Sêrt ve Sûr belediye eşbaşkanları, komünal yaşamın demokratikleşmede önemli yer tutacağını vurgulayarak, belediyelerin komünal yaşamın en güçlü şekilde geliştirilebileceği alanlar olduğunu belirtti
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’nun Amed’de “Komün belediyedir, belediye komündür” şiarıyla konferanslarda tartışılan en önemli başlıklardan biri de komün modeli.
Yerel yönetimlerin demokratikleşmesinde komünler ve kadın komünleri, karar alma süreçlerine doğrudan katılımın en önemli araçları arasında yer alıyor. Mahallelerden köylere kadar birçok alanda örgütlenen komünler, ortak yaşamı ve dayanışmayı güçlendirirken, kadın komünleri ise kadınların yerel yönetimlerde özneleşmesini sağlayan alternatif bir model sunuyor. Kadınların söz, karar ve örgütlenme gücünü büyüten bu yapılar, yerelden başlayan demokratik toplum anlayışının inşasında önemli bir rol üstleniyor.
Yerine kayyım atanan Sêrt Belediye Eşbaşkanı Sofya Alagaş ve Sûr Belediye Eşbaşkanı Gulan Önkol, komünlerin ve kadınların rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Komünler yaşamı sürekli ileriye taşıyor’
Kürt toplumunun tarihsel olarak dayanışma ve ortak emek temelinde şekillenen komünal yaşam geleneğine sahip olduğunu vurgulayan Sofya Alağaş, “Komünler toplumu bir arada tutan, toplumsal ahlakı güçlendiren ve yaşamı sürekli ileriye taşıyan bir yaşam biçimi olarak tanımlayabiliriz. Aslında Kürt toplumu olarak bu yaşam biçimine yabancı değiliz. Geçmişte köylerde sürdürülen yaşamlar da bunun bir örneğidir. Bir köylü tarlasını ekip biçerken bunu çoğu zaman ortak emekle yapar. Birlikte eker, birlikte biçer ve birlikte toplar. Dayanışma temelinde şekillenen bu yaşamda, bir kişinin başına bir sorun geldiğinde de herkes ortaklaşarak o sorunu çözmeye çalışır.
‘Kürtler komünal bir toplumdur’
Bu anlamda Kürtler komünal bir toplumdur. Bugüne kadar devletsiz yaşamış olmamız ya da bir statüye sahip olmamamız, bunu bilmememizden ya da güçsüz olmamızdan kaynaklanmıyor. Bu durum, komünal yaşamı esas almamız ve mevcut sistemi reddetmemizle bağlantılıdır. Bugün bulunduğumuz nokta da bunun sonucudur. Kapitalist sistemi ve erkek egemen sistemi reddeden bir toplumuz. Bu nedenle kendimizi korumak için dağlara, köylere sığındık. Sistemden uzak durduk. Sistemin mevcut mekanizmalarını kullanmadık. Bu durum bizi devletsizliğe götürdü. Bu kötü bir şey değil. Ancak gelinen aşamada toplum da mevcut koşullar da bunu kabul etmiyor. Artık bir statünün olması gerektiği yönünde bir ihtiyaç ortaya çıkmış durumda. Ancak bununla birlikte komünal yaşamı nasıl inşa edebileceğimiz sorusu da gündeme geliyor. Aslında bugün tartıştığımız konu budur” dedi.
‘Belediyeler, komünal yaşamın en güçlü şekilde geliştirilebileceği alanlardır’
Sofya Alağaş, belediyelerin komünal yaşamın geliştirilmesinde kritik bir role sahip olduğunu belirterek, “Belediyeler, komünal yaşamın en güçlü şekilde geliştirilebileceği alanlardır. Bunu mevcut belediyecilik anlayışıyla söylemiyorum. Eğer mevcut zihniyetle devam edilirse, toplumdan kopuk ve yalnızca rutin işler yapan bir noktaya gelinir. Şu anda yapılan çalışmaların bir kısmı da ne yazık ki böyledir. Bunun dışına çıkmaya çalışıyoruz ancak bu yeterli değil. Çünkü sistem kendisini o kadar güçlü örgütlemiş ki bunun için önce kendimizi, ardından çevremizi ikna etmemiz; yöntemler geliştirmemiz gerekiyor.
