Gazeteci-yazar Nidal Hawari, Suriye’deki geçici yönetimin meşruiyet krizini anlattı. Hakların anayasal güvenceye alınmaması halinde Suriye’nin 100 yılın kaybedilebileceğini söyledi
Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından kurulan geçici yönetim; siyasi meşruiyet, ekonomik kriz ve farklı toplulukların haklarının korunması konularında ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Gazeteci-yazar Nidal Hawari, Hasekê’de yaşanan gerilimlerden Alevilerin ve Dürzilerin durumuna, bölgesel güç mücadelelerinden jeopolitik boğazlara kadar gündemdeki başlıkları değerlendirerek kalıcı çözümler üretilememesinin belirsizlikleri ve toplumsal gerilimleri artırdığını vurguladı.
‘Geçiş yönetiminin meşruiyeti tartışmalı’
Geçici yönetimin yapısını ve kapsayıcılık sorununu değerlendiren Nidal Hawari, mevcut siyasi yapının halkın iradesine dayanmadığını belirtti. Hawari, HTŞ öncülüğünde şekillenen yönetimin toplumsal uzlaşıdan uzak olduğunu dile getirdi:
“Suriye’deki geçiş yönetiminin oluşum biçimi meşruiyet tartışmalarını beraberinde getiriyor. HTŞ öncülüğünde şekillenen yapı, ülkenin bütün topluluklarını kapsayan bir uzlaşıya dayanmıyor. Esad yönetiminin devrilmesinin ardından etkili olan güçler kendi siyasi ve bölgesel çıkarlarını yeniden düzenlemeye çalışıyor ancak bu gruplar kendi aralarında dahi ortak bir siyasi çizgi oluşturamadı. Yönetim ülkeyi siyasi, ekonomik ve hukuki açıdan istikrara kavuşturamadı.”
‘Ekonomik kriz derinleşiyor ve yapay krizler üretiliyor’
Ülkedeki ağır ekonomik tabloya ve kamu hizmetlerindeki aksamalara dikkat çeken Nidal Hawari, ekonomik sorunların üzerini örtmek amacıyla toplumun hedef alındığını ifade etti:
“Kamu çalışanlarının ücretlerinin ödenmesinde yaşanan sorunlar ve dış kaynaklara duyulan ihtiyaç yönetimin hareket alanını daraltıyor. Suudi Arabistan, Türkiye ve diğer ülkelerden gelen desteklerin geleceğine ilişkin belirsizlikler baskıyı artırıyor. Ekonomik sorunların üzerini örtmek amacıyla toplumun farklı kesimleri arasında yapay krizler ve düşmanlıklar oluşturuluyor. Bu durum, kendi kimliği ve hakları konusunda talepleri bulunan toplulukları daha fazla baskı altında bırakıyor.”
Hasekê’deki aşiretlerin provokasyonu dış etkenlerden bağımsız değil
Hasekê’de Kürtlere yönelik saldırıları ve Arap aşiretlerinin değişken tutumunu değerlendiren Nidal Hawari, yaşananların dış müdahaleler ve bölgesel rekabetlerle bağlantılı olduğunu vurguladı:
“Yaşanan gelişmeler yalnızca geçici yönetim ile Kürtler arasındaki ilişkilere indirgenemez. Bazı Arap aşiretleri daha önce Kürtler ve geçici hükümetin entegrasyon çerçevesindeki anlaşmaya destek veren açıklamalar yaptı, daha sonra ise bu tutumlarından geri adım attı. Türkiye ile İsrail arasındaki çıkar çatışması da yerel aktörlerin tutumları üzerinde etkili oluyor ve bazı Arap aşiretleri Kürtlere karşı kışkırtılıyor. Türkiye’nin bazı aşiretler üzerinde etkili olduğu ve yerel yapıların bu etkinin yönlendirmesiyle hareket edebileceği görülüyor.”
Dürzilerin geleceği ve İsrail’in Suriye politikası
Suriye’nin güneyindeki Dürzilerin durumunu ve İsrail’in bölgedeki askeri hamlelerini aktaran Nidal Hawari, merkezi yönetimin tutumuna işaret etti:
“Dürzi bölgelerinde daha bağımsız bir askeri ve idari yapılanmaya gidiliyor. İsrail’in desteğiyle yerel güçlerin özerk bir idari ve askeri yapılanma oluşturma yönünde hazırlıklar yaptığı görülüyor. Dürzi bölgelerinde ortaya çıkabilecek yeni bir siyasi düzenin Suriye’nin bütünlüğü açısından ne anlama geleceği, merkezi yönetimin farklı toplulukların taleplerine nasıl yaklaşacağıyla bağlantılıdır. Hakların güvence altına alınmadığı bir ortamda yerel özerklik arayışları güçlenebilir.”
‘Alevilerin yaşadığı sorunlar ağırlaşıyor’
Kıyı bölgelerinde yaşayan Alevi toplumuna yönelik güvenlik kaygılarını ve ayrımcı uygulamaları dile getiren Nidal Hawari, iddiaların bağımsız mekanizmalarla araştırılması gerektiğini ifade etti:
“Alevilere yönelik saldırı iddiaları ile nefret söylemleri toplumsal gerilimi artırıyor. Geçici yönetimin kriz yaşadığı dönemlerde Aleviler hedef haline getiriliyor, çalışanlar ve işçiler saldırılara maruz kalıyor. Aleviler kamu görevlerinde bulunma bakımından da sorunlarla karşılaşıyor. Mezhepsel suçlamalar yerine bağımsız soruşturma ve hukuki hesap verebilirliğin esas alınması gerekiyor. Çalışma hakkı dahi güvence altında değilken kültürel hakların korunması güçleşecektir.”
Kürtlerin entegrasyon süreci
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) entegrasyon süreci ve Kürt halkının haklarının korunması konusunu değerlendiren Nidal Hawari, anayasal güvencenin şart olduğunu vurguladı:
“Kürtler bu süreçte esnek ve yapıcı davrandı ancak hakları kalıcı biçimde güvence altına alınmadı. Suriye’de işleyen bir hukuk devleti bulunmuyor. Tanınan hakların geçici yönetimin kararlarına bağlı kalması risk oluşturuyor. Hakların toplumsal uzlaşıya, anayasal güvencelere ve bağımsız yargı mekanizmalarına dayanması gerekir. Entegrasyon; eğitim, güvenlik, siyasi temsil ve kültürel özgürlükleri koruyacak bir düzenle birlikte yürütülmelidir.”
‘Lübnan hattında yeni dengeler kuruluyor’
İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki değişen konumuna değinen Nidal Hawari, Lübnan ve bölgesel güç dengelerindeki hareketliliği aktardı:
“Esad yönetiminin devrilmesinin ardından İran yeni koşullara uyum sağlamak zorunda kaldı. Tahran farklı siyasi aktörlerle temaslarını sürdürme arayışında. HTŞ’nin Lübnan’a yönelik olası bir askeri hamlesinin dengeleri değiştirebileceği kaygıları bulunuyor. Türkiye ile İsrail arasındaki çıkar çatışması bağlamında, Suriye’de uzlaşan güçlerin başka bir coğrafyada karşı karşıya gelme ihtimali mevcuttur.”
Yemen’deki gelişmeler ve boğazların jeopolitiği
Yemen, Hürmüz ve Babülmendep boğazları üzerindeki stratejik mücadelelere dikkat çeken Nidal Hawari, bölgesel savaş tehlikesine işaret etti:
“Hürmüz ve Babülmendep boğazları kritik bir stratejik öneme sahip. Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kesinti dünya ekonomisini doğrudan etkiler. Yemen’de Husilere karşı daha geniş bir askeri cephe kurulması ve İran’ın da çatışmaya dahil olması durumunda bölge çok daha kapsamlı bir savaşa sürüklenebilir.”
‘Halklar haklarını koruyamazsa bir yüzyıl kaybedebilir’
Suriye’deki geçiş sürecinin tüm topluluklar için tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirten Nidal Hawari, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Bölge önümüzdeki yüz yıla hazırlanıyor. Halklar bugün haklarını kaybeder, onları koruyamaz ve geleceklerini güvence altına almazlarsa bunun sonuçlarını belki de yüz yıl boyunca yaşayacaklar. Kürtlerin yanı sıra Alevilerin, Dürzilerin ve diğer toplulukların haklarını koruyan, siyasi katılımı ve anlaşmazlıkları hukuk yoluyla çözen bir düzen kurulmadan geleceğe dair belirsizlikler giderilemez.”
Kaynak: ANF









