- Her yeri kameralarla gözetlenen Dêrsim’de 21 yaşında bir kadın katlediliyor ve kaybettiriliyor ama ‘bizden habersiz kuş uçmaz’ diyen devlet bu katliamı ancak 6 yıl sonra çözüyor, faillerini ancak 6 yıl sonra buluyor öyle mi?
- Tunceli Valisi Tuncay Sonel neye, kime ya da kimlere güvendi? Bu güvenceyi bu faillere kimler verdi? Ya da aslında doğal akışları mı böyleydi? Yani rahatça bu tür suçları işleyip, kendilerine hiçbir şey olmayacağını biliyorlar mıydı?
- Gülistan Doku’nun cinsel saldırıya uğramasında, katledilip kaybettirilmesinde tek suçlu vali Tuncay Sonel ve ona suç ortaklığı yapanlar değil. Kimse vali üzerinden kendini temize çekemez. Toplumun hafızasında yüzlerce Gülistan Doku var…
Nesli Şahiner
Dêrsim’de Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nde okurken, 5 Ocak 2020’de kaybettirilen Gülistan Doku’ya dair soruşturma her gün yeni gelişmelerle devam ediyor. Geçtiğimiz Nisan ayında başlayan gözaltı dalgasında bugüne kadar 30 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, valinin koruması Şükrü Eroğlu, dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Başhekimi Çağdaş Özdemir, dönemin Tunceli Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü olan, halen Nevşehir Emniyet Müdür Yardımcısı Ertuğrul Aslan, iş insanı Mehmet Aca, Zainal Abakarov, birçok polis, doktor ve korucu bulunuyor.
Gülistan Doku dosyasında yer alan iki gizli tanığın verdiği bilgilere göre; Gülistan Doku, Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesindeki Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlı resmi bir devlet kurumu olan Gençlik Merkezin’de Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel ve yanındakiler tarafından tecavüze uğradı. Tecavüze karşı susmayacağını söyleyen Gülistan Doku, tecavüzü belgelemenin yollarını aramaya başladı. O andan itibaren de art arda tüm suçların tuşlarına basıldı.
Organize suçların diyarı
Gülistan Doku’ya yönelik suçlar, kaybettirilmesiyle ilgili süreç, suçların örtbas edilmesi, suçlarda yer alanların konumu, kim oldukları, bu suçları bilenler ve göz yumanlar… hepsi hayal gücümüzün çok ama çok ötesinde. Devletin bir kentte görevlendirdiği valisinden emniyet müdürüne, komiserinden polisine, başhekiminden doktoruna, kamu çalışanından korucuya, dalgıcından iş insanına kadar hepsi organize bir şekilde 21 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin katledilmesinin ve kaybedilmesinin üstünü örtmek için seferber olmuşlar. Hatta bu faillerden bir kısmı bu suçlarda aile boyu yer almışlar.
Bu suçları sadece 21 yaşındaki genç bir kadının katledilmesi ve kaybettirilmesi olarak da görmemek gerekiyor. Bu suçlar aslında Türkiye’nin adım adım sürüklendiği “organize suçların alabildiğine yaygınlaştığı, devlet kadrolarının bu suçlarda başı çektiği, hayatın olağan akışına aykırı şekilde zenginleştikleri, büyük bir çürümenin yaşandığı” gibi bir tabloyu da ortaya koyan en büyük örneklerden.
Devlet göz yumdu
Peki, bütün bu devasa suçlar işlenirken, devletin, iktidarın kendi bünyesindeki kamu görevlilerini, valileri, bakanları ve polisleri denetleyen yönetsel, idari ve hukuki iç mekanizmaları ne yapıyordu? Bu mekanizmaların kendi içindeki bu büyük organize suçları 6 yıl boyunca tespit edememesi diye bir seçenek gerçekten var mı? Uzun yıllar tam tersini yapan ana akım medyanın şimdilerde bu devletin valisinin suçlarını her gün çarşaf çarşaf yazması normal mi? 6 yıl önce, Gülistan Doku ilk kaybolduğu zamanlarda Kürt illerinde yapılan eylemleri, “terör yandaşları kayıp Gülistan Doku’yu bahane ederek ortalığı karıştırdı” tarzında haber yapan bu ana akım medya neden ağız değiştirdi?
Medyada ‘intihar’ yalanı
Geriye dönüp olan biten bazı detaylara şöyle bir bakalım. O dönem ana akım medya, “Gülistan Doku nerede?” eylemlerini ve adalet çağrılarını neredeyse hiç görmedi. Protestolar “izinsiz gösteri” olarak yansıtılırken, olay ağırlıklı olarak “baraj gölünde arama çalışmaları” ve “intihar şüphesi” ekseninde işlendi. Yapılan haberler Gülistan Doku’nun “intihar” ettiği senaryosu ve barajdaki teknik arama çalışmalarının ayrıntıları üzerinden ele alındı. Eylemlerde dile getirilen Gülistan Doku’nun kaybolmasına yönelik “şüpheli” vurgusu ve etkin soruşturma yapılmasına yönelik eleştiriler ise hep görmezden gelindi.
Gülistan’ı sormak da suçtu
Gülistan Doku’nun kaybedildiği 2020 yılından bu yıla kadar ki süreçte Gülistan Doku’nun akıbetinin aydınlatılması ve bulunması için Dêrsim’de eylem yapan öğrenciler çeşitli soruşturmalara uğradı. Eylemlere katılan Munzur Üniversitesi’nden 5 öğrenci kaldıkları yurttan atıldı, eğitim süreçleri engellendi ve sonrasında da bursları kesildi. Eylemler sırasında polis eylemcilere gaz sıktı ve şiddet uyguladı.
Öte yandan Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku, kızı için düzenlenen eylemlere katıldığı için para cezası verildi. Abla Aygül Doku, delillerin karartılmasına ve Zainal Abakarov ile ailesinin Dêrsim’deki evlerinden alelacele taşınmasına tepki gösterdiği için hakkında dava açıldı. Adliye ve emniyet önünde kardeşi Gülistan için adalet istediği için darp edilerek yerlerde sürüklendi, hatta gözaltına alındı.
Kadın cinayetleri politiktir
Yanı sıra 2021 yılında Meclis’te kurulan ‘Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılması Komisyonu’nun toplantılarında Gülistan Doku sık sık gündeme geldi. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu komisyonda Gülistan Doku’ya yönelik tüm soruşturmaların yapıldığını ve “bir cinayete rastlamadıklarını” savundu. Soylu, olayın bazı partiler tarafından “siyasallaştırılmaya çalışıldığını” öne sürdü. Meclis tutanaklarına da yansıyan açıklamalarında Soylu, “Gülistan Doku’yu bulmak için Munzur Çayı’nda dünyada eşi benzeri görülmemiş bir arama çalışması yürüttüklerini, soruşturmada her ihtimalin değerlendirildiğini ancak ellerindeki verilere göre bir cinayete rastlamadıklarını” söyledi. Konunun “HDP ve PKK çevreleri tarafından siyasallaştırıldığını” iddia eden Soylu, bunun bir siyaset meselesi olmadığını öne sürerek, Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkındaki iddiaların asılsız olduğunu savundu.
Kayyum vali ve ihaleler
Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i canhıraş savunan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Haziran 2017’de Tunceli Valiliği görevindeyken Sonel’i ayrıca Tunceli Belediyesi’ne kayyum olarak atadı. Bu görevi Mart 2019 yerel seçimlerine kadar sürdüren Tuncay Sonel hakkında o dönemde de birçok iddia vardı. Sonel hakkında yaklaşık 35 milyon liralık yedi ihalede usülsüzlük yaptığı ve söz konusu ihalelerin belirlenen şartlarda yapmadığı gerekçesiyle soruşturma izni istendi. İçişleri Bakanlığı, bu yazıyı aynı zamanda Tunceli Valisi olan Sonel’e gönderdi. Sonel de bir memuruna rapor hazırlattı ve “soruşturmaya gerek olmadığı” yönündeki yazısı üzerine soruşturma izni verilmedi. Böyle absürt ve suç teşkil eden hukuksuzlukların yaşandığı o dönemde, bunlardan ne devlet ne iktidar ne de ana akım medya rahatsız oldu. Aksine bu gerçekleri dile getiren muhalif milletvekilleri “devlet düşmanı” ilan edilirken, bu yönde haber yapan muhalif basın da “bölücü, teröristlerin sözcüsü” denilerek kriminalize edilmeye çalışıldı.
‘Arkamda devlet var’
Peki, bu devasa suçlar ve bu suçların faillerine neden 6 yıl boyunca dokunulmadı? Rahatça suçlar işleyen, mülkler edinen, zenginleşen, oğlunun tecavüz edip katlettiği 21 yaşındaki Gülistan Doku’yu kaybettiren, onlarca kişiyi bu suçlara ortak eden dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel neye, kime ya da kimlere güvendi? Bu kadar korkunç suçlara rağmen bu güvenceyi bu faillere kimler verdi? Ya da aslında doğal akışları mı böyleydi? Yani rahatça bu tür suçları işleyip, kendilerine hiçbir şey olmayacağını biliyorlar mıydı?
