• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Haziran 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Amed

Enerji güvenliği ve barış meselesine dair

26 Haziran 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Özgür Amed, Yazarlar

Enerji; doğayı, emeği, zamanı, mekânı, devleti ve dünya düzenini örgütleme biçimi olarak kabul ediliyor. Bir zamanlar ona sadece yakıt olarak yaklaşmak makuldü ama bugün değil. Çünkü enerji meselesi “kaç varil petrol, kaç metreküp gaz, kaç megavat elektrik” meselesinden çıktı. Bugün enerji dediğimizde “Kimin kalkınacağı, kimin bağımlı kalacağı, kimin kirleteceği, kimin bedel ödeyeceği ve kimin dünyaya düzen vereceğini” konuştuğumuz ideolojik bir meseledir.

Enerji, daha güncel anlamıyla, en genel manada bir sistemin iş yapabilme, yani değişim yaratabilme kapasitesidir. “İş” burada emek değil; bir şeyi hareket ettirmek, dönüştürmek, üretmek, taşımak, ısıtmak, aydınlatmak, hızlandırmak demek. Bu yüzden enerji; kömür, petrol, doğalgaz, güneş, rüzgâr kadar insan ve hayvan kası, odun, yiyecek, hatta toplumsal örgütlenme gücüyle de ilgilidir. Enerjiyi doğa, emek ve tarihsel değişim hakkında bir fikir olarak da ele almak şart. Almayan her bakış açısı eksik olacaktır. Bu açıdan enerji, modern tarihin görünmeyen altyapısıdır. Fabrika, ordu, imparatorluk, şehir, ulaşım, tarım, dijitalleşme, savaş, refah devleti, iklim krizi… Hepsinin altında bir enerji rejimi var. J.F.Bayart’ın “Devlet enerjidir” tespitini önemsiyorum. Çünkü çalışma prensibi olarak devlet, enerjinin kendisi ve prensiplerine göre işleyen bir mekanizma.

Enerjinin birçok politik görüntüsü de var. Birincisi, kalkınma bağlamıdır. Kömür İngiltere için, petrol ABD için, hidroelektrik ve atom Hindistan gibi ülkeler için, etanol Brezilya için birer “ulusal kalkınma” aracı olarak görülüyor. İkincisi, egemenlik bağlamıdır. Petrol, gaz, kömür, uranyum ya da kritik madenler üzerinde kontrol kurmak, devletin kendi kaderi üzerinde söz sahibi olması anlamına geliyor. Üçüncüsü, bağımlılık kurma bağlamıdır. Enerjiye sahip olan, enerji yollarını kontrol eden ya da enerji teknolojisini elinde tutan güç, diğerlerini bağımlı hale getiriyor. Bugün küresel siyasetin çalışma şekli tam da bu noktada işliyor. İngiliz kömür istasyonları, Süveyş Kanalı, deniz yolları, petrol tankerleri, boru hatları, Hürmüz geçidi, LNG terminalleri, elektrik şebekeleri, batarya ve nadir toprak tedarik zincirleri bu bağımlılığın altyapılarıdır. Ve bugün bunlara sahip olanlar otomatik güç sahibi oluyorlar. Dördüncüsü, savaş ve güvenlik bağlamıdır. Kömürlü savaş gemileri, petrol ambargoları, boru hattı sabotajları, enerji yaptırımları, boğazların kapatılması, nükleer enerji ve uranyum tartışmaları hep enerji-savaş ilişkisinin parçalarıdır. Beşincisi, iç siyaset ve toplumsal meşruiyet bağlamıdır. Elektrik fiyatı, akaryakıt zamları, doğalgaz faturası, sübvansiyonlar, enerji yoksulluğu, maden sahaları, HES’ler, termik santraller, iş cinayetleri, köylünün toprağı, işçinin sağlığı vs… Bunların hepsi enerji meselesini sınıf, çevre, bölge ve demokrasi meselesine çeviriyor. Gündelik yaşamda önümüze gelen başlıklar oluyor.
Altıncısı, iklim ve adalet tartışması bağlamıdır. Fosil yakıtların nimetleri ile bedelleri dünyada eşit dağılmadığı kesin. En çok kirletenler çoğu zaman iklim krizinden en çok zarar görenler değil. Bu yüzden enerji tarihinin bugün aynı zamanda bir iklim adaleti ve sömürgecilik tarihi olarak okunması tesadüf değil.

