• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Eylül 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Dikey ve yatay faşizm…-Özgür Amed

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
22 Mayıs 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Önce 19 Mayıs’ta yan yana dikilmiş sıralı insanlar gördük, sonra yerde elleri arkadan kelepçeli yatay dizilmiş insanlar. Biri dikey faşizm, diğeri de yatay faşizm idi. Bu faşizmin aynısını daha önce ‘Türk’ün gücünü göreceksiniz’ diyerek sahnelemişlerdi. Dönemin karakteri değişmedi, aynılar aynı yerde, aynı düşüncedeyiz demek için olsa gerek aynı sahneyi yine gösterdiler. Bilinçli olarak servis edilen bu görüntüler elbette çok şey söylüyor. İşkence ettiği yerdeki insanlara bakan, seyreden; bu bakışındaki görünmez kılma becerisinin farkındadır. Bunu zevkle uygular. Bazen bakarak öldürür bazen görmeyerek! Bu gücün yarattığı hilkat garibesi çoğunluk, yanında durmayarak konuşur, görmeyerek yorumlar. Düşüncenin taşlaştığı, duygunun basmakalıplaştığı, doğrunun sabitlendiği tarihsel bir kayıp çizgidir bu. Şu iyi biliniyor: Gören’in tahakkümü ve onun gözünde şeyleşen, küçülen, değersizleşen, utanç duyulacak hale gelen “görülen” (bakılan), bundan kurtarılmadıkça; kırılganlığını sonuna kadar hissedecek, insandışılatırılmış benliğinden kurtulamayacak… Bu görüntüleri servis edenlerin, bu motivasyonla ettikleri bir gerçektir. Görüntülere dair yoğun bir demokrasi eleştirisi de geldi. Fakat Kürdistan’da demokrasi yoktur! Demokrasi, burada estetize edilmiş faşizmin adıdır.

Meseleye dair derdimi Zapataların bir hikayesi ile anlatmaya çalışayım.

‘Büyük büyük dedelerimiz bu toprakları işgal etmeye gelen yabancıya karşı koymak zorundaydı’ diyerek önce durumu tanımlıyorlar.

Yabancı bizi bir başka tarza, bir başka sözcük, bir başka inanç, bir başka tanrı ve bir başka adalet içine sokmak için gelmişti. Onun adaleti yalnızca kendisi içindi ve bizi kendi dışımıza atmaya hizmet ediyordu. Tanrısı altın, inancı üstünlük, sözcüğü yalandı.

Zalimlik ve zorbalık tarzıydı onun.

Bizim en büyük savaşçılarımız tek tek karşısına dikildiler. Toprağı yabancı ellere karşı savunmak için büyük savaşlar verildi, ama öte yandan yabancı ellerin gücü de yabana atılır gibi değildi. O büyük ve iyi savaşçılar can verdiler birer birer. Savaşlar sürüyordu; çok az kalmıştı savaşçılar. Bu kez kadınlarla çocuklar düşenlerin silahlarını kuşandılar. Büyük dedelerimizin büyük bilgeleri bir araya geldiler o zaman ve başladılar kılıç, ağaç, taş ve suyun öyküsünü anlatmaya:

“Dağlarda yatan tanrılar bir gün bazı sesler duymuşlar. Konuşan bir kılıçmış. Kılıç demiş ki, en güçlü ve kudreti olan benim, bir savurmada keserim ve beni tutana güç, bana karşı çıkana ölüm getiririm. Yalan, demiş o zaman ağaç, en güçlü olan asıl benim, rüzgârlara en acımasız fırtınalara direnmişim ben. Kılıçla ağaç kapışmışlar. Ağaç kılıca karşı olanca sertliği ile karşı koymuş ama kılıç darbe üstüne darbe olup inmiş ağacın gövdesine ve keserek yıkmış onu sonunda.

Bu kez de taş çıkmış ortaya, en güçlü benim demiş; zira dayanıklı, antik, ağır ve katıyım. Taşla kılıç sonunda girişmişler birbirlerine. Taş çetin bir mücadele vermiş kılıca karşı. Kılıçsa çarpıp durmaktaymış taşa ama onu ayırsa da parçalarına, bir türlü imha edememekteymiş. Sonunda kılıç ağızsız kalmış, taş da paramparça olmuş. Bu bir beraberlik demişler kılıçla taş ve kavgalarının boşunalığına gözyaşı dökmüşler.

Bu arada bir köşede kavgayı sessiz sedasız izleyen bir dere suyu varmış. Onu fark eden kılıç, baksana demiş, en zayıfımız sensin, kimseye bir şey yapamazsın sen, ben senden katbekat güçlüyüm demiş. Ardından da var gücüyle suya çarpmaya başlamış. Balıklar kaçışmış dört bir yana ve su direnememiş tabii, yarılarak içine almış kılıcı. Ne var ki azar azar tek bir söz bile söylemeden su başlamış kılıcı içine sararak ve tanrıların susuzluğu gidersin diye yarattığı büyük suya doğru akarak eski halini almaya.

