Adalet Bakanı’nın faili meçhul cinayetlerin tekrardan raflardan indirilip sonuçlanmasını ve kimlerin bu cinayetleri yaptığı konusunda adım attı. Uğur Mumcu ailesi ve Muhsin Yazıcıoğlu ailesiyle görüştüğünü medyadan takip ettik. Bu dosyaların samimi bir şekilde sonuçlanması bekleniyorsa halen hayatta olan zamanın devlet memurlarını sorgulamak gerekir. Özellikle de Kürdistan bölgesinde bu cinayetler yoğun bir şekilde işlenmiştir. Ben de faili belli bir cinayetin mağdurlarından biriyim. Musa Anter’in ailesi olarak vurulduğu günden (20-09-1992) davanın zaman aşımına uğradığı güne kadar (21-09-2022) takipçisi olduk Avukat Selim Okçuoğlu ile birlikte. Adalet Bakanı’nın bu cinayetleri çözmek için yapacağı ilk adım zaman aşımının bu gibi davalarda kaldırılmasını uygulamasıdır. Her zaman dile getirdiğimiz gibi bu cinayetlerde zaman aşımını uygulamak suçtur. İlk önce bu suç ortadan kalksın ki diğer suçlar ortaya çıksın. Bu işlenen cinayetlerde ortak bir durum var bu da devlet içindeki çetelerin korunup kollanması. ‘Terörsüz Türkiye’ konusunda ilk önce devlet kurumları içinde yuvalanmış kamu görevlilerinden başlamak gerekir. Halen o zamanın suç işleyen kadroların şu an bile işbaşında olduğuna tanık oluyoruz. ‘Terörsüz Türkiye’ denilince yalnız PKK’lilerin silah bırakması ve afları mı söz konusu. Hukuk, ekonomi, adalet, sağlık ve diğer kamu alanlarında insan kayırma da ‘Terörsüz Türkiye’ için geçerli olacak mı? Daha da önemlisi işlenen cinayetler var ve bu davalar o kadar verilere rağmen halen çözülmedi. Gülistan Doku davasında ve Rojin Kabaiş davalarında halen sonuç alınamadı. Tolga Ağar, Şirin Ünal da bu gibi cinayetlere neden olan isimler ve bu kişiler de yargılanmalıdır. Bu kadar veriye rağmen bir karar çıkmaması yeni atılan adımlara karşı olan güven duygusunu da zedeliyor. Sayın bakan umut veriyorsunuz ama güven vermiyorsunuz faili meçhul ailelerinin, Cumartesi Aileleri’nin tek isteği adaletin ve hukukun uygulanması. Cezasızlık sistemi var oldukça adalette, hukukta bir arpa boyu bile ilerlenmez. Senelerin özellikle de son senelerin toplumdaki en büyük yarasıdır bu durum.
Gündemde en çok konuşulan çerçeve yasa Meclis’te 467 oyla kabul edildi. Toplumu tatmin etmese de önemlidir. Bazılarının ihanet yasası olarak gördüğü bazılarının da Kürtler hakkında olumlu olmadığı görüşleri ön plana çıktı. Barışın tesisi için silahları bırakmak çok önemli ve kimse de buna karşı olmamalı. Ortadoğu’da olası bir barış ortamının da temeli atılmış olabilir. Esasında konuyu konuşmak için tarafların masada oturması şart. Bu masada kimler olur bilemeyiz ama şimdiden onun da hazırlıkları başlamıştır. Abdullah Öcalan’ın görüşlerini beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama masada olması gereken kişidir. Toplum Selahattin Demirtaş’ın da o masada oturmasını ister. Bu barış görüşmeleri şeffaflık içinde yürütülmelidir. Bu bir başlangıçtır bunun devam etmesi için topluma gerçekleri anlatarak ikna etmek gerekir ki, bu da iktidarın en önemli görevidir. KHK’lılar, hasta tutuklular, tarihi bilgiler ve anadilde eğitim gibi soruların cevapları acilen çözülmelidir. Asimilasyonun en önemli başlangıç noktası ana dildir. Prof. Dr. Nermi Uygur da ‘’Dile saygısızlık insanın kendi özüne saygısızlıktır. Dil zorbasının başına gelmedik kalmaz. Dilin öcü, uğradığı saygısızlıkla orantılıdır’’ der.