‘Belediyeler her alanda komünal bir yaşamın örülmesine katkı sunabilir’
Sistem, komünal yaşamın inşasında önemli bir rol oynayabilecek belediyeleri kendi tekeline almış durumda. Çünkü komünal bir yaşam istemiyor. Komünallik; örgütlülük, bilinçli toplum ve dayanışma demektir. Bu da erkek egemen kapitalist sistemin çıkarlarına hizmet etmez. Bu nedenle komünal yaşamın bir parçası olan belediyeler denetim altına alınmıştır. Oysa belediyeler, toplum ile örgütlenme ve komünal yaşam arasında bir köprü işlevi görür. Belediyeler her alanda komünal bir yaşamın örülmesine katkı sunabilir. Kültürel, dilsel, ekonomik ve tarihsel alanlarda toplumun kendi tarihini bilmesi, tanıması ve komünlerini geliştirmesi noktasında önemli bir rol üstlenebilir. Bugün aklımıza gelmeyen birçok ihtiyaç da bu çalışmalar geliştikçe ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullandı.
‘Belediyeler komünal yaşamın öncülüğünü yapabilecek konumda’
Belediyelerin yalnızca hizmet üreten kurumlar değil, toplumun örgütlenmesini ve dayanışmasını güçlendiren yapılar olması gerektiğini söyleyen Sofya Alağaş, “Belediyeler bu sürecin öncülüğünü yapabilecek konumdadır. Elbette kimi zaman belediyelere ya da sistemin mekanizmalarına ihtiyaç duymadan da komünal çalışmalar yürütülebilir. Bir mahallede yoksul ya da ihtiyaç sahibi bir kişi varsa, toplum kendi dayanışmasıyla buna çözüm üretebilir. Ancak belediyeler bu noktada önemlidir. Çünkü belediyeler devlet ile toplum arasında bir köprüdür. Ne devleti ne de toplumu reddeder; aksine toplumu güçlendirecek ve örgütleyecek bir işlev üstlenir. Toplum ile devlet arasındaki bağı kuran, iki tarafı birbirini reddetmeden güçlendirebilecek mekanizmalardan biri de belediyelerdir. Bu nedenle belediyeler, komünal yaşamın geliştirilmesinde önemli bir role sahiptir” şeklinde konuştu.
‘Birçok komünün oluşturulması yönünde bir toplumsal inşa süreci gelişiyor’
Gulan Önkol ise toplumsal inşanın temel adımlarından birinin yerel yönetimlerin komünleşmesi olduğunu belirtti. Yerel yönetimler alanındaki deneyimlerin değerlendirildiğini ve komünlere duyulan ihtiyacın tartışıldığını ifade eden Gulan Önkol, “Aslında iki yıllık deneyimimizi masaya yatırıyor, yerel yönetimler alanındaki çalışmalarımızı değerlendiriyoruz. Aynı zamanda yerel yönetimler politikamızı gözden geçirerek, neden bu dönemde komünlere bu kadar ihtiyaç duyulduğunu tartışıyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu perspektif ve son dönemde Demokratik Manifesto’ya da yansıyan yaklaşım doğrultusunda, toplumun bir bütün olarak komünlerin parçası olması ve birçok komünün oluşturulması yönünde bir toplumsal inşa süreci gelişiyor.
‘Komünlerin kadın eksenli geliştiğini görüyoruz’
Bizler de bu toplumsal inşa sürecinde yerel yönetimler olarak önemli sorumluluklar üstleniyoruz. Çünkü yerel yönetimler, toplumun en küçük birimlerine kadar ulaşabilecek bir konumdadır. Bu nedenle yerel yönetimlerin komünleşmesi ve topluma sirayet eden çalışmaların toplum eksenli, yerinde inşa edilmesi açısından komünler bizim için büyük bir anlam taşıyor. İnsanlık tarihine ve anacıl toplum gerçekliğine baktığımızda da komünlerin kadın eksenli geliştiğini görüyoruz” dedi.
‘Toplumun bütününe yayılan komün çalışması gerekli’
Kadın özgünlük perspektifiyle başlatılan komün çalışmalarının kadın komün bostanı ve eko-ekonomik projelerle sürdürüldüğünü belirten Gulan Önkol, “Bugün burada kadın özgün komünlerini ve yerel yönetimlerin komünleşmesini tartışmamız da bu eksende gerçekleşiyor. Geçtiğimiz yıl yerel yönetimler ve kadın özgünlük perspektifiyle komün çalışmalarımıza başlamıştık. Bir kadın komün bostanı oluşturduk. Bu yıl ise bir kooperatif ortaklığıyla doğrudan eko-ekonomik alanda komünal bir çalışma yürütüyoruz. Komünlerin birçok boyutu bulunuyor. Geçen yıl ortaya çıkan komün ihtiyacı, kadınların bir araya gelmesi, toplumsal anlamda yaşanan uzaklaşmanın ve iletişimsizlik halinin aşılması, komünler aracılığıyla iletişimin, birlikteliğin ve dayanışmanın güçlendirilmesi amacıyla şekillendi. Çalışmalarımızı da bu temelde yürüttük. Elbette bu dönem yalnızca kadın özgünlüğü temelinde değil, toplumun bütününe yayılan komün çalışmalarının geliştirilmesi gerektiğinin de farkındayız. Bu doğrultudaki çalışmalarımız sürüyor. Bugün gerçekleştirdiğimiz konferansın ve dört günün sonunda açıklanacak deklarasyonun, yerel yönetimlerin bu alanda daha aktif rol üstlenmesine ve somut kararların alınmasına katkı sunmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.
‘Komünler üzerinden örgütlenme gelişecek’
Gulan Önkol, yönetim anlayışlarının dikey değil yatay örgütlenmeye dayandığını dile getirerek, “Daha önce meclisler üzerinden yürüttüğümüz örgütlenme modelinde olduğu gibi, yönetim anlayışımız dikey değil yataydır. Yönetim yalnızca belediye meclislerine ya da eş başkanlara ait bir mekanizma değildir. Tam tersine, halk ile yerel yönetimler arasında köprü kuran, katılımcı ve doğrudan demokrasiyi esas alan bir anlayıştır. Bu yaklaşım, edilgen toplum yerine aktif, söz sahibi, karar alan ve yönetime katılan bir toplumsal yapının gelişmesini hedefliyor. Komünlerin kuruluş amacı da tam olarak budur. Geçmişte meclisler üzerinden mahalle örgütlenmeleri yürütülüyordu. Bugün ise komünler üzerinden örgütlenmeler geliştirilecek. Yaşamın her alanına yayılacak bu komünler aracılığıyla toplumun tamamının yönetime dahil olması, kendi yaşamına ilişkin sorun ve sorumlulukları üstlenmesi ve komün meclisleri aracılığıyla çözüm üretmesi amaçlanıyor. Bu noktada öz eleştirel yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Elbette sistemin yarattığı bazı etkiler söz konusu. Bildiğiniz gibi bazı belediyelerimize kayyımlar atandı. Bir yandan bir süreç yürütülürken diğer yandan mahalle örgütlenmelerinin geliştirilmesi gerekiyor. Toplumsal inşa süreci kapsamında ciddi bir seferberlik ilan edilmiş durumda” diye belirtti.
‘Komün demokratikleşme süreciyle güçlenecek’
Komün hareketinin demokratikleşme ve toplumsal özgürlük mücadelesiyle iç içe geliştiğini söyleyen Gulan Önkol, belediyeler olarak geçen yıldan bu yana kadın öncülüğünde çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi. Gulan Önkol, “Bizler de belediyeler olarak geçen yıldan bu yana kadın öncülüğünde çalışmalar yürütüyoruz. Anacıl toplumdaki öz değerlere dönüş ve komünal yaşam anlayışının yeniden inşası temelinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ancak bu çalışmaların karma ve genel toplumsal alana yayılması konusunda eksikliklerimiz olduğunu da belirtmeliyim. Buna rağmen bu alanda ciddi bir çaba ve çalışma yürütüyoruz. Konu Kürt sorunu ve Sayın Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü süreçle de bağlantılıdır. Bu süreç; Türkiye halkları, Kürdistan halkları ve Ortadoğu açısından nefes aldıracak bir süreçtir. Komün hareketi de aynı zamanda bu süreçten beslenmektedir. Çünkü bölgenin, Ortadoğu’nun ve Kürdistan’ın dört parçasının demokratikleşmesinin; Kürtlerin özgürleşmesinin ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Yasal adımlar atılmadan sürecin sağlıklı ilerlemesinin zor olacağını değerlendiriyoruz” dedi.
‘Komünler demokratikleşme sürecinin temel basamaklarından biri olacak’
Gulan Önkol, yasal düzenlemelerin demokratikleşme sürecinin ilerlemesi açısından kritik önemde olduğunu belirterek, “Bir süreç yürütülüyor ve bu sürecin muhatabı olan Abdullah Öcalan’ın çalışmalarını geliştirebilmesi, bu perspektifin topluma ulaşabilmesi ve demokratikleşme ile demokratik entegrasyon sürecinin ilerleyebilmesi için yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz. Demokratikleşme geliştikçe komünleşmenin de gelişeceğini düşünüyoruz. Çünkü bizler tekçi, iktidarcı ve tek tipçi anlayışlara karşı; çoğulculuğu esas alan, toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir anlayışla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu nedenle somut adımların atılması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıyla birlikte bölgenin, Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun demokratikleşeceğine ve komünlerin de bu demokratikleşme sürecinin temel basamaklarından biri olacağına inanıyorum” diye konuştu.
Haber: Pelşin Çetinkaya – Rojda Aydın \ JINNEWS