Bu altı nedeni alt alta topladığımızda enerjinin siyasallaşmasına varırız, yani, teknik bir kaynak olmaktan çıkıp iktidar, adalet, egemenlik, sınıf, çevre ve uluslararası düzen meselesine dönüşmesine tanıklık ederiz. Somutlaştırırsam, Daniela Russ ve Thomas Burnbull’ın enerji üzerine yaptıkları çalışmada gösterdikleri üzere petrol yerin altındayken jeolojidir. Çıkarılınca ekonomidir. Fiyatı belirlenince siyasettir. Boru hattına girince jeopolitiktir. Ambargo konusu olunca savaştır. Karbon salınca iklim krizidir. Faturaya yansıyınca sınıf meselesidir. Yerel halkın toprağını kirletince demokrasi meselesidir.

Buradan bakınca enerji, tarih yapan bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Enerji, makineleri çalıştırır; ama aynı zamanda devlet biçimlerini, imparatorlukları, kalkınma ideolojilerini, sınıf ilişkilerini ve uluslararası hiyerarşileri de çalıştırır.

2026’dan bakınca enerji başlığının gündemimize çok yoğun girmesi anormal değil. Hürmüz, Süveyş, Babülmendep, Malakka, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Irak-Türkiye hattı, LNG limanları vs… Güç artık sadece petrolün çıktığı yerde olmuyor; petrolün, gazın, elektriğin, madenin ve ticaretin geçtiği yolda oluyor. Güneş paneli, batarya, lityum, nikel, kobalt, grafit, nadir toprak elementleri ve bakır nerede varsa hegemonik güç orası olmaya başlıyor. Çin-ABD arasındaki en büyük gerilim bu nadir elementler alanında yaşanıyor. Bu meseleye her açıdan dikkat kesilmek gerekiyor. Çünkü Çin, ortalama 20 stratejik mineralin 19’unda baskın rafinaj aktörü konumunda.

Kısaca değindiğim bu nedenler ve daha fazlasından ötürü devletlerin enerji meselesine bakışta da köklü değişimler var. Dün; devletler enerjiye daha çok sanayileşme, askeri güç ve ulusal kalkınma açısından bakıyordu. 1970’lerden sonra devletlerin bakışı arz güvenliğine kaydı. Çok geçmeden patlak veren petrol krizleri, enerjinin ulusal güvenlik meselesi olduğunu gösterdi. Bugün ise devletlerin bakışı daha karmaşık. Artık enerji politikası aynı anda “ucuz enerji, temiz enerji, güvenli tedarik, stratejik maden, şebeke yatırımı, iklim hedefi, sanayi politikası, veri merkezi elektriği, savunma sanayii, tedarik zinciri, toplumsal rıza ve jeopolitik pozisyon” anlamına da geliyor. Özetle dün enerji “kaynağa sahip olmak”tı; ama bugün enerji açısından güçlü olanlar “bütün sistemi yöneten” konuma geliyor. Bugün enerji kimin elindeyse zamanın hızı, mekânın örgütlenmesi, savaşın kapasitesi, kalkınmanın yönü ve adalet anlayışı da onun etkisi altına giriyor. Geldiğimiz noktada, enerji adeta modern siyasetin damar sistemine dönüşmüş durumda. Damarları kim döşüyorsa, kanın nereye akacağına da o karar vermek istiyor. Hikâye biraz bu…

Türkiye ve Enerji meselesi…

Türkiye’ye ye bu tartışma bağlamında ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü dünyanın en yoğun jeopolitik fay hatlarının kesiştiği yerlerin başında geliyor. Ayrıca enerji bağımlılığı en yüksek ülkelerden biri. Kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşı var. Güneyinde Suriye ve Irak’ın belirsizliği var. Doğusunda İran-İsrail gerilimi ve Kafkasya hattı var. Batısında Ege ve Doğu Akdeniz rekabeti var. Karadeniz, Akdeniz, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında geçiş ülkesi konumunda. Böylesi bir realite, kalkınma-geçiş yolları açısından Türkiye’yi gelecek açısından muazzam tercihlerle baş başa bırakıyor. Böylesi bir jeopolitik kıskaçta Türkiye için enerji; dış politika, güvenlik, ekonomi, Kürt meselesi, bölgesel barış ve demokrasi meselesine dönüşür. Bunu böyle görmeyen bir aklın siyaset üretmesi mümkün değil. Türkiye enerji üretimi ile gündem olan bir ülkeden çok enerji yollarının kesiştiği en kritik kavşaklardan biri olduğu için önemli. Enerji bir yerden geçiyorsa oraya dair siyasal hesap kitap daha fazladır, baskı ve kırılganlık daha yoğundur. Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan ile Hicaz demiryolu hattı anlaşması yapması bu enerji geçiş özelliğine dair arayışlardan kaynaklanıyor. Şimdi burada sorulması gereken soruya geliyoruz. Türkiye bu konumu sadece güvenlikçi ve devletçi bir bakışla mı yönetecek, yoksa demokratik, barışçı, diyalog kültürüne dayalı yeni bir enerji siyaseti mi kuracak? Mesela Kürt meselesinde kalıcı bir çözüm olmadan ülkeler buraya yatırım yapar, enerji yolu olarak geçit verir mi? Hatırlanacak olursa Hint-Avrupa enerji güzergahı Türkiye’yi ıskalayarak Kıbrıs üzeri Yunanistan’a geçiyordu. Türkiye bu duruma çok sert tepki göstermişti.

Haliyle Türkiye’nin önündeki temel tercih şuraya demir atar: Enerji askerileştirilmiş bir rekabet alanı olarak mı görülecek? Yoksa enerji barış, yerel demokrasi ve bölgesel ortak yaşam zemini olarak mı ele alınacak? Her ne kadar reel ve gerçekçi olan ikinci yol ise de şimdiye kadar Türkiye’nin tüm refleksleri ilk seçeneğe göre gitti, gidiyor. Hatta şöyle net bir tezimi de ifade edeyim, barış sürecine girdiğimiz dönemde Halfeti, Mardin, Batman, Van belediyelerine atanan kayyımlar, devletin enerji yollarına dair aldığı kararlar neticesinde oldu. Bu atamaların arkasındaki temel mantık, yerel yönetimlerin kamuoyu baskısı ve siyasi partilerin etkisiyle hareket etmesini engelleyerek, devletin ulusal güvenlik ve stratejik hedeflerine uygun bir yönetim biçimi sağlama gayreti idi. Örneğin, kayyımlığa gidilen bir bölgede, devletin belirlediği bir enerji hattı veya karayolu projesi hızlandırılabilecek veya aksine, bu projeye karşı çıkan bir yerel yönetim nedeniyle yavaşlatılmayacaktır. Devlet bunu istemez.

Devlet, Kürt meselesinde stratejik yeni bir dönüşüm de önüne almış durumda. Çözüm tartışmalarından öte, işletilmesi/işlevsel kılınması gereken bir stratejik alan olarak da bakıyor. Kürt meselesini “kimlik ve güvenlik” meselesi olmaktan çıkarıp “sınır, yol, gümrük, maden, enerji, belediye, toprak ve yerel egemenlik” meselesine dönüştürme fikri, yeni dönem konsept tartışmalarının kalbinde bir meseledir. Bu bağlamda yeni dönem tartışmalarında 27 Şubat çağrısına daima yeniden dönmek gerekiyor. Orada ifade edilenlerin tüm varyantları birer ödev gibi önümüzde duruyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Venezuela’da depremlerde can kaybı 920’ye yükseldi

Sonraki Haber

Çanakkale’de termik santrallerle kuşatıldı

Sonraki Haber

Çanakkale’de termik santrallerle kuşatıldı

SON HABERLER

Gözaltında tecavüz: İşkence sistematik

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

‘Ben bir halk türküleri anlatıcısıyım’

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

İktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ yasası!

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

Aşure kazanında yükselen barış çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

Çanakkale’de termik santrallerle kuşatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

Enerji güvenliği ve barış meselesine dair

Yazar: Yeni Yaşam
26 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır