CHP İstanbul İl’ine kayyım tayin edilen Gürsel Tekin, ‘’CHP fabrika ayarlarına dönene kadar görevimin başındayım’’ dedi.
CHP fabrika ayarlarına nasıl dönecek? 19 Mart‘tan bu yana CHP sayısını unuttuğum kadar kurultay yaptı. CHP fabrika ayarlarına dönsün, yüzde yirmilik bir parti olsun diye 19 Mart’tan beri Cumhuriyet tarihinin eşine rastlamadığı bir saldırıyla boğuşuyor. Saldırıya uğrayanların çoğunluğu mahpushanede direniyor. Direnemeyenler CHP‘yi fabrika ayarlarına döndürmek yerine istifayı basıp AKP üyesi oluyor.
Eeee? Bu CHP nasıl fabrika ayarlarına dönecek? Dönmeyecek. Mutlak Butlan’la döndürülecek. Kim tarafından? CHP‘nin başına geçecek olan Kılıçdaroğlu tarafından.
Siz öyle sanın. Ben öyle sanmıyorum. Sözcü yazarlarını okuyorum. Sözcü’den kovulan Özdil‘in videolarını izliyorum. Cumhuriyet gazetesine bakıyorum. Nefes gazetesine de. Bunların topu ‘’Ekmelettin’’ hadisesinden dolayı ve muhtemelen; kendisi inkârdan gelip Türkmen Alevi’siyim filan dese de Kürtlüğünden dolayı, bir de partiye İmamoğlu benzeri ‘’has kuvvacı“ olmayanları doldurduğundan dolayı Kılıçdaroğlu‘nu yerden yere vurmakta.
Kılıçdaroğlu‘nun kendisi ‘’ayarsız’’. İyi de CHP‘de ‘’ayarı yerinde’’ kim var? Kimse yok. Yok çünkü, o fabrika çoktan sizlere ömür. Tıpkı Cumhuriyetin kurduğu ‘’basma fabrikaları“, ‘’şeker fabrikaları’’ gibi. O zamanın fabrikaları çoktan satıldı ve alanlar o fabrikaları yeniden ‘’ayarladı’’. Geçmiş olsun.
Ama diyeceksiniz ki, şu saydığın medya kuvvacılarla kaynıyor. Doğru. Ama meseleleri parti marti değil. Siz hâlâ meselenin devlet meselesi olduğunu anlayamadınız mı? Kuvvacılar yüzde yirmilik partiyi ne yapsın. Bununla mı uğraşacaklar. Onlar ‘’ya devlet başa ya kuzgun leşe’’ diyenlerin ahfadı. İttihatçıların, 27 Mayısçıların, 12 Martçıların, 12 Eylülcülerin, 28 Şubatçıların devamcısı. Çakma darbenin failleri ‘’meçhul’’ kaldı ya, işte bu ‘’meçhul failler’’in medyada gizlenen uzantıları. O çakma darbeyle Erdoğan‘ın başkanlığında nasıl ‘’seçimli ve muhalefetli diktatörlük’’ kurduysalar, şimdi ‘’seçimsiz, muhalefetsiz, yani CHP‘siz, tüm partilersiz ve Erdoğansız diktatörlüğün’’ hazırlığı içindedirler.
Delirdikleri için değil. Türkiye‘nin içinde debelendiği krizden Üçüncü Dünya Savaşı’nın yeni aşamasında ya varlıklarına son verecek bir demokrasiyle ya da varlıklarını devam ettirecekleri bir diktatörlükle çıkılacağını isabetle saptamışlardır. O nedenle Öcalan‘ın başlattığı ‘’Barış ve Demokratik Toplum“ sürecini demokrasiye yolu açacağı , ülkeyi krizden bu yolla çıkaracağı, ama aynı zamanda varlıklarını ve ‘’ulus devletlerini’’ tehlikeye sokacağı için baltalıyorlar. CHP‘nin ise bir seçimle iktidarı alsa bile, Erdoğan‘ın muazzam yetkileriyle yapamadığını ‘’parlamenter’’ yetkiyle yapamayacağını bildikleri için CHP‘nin tasfiyesini zorunlu görüyorlar. Erdoğan’a gelince, bugüne kadar onu seçmen tabanı nedeniyle ve henüz seçimsiz rejime geçiş şartları oluşmadığı için sırtlarında taşıdılar. Çakma darbe esnasında Erdoğan‘ı tüm müttefiklerinden yalnızlaştırarak teslim alıp ‘’tek adam’’ haline getirmeyi seçtiler. Seçim olmayacaksa, Erdoğan‘a da ihtiyaçları kalmayacağı için dünya savaşı şartlarında ‘’ihtiyar ve mektepli’’ üstelik düşman devletlerin bile kasalarındaki dosyalarla şantaj altında olan bir ‘’Başkomutanı“ sırtlarında taşımayacaklardır.
Darbe mutlaka olacak demiyorum elbette. ‘’Ya olursa, işte böyle olacak’’ diyorum.
Şu anda darbe ihtimalini boşa çıkaracak olan biricik yol, müzakere sürecini sonuca ulaştırmaktır. İki uydurma parti dışında Erdoğan da Bahçeli de sosyalist bileşenleriyle DEM Parti eşbaşkanları da Davutoğlu da Babacan da oğul Erbakan da TİP de EMEP de TBMM komisyon masasında karşılıklı yer almıştır. En büyük mesele, bu partiler arasındaki büyük anlaşmazlıkları ‘’demokratik uzlaşmayla’’ aşmayı sağlayacak ‘’partiler üstü bir koordinatörün’’ yokluğudur. Abdullah Öcalan bu görevi yapabilecek bir statüye sahip olduğu zaman ‘’önce silahlanma mı yoksa yasaların çıkması’’ mı diye özetlenebilecek anlaşmazlığı aşma imkânı doğacaktır. Çünkü anlaşmazlıkta taraflardan biri olan PKK‘nin Öcalan’a güveni ve bağlılığı kesindir. 27 Şubat’dan beri PKK’nin Öcalan’a rağmen silahsızlanmadığını iddia ettiklerine göre; Erdoğan ve Bahçeli de Öcalan’ın barış iradesine güveniyor oldukları söylenebilir. Öcalan gerillaya silahsızlandıkları takdirde demokratik adımların atılacağına, iktidara ise yasalar çıktığında gerillanın silahsızlanacağına dair kefil olabilir ve bu kefalete taraflar güvenebilir.
Darbe ihtimalini bertaraf edecek olan mekanizma sadece budur.
Komisyondaki tüm partiler, başta Erdoğan ve Özel olmak üzere bu mekanizma çalıştırılmadığı durumda darbenin bertaraf edilemeyeceğini ve kendilerinin bertaraf edileceğini bilmelidirler.
Türk ve Kürt halklarına gelince, darbenin her iki halkı sefalete ve diktatörlük altında ezilmeye götürmeyeceğini; ABD, İngiltere ve İsrail tarafından muhtemel diktatörlüğün eliyle Türkiye‘nin İran savaşında, tıpkı Kore‘de olduğu gibi ‘’mayın eşeğine’’ çevrileceğini vatanlarının bu savaşta kim galip gelirse gelsin enkaza dönüşeceğini bilerek, en kötü ihtimali hesaba katıp ‘’özsavunmalarını’’ alarak ve ittifaklarını kurarak hazırlanmalıdır.