Zaman geçiyor ve sudaki kılıç yavaş yavaş oksitlenip yaşlanıyormuş; balıklar arık korkmadan yaklaşıyor, onunla dalga bile geçiyormuş. Acılar içinde çekilmiş sudan kılıç, ben ondan güçlüyüm ama neye yarar, ona hiçbir şey yapamadım.”
Büyük dedeler öyküyü burada bitirip şöyle diyorlar: ‘Öyle olur ki hayvana karşı kılıç gibi, fırtınaya karşı ağaç gibi, zamana karşıysa taşlar gibi savaşmak zorunda kalabiliriz. Ama bazen de öyle olur ki kılıca, ağaca, taşa karşı, bu kez de su gibi savaşmamız gerekir.’

Zapatalar, kendilerini aşağılayan gücün maskesini düşürmek için kendileri maske giyip geri döndüler ve bugün çocuklarına bu öyküyü anlatıyorlar. Direniş evrenseldir. Nerede iktidar varsa orada direniş de vardır. Kürdistan’a da çok gelindi, hatta evlerimizin içine, dilimizin kıyısına, zihnimizin içine. Yüzyıllardır başka bir hayatı dayatmak için hep geldiler. Şüphesiz çıkarılan gürültü patırtıya kanıp kaçanlar oldu, olacaktır ama cesaret inkâr edilemez. Gelenler sürekli şiddet uyguladı, yakıp yıktı, zora düştüğünde yozlaştırdı ve hep kazandığını düşündü. Fakat uzun süredir kılıç su ile tanıştı. O günden bu yana devletin kılıcı oksitleniyor. Kadınlar, gençler yaşama dair iddiası olan herkes, en şiddetli darbelere karşı direndi. En güçlü benim diyenlere karşı dik durdular. Kaybedenler çekip köşelerine giderken halk gerçekliği derenin suyu oldu. Büyük bedeller verilerek bugüne gelinen mücadele su misalidir. Akıyor… Bu saatten sonra durması da zor gibi!

Halkın sokaklarına, yatağını bularak yol alıyor. Amaç en büyük suya, yani özgürlüğe ve hakikate varmak. Kılıç şu an suyun içindedir. Debelenmesi boşunadır, çünkü su yol alıyor. Kılıç bu sefer Halfeti’de, Amed’de anneler üzerinden Koşuyolu Parkı’nda, Gebze Cezaevi önünde bir şiddet ile yeniden konuşuyor: “Gücümü gör” diyor. Maalesef göremeyiz. Çünkü tüm bunlar çaresizliktir, acizliktir.

Victor Hugo’dan bir hatırlatma ile bitirelim:

“Dumanı tüten kanlar, dolup taşan mezarlıklar, gözyaşı döken analar, bütün bunlar korkunç birer ithamnamedirler. Yeryüzü aşırı bir yükün altında acı çektiği zaman karanlıktan esrarengiz iniltiler yükselir ve uçurum bunları duyar.”

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Mikro faşizm ve içimizdeki faşist ruh

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Modern kapitalizmin yarattığı yıkıcılığa  ve reel sosyalizmin özgürlüğü yok eden bürokratik dünyasına karşı 1968, küresel düzeyde kolektif bir ayağa kalkışı...

‘Halkların biricik yoldaşıydı…’

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Hüseyin ağabey bizler için bir arkadaş, yoldaş, dost canlısı bir insandı. Entelektüel, aydın kişiliğiyle halkımızın, halkların biricik yoldaşıydı. Zindanı yaşayan...

Süreç karşıtları ve devlet

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Yaklaşık iki yıl önce, Kürt halkı ve Aleviler başta olmak üzere Türkiye haklarını ve toplumun tüm kesimlerini çok yakında ilgilendiren...

İnsanlık suçu

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

İnsanlık tarihinde en büyük suçlardan biri ırkçılıktır. Bu suç günümüzde de işlenmektedir. İktidarlar kendi çıkarları doğrultusunda el altından da olsa...

Hep hikâyede

Yazar: Yeni Yaşam
6 Eylül 2026

Hırs için can ve zaman harcayan çağlardan bu günlere kadar geldik. Öyle ki geldiğimiz yerleri ve ezberleri beraberimizde getirdik. Denilir...

Ağustos enflasyonu: Garp cephesinde yeni bir şey var!

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

TÜİK, ENAG ve İTO tarafından hesaplanan ağustos ayına ilişkin aylık ve yıllık enflasyon oranları arasındaki farklılıklar sürüyor: TÜİK’in yıllık enflasyonu...

Sonraki Haber

Saf çocuk aklının kritiği-Veysi Sarısözen

SON HABERLER

Fransa’da 9 milyon avro değerinde Renoir tablosu çalındı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

ETHA emekçilerinin iddianameleri hazırlandı: Gazetecilik suçlama konusu

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

AfD’nin yükselişi: Almanya’nın 3’te 2’si kaygılı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Êlih’te özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anılıyor

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Geçici ateşkes bitti, Rusya Kiev’i vurdu

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

İtalyan filozof Mezzadra: Öcalan’la hak ettiği gibi özgür bir şekilde görüşmek istiyorum

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Yaklav’ın tahliyesi 7’nci, Gülşen ve Nuriye’nin 6’ncı kez engellendi: İGK’lerin hukuki niteliği tartışmalı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır