Tüm dinler, bilgeler, dervişler, filozoflar başkalarının acısından sevinç duymanın çirkinliğini anlatırlar. Irkçı, şovenist, milliyetçi duygulardan, algılardan ve zihniyetten kurtulmanın yolu yurtseverlik duygularına dayalı enternasyonalizm bilincidir
Afşin Aybar
Enternasyonalizm tarihini ve başlangıç noktasını araştırırken karşımıza her zaman Sanayi Devrimi ile gelişen işçilik çağı, proletaryanın gelişimi, örgütlülüğü, fabrikalar karşısında geliştirdiği grevler ve direnişler çıkacaktır. Bu süreç 1789 Fransız ve 1848 Halk Devrimleri’nin, monarşiye karşı ‘özgür yurttaş-vatandaş’ olma mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Başkaldırıların, direnişlerin ve ortak mücadelenin açığa çıkardığı bilinçle burjuvazinin korkunç emek sömürüsüne dur diyebilmek ve dönemin sorunlarına cevap olabilmek için ‘Uluslararası İşçiler Derneği’ yani I. Enternasyonal’in 1864 yılında kurulması ile bu başlar.
İkinci Dünya Savaşı’na kadar 1., 2. ve 3. Enternasyonal’in kurumsallaşması yaşanır. Ne yazık ki tüm bu kurumlaşmalar dönemin savaşları karşısında başarı elde edemezler. 1. Enternasyonal Fransa-Prusya savaşında; 2. Enternasyonal 1. Dünya Savaşı’nda, 3. Enternasyonal ise 2. Dünya savaşında milliyetçilik karşısında başarılı olamamıştır.
Aslında tarihte ulus formu gelişmeden önce de farklı kavimlerin, aşiretlerin, kabilelerin ve klanların dayanışmasına sıkça rastlanır. Özelde dıştan gelen saldırılar karşısında ortak mücadele etmek eskiden beri halkların sıkça başvurduğu bir ilişki tarzıdır. ‘Tek başına olunca kolay kırılabilir ama birlikte olunca kırılmaz olunur’ bilinciyle geçmişten beri toplumların hafızasında ve yaşam tarzında dayanışma var olmuştur. Dayanışma, halkların kardeşliği, ortak çıkarlar, iyiliğin ortak sahiplenilmesi ve kötülüğe karşı ortak mücadele insanlık tarihinde sıkça yaşanmıştır. Din kardeşliği, ümmet bilinci yabancısı olmadığımız, farkında olmadan yaşadığımız enternasyonalist biçimlerdir. Bu anlamda enternasyonalizm sadece bir ideoloji değil aslında toplumların yaşam tarzıdır.
Enternasyonalizm genel anlamda halklar ve uluslararası dayanışmayı, işbirliğini ve ortak mücadeleyi savunan ideolojidir. Türkçe olmayan bu kavramı kullandığımızda kavramın ideolojik karakterini algılarız. Türkçe eşanlamlısı ‘uluslararasıcılık’ veya ‘milletlerarasıcılık’ ise neredeyse hiç kullanılmaz ve kullanılsa bile aynı çağrışımı yapmaz, yapamaz. Millet Orta Çağ’ın din temelinde gelişen ümmet anlayışından doğan din ağırlıklı toplum formunu ifade ederken, ulus Orta Çağ monarşisine karşı özgür yurttaş-vatandaş olma mücadelesi ile gelişen modernitenin yeni toplum formu olarak gelişmiştir.
Her iki kavramın içeriği ulus-devletlerin amaçları ve çıkarları temelinde boşaltılmıştır. Doğu’nun ulus kavramı ile tanışması maalesef ulus-devlet ile gerçekleşir, bu da millet kavramının kökeninde olan kardeşlik tanımının da zehirlenmesine neden olur. Ortadoğu’da ulusu, milleti ve devleti birbirinden ayrı düşünmek bile neredeyse imkânsız hale getirilmiştir. Bunun nedeni ulustan önce var olan ve farklı kavimleri bir araya getiren ümmetten tüm ötekilerini inkâr eden bir millet anlayışının suni doğumudur.
Bugün çok farklı şekillerde tanımlanan millet kavramının tarihsel kökü ve zihniyeti olan ümmet kavramı, enternasyonalizm kavramına ve ideolojisine oldukça yakındır. Rêber Apo savunmalarında ‘Ümmet toplumundaki enternasyonalizm, özgürlük ve eşitlik temaları, sosyalist toplumdaki enternasyonalizm, özgürlük ve eşitlik temalarından daha zayıf değil, daha güçlü ve sistematik olarak dile getirilmiştir.’ demektedir. İkisi de kardeşliği ve dayanışmayı ve sosyalist ilişki tarzını esas almıştır.
Ümmetten doğan millet ile ‘özgür yurttaş-vatandaş’ mücadelesinden doğan ulus formları iktidarların eliyle yaratılan toplum biçimleri değildir. Aslında her iki kavram da iktidarlar karşısında kendini var kılma ve özyönetimlerini güçlendirme temelinde gelişmiştir. İkisinin de dayandığı toplumsal kök ve zihniyet iktidarla ilişkili değil iktidara karşı açığa çıkmış öz savunma formları olmasına rağmen Hitler’den bu yana iki kavram da faşizmle özünden tamamen saptırılmıştır. Enternasyonalizmde ulusların birbirine saldırmasına, birinin kendini diğerinden üstün görmesine yer yoktur. Ümmet anlayışında aynı dinden olana saldırmak kutsal kitaba karşı gelmektir.
Ulusalcılığın ve milliyetçiliğin verdiği zararları görmeden enternasyonalist bir mücadeleyi açığa çıkartmak mümkün olmaz. Bugün Gazze’de öldürülen Arap Müslümanlar için İsrailli Yahudiler, Rusya-Ukrayna savaşında Rusların ölümüne Ukraynalılar, Ukraynalıların ölümüne Ruslar seviniyorsa, İran’da Farsların ölümüne Amerikalılar, Amerikalıların ölümüne İranlılar, Rojava’da Kürtlerin ölümüne Türkler ve Araplar, Türklerin ve Arapların ölümüne Kürtler seviniyorsa bilinmelidir ki tüm bu sevinçler insanlığımızı katlediyor. Öldürülen etnik kimlikler değil insanlığın birbirine olan sevgisi ve bağı oluyor. Asıl katledilen kendimize duyduğumuz özsaygıdır.
Tüm dinler, bilgeler, dervişler, filozoflar başkalarının acısından sevinç duymanın çirkinliğini anlatırlar. Irkçı, şovenist, milliyetçi duygulardan, algılardan ve zihniyetten kurtulmanın yolu yurtseverlik duygularına dayalı enternasyonalizm bilincidir. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler yenilse de faşizm ve milliyetçilik ruhu zafer kazandığı için bugün tüm halklar ortak acıyı paylaşmaktadırlar. Eğer enternasyonalizm başarılı olsaydı belki de 2. ve 3. Dünya savaşları gündemimizde olmaz insanlık bugün milliyetçilik virüsü ile hasta düşmezdi.
Aslında halklar birbirinin acısını da sevincini de hissederler. Tıpkı akıllıya kırk defa deli denildiğinde deli olduğuna inanması gibi, üstün ırk, ulus, millet demagojisi ile o kadar uzun yıllar beslenilmiş ki farklı yönlerimizi göremeyecek kadar körleştirilmekteyiz. Bu da etrafımızdaki güzellikleri görmemizi engelliyor. O nedenle milliyetçilik aşıldıkça toplumlar enternasyonallerde buluşarak yaşamı güzelleştirecektir.