Aslında tüm olup bitene baktığımızda bu suçları işleyen valisinden polis müdürüne, komiserinden başhekimine iş insanından korucusuna kadar hepsi kendilerine bir şey olmayacağını düşünüyorlardı. Tıpkı uzman çavuş Musa Orhan’ın kendisine dokunulmayacağını bilme rahatlığıyla İpek Er’e tecavüz edip ölüme sürüklenmesine neden olduğu gibi. Ve hiç ceza yatmaması gibi. Tıpkı kadın katillerinin ‘benim arkamda devlet var, bana bir şey olmaz’ demeleri gibi. Ve bu faillerin ceza infaz düzenlemeleriyle serbest bırakılması gibi. Tıpkı kadınları katledip, takım elbise giyip mahkemelerde “devletime güveniyorum” diyen faillere ‘iyi hal’ ve ‘haksız tahrik’ indirimleri yağdırılması gibi…
Fail tek değil, suçlar sistematik
Tüm bu bilgilerin ışığında baktığımızda Gülistan Doku soruşturmasında suçluların sadece tutuklananlar olduğunu kimse iddia edemez. Bu korkunç suçlara göz yumanlar, bilip de susanlar, suç işleyenlere zemin yaratanlar, mahkemelerde cezasızlıkla ödüllendirenler de bu suçların ortağıdır. Bu suçlar, dosyayı ele alan diğer tüm savcıların davayı çözmeyi beceremediği algısıyla ve 2024 yılında atanan kadın savcının ‘kahramanlaştırılmasıyla’ örtülemez. Şubat 2026’da Adalet Bakanı yapılan Akın Gürlek’in göreve gelmesiyle birlikte Gülistan Doku soruşturmasının çözüldüğü görüntüsü verilemez. Hakkında devasa bir mal varlığı olduğu söylenen Akın Gürlek’i ‘temize çıkaracak’ ya da hakkındaki iddiaları ‘unutturacak’ bir yöntem olarak da kabul edilemez.
Sonuç olarak; Gülistan Doku’nun cinsel saldırıya uğramasında, katledilip kaybettirilmesinde tek suçlu vali Tuncay Sonel ve ona suç ortaklığı yapanlar değil. Bu suçları bilip de valiye dokunmayan devlet mekanizmaları, valiyi koruyan, kayyum olarak atayan, suçlarını savunan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tuncay Sonel’i vali olarak atayan ve onlarca şikâyete rağmen görevden almayan iktidar, Gülistan Doku’ya dair delilleri vermeyen vali ve polisler hakkında soruşturma açmayan başsavcılıklar, mağdurun sesi olmak yerine iktidarın kalemi olan ana akım medya, hepsi bu suçların ortağı konumundadır.
Dolayısıyla kimse suçlarını ve suç ortaklığını sadece vali Tuncay Sonel’e yıkamaz, vali üzerinden kendini temize çekemez. Çünkü toplumun hafızasında yüzlerce kaybettirilmiş Gülistan Doku var…
Ucu Soylu’ya, Ünal’a ve Ağar’a da dokunacak mı?
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP), basına yansıyan haberlerden elde ettikleri verilere göre, 2025 yılında enaz 294 kadın erkekler tarafından katledildi, 297 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Ülkede yüzlerce Gülistan Doku var ve cinayet tablosu sürekli artıyor. Cansız bedeni Hasankeyf Barajı’nda bulunan Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü hala karanlıkta. Wan’da Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde okurken kaybolan ve 18 gün sonra cesedi gölde bulunan Rojin Kabaiş’in akıbeti yıllardır aydınlatılmıyor. Ankara’da o dönem AKP Milletvekili olan Şirin Ünal’ın evinde çalışan Nadira Kadirova, 23 Eylül 2019’da Şirin Ünal’ın evinde onun silahıyla şüpheli olarak yaşamını yitirdi. Şüpheli ölüm “intihar” denilerek kapatıldı. Elazığ’da yerel bir kanalda çalışan Yeldana Kaharman, evinde şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Hem yerel basın hem de organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Yeldana Kaharman’ın o dönem AKP Elazığ Milletvekili olan Tolga Ağar’ın (Mehmet Ağar’ın oğlu) tecavüzüne uğradığını, konuşmaması için katledildiğini söyledi. Fakat bu iddialar hiç araştırılmadı, Kaharman’ın şüpheli ölümü de “intihar” denilerek kapatıldı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek ise Gülistan Doku’ya yönelik soruşturmaya dair “Ucu nereye dokunursa dokunsun. Kimse dokunulmaz değildir, kimse kanunlar karşısında imtiyazlı değildir. Hukuk herkes için işler” dedi ve “faili meçhul kadın cinayetleri” dosyalarını yeniden açacaklarını söyledi.
Soruyoruz Akın Gürlek’e, kadın katilleriyle fotoğrafları olan ve Vali Sonel’in suçlarına göz yuman Süleyman Soylu, Nadira Kadirova’nın ölümünde şüpheli olan Şirin Ünal, Yeldana Kaharman’ın ölümünde şüpheli olan Tolga Ağar da soruşturulacak mı? Rojin Kabaiş’in ve Rojwelat Kızmaz’ın akıbetleri aydınlatılacak mı? En önemlisi de kadın cinayetlerini önleyecek mekanizmalar harekete geçirilecek mi?









