan operasyonları, 19 Mart 2025’ten değil 7 Haziran 2015’ten başlatmak gerekiyor. 11 yıl önce HDP’ye yapılanla bugün CHP’ye yapılanlar arasındaki bağlantı kurulmazsa “mahşerin üç atlısı”ndan kurtulmak ve Türkiye’de demokrasiyi ve toplumsal barışı sağlayacak bir mücadele yürütmek mümkün olmayacaktır.









