• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Nisan 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Gimgim’da eko-kırmla göçertme politikası: Telafisi olmayan bir hak ihlali

18 Nisan 2026 Cumartesi - 09:43
Kategori: Editörün Seçtikleri, Ekoloji, Manşet

Gimgim’da çatışmalı süreçte yaşanan göçlerin ardından bu kez doğa talanıyla bir kez daha göç dayatılıyor. Göçerme politikası ise telafisi olmayan bir insan hakları ihlali

Kürdistan’da 100 yıldır farklı şekillerde uygulanan göçertme, yurtsuzlaştırma politikası son yıllarda ekolojik saldırılarla sürdürülüyor. 1990’lı yıllarda çatışmalı süreçte boşaltılan köyler şimdilerde baraj ve santraller gerekçesiyle insansızlaştırılıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre köy ve mezra yakma-boşaltma bilançolarına göre 1994-1999 yılları arasında bin 947 köy-mezra yakılıp boşaltıldı, 31 orman da yakıldı. Yine aynı yıllarda kayda geçirilen bombalanma verisi ise 702.  2013-2015 yılları arasından yürütülen “diyalog süreci”nin sona ermesi ardından başlayan savaş çok büyük bir yıkım getirdi. İlan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte birçok kentte mahalleler yerle bir edildi. Serhat bölgesindeki kentler ve başta Mûş’a bağlı Gimgim (Varto) ilçesi geldi. Çatışmalı süreçte sivillerin yaşamını yitirmesinin yanı sıra bölge kentlerinde yoğun göç dalgası ve tutuklamalar yaşandı.

‘Yatırım’ paketiyle sunulan ve doğa talanı başladı 

Gimgim’da göçertme politikaları sadece çatışma dönemiyle sınırlı kalmadı. Çatışmalı süreçten sonra da bölgeye “yatırım” paketiyle sunulan ve doğa talanına sebep olan Hidroelektrik Enerji Santrali (HES) gibi projelerle devam etti. Gimgim’da yoğun göçe neden olan Alparslan 2 Barajı’nın yapımı sırasında Çarbihir, Xinzor, Kevirhingiv, Xirbaqo, Eyna, Ziring olmak üzere birçok köy yerinden edildi, mezarlıklar taşındı. Yine projenin otlak alanları işgal etmesiyle çoğu yurttaş temel geçim kaynağı olan hayvancılığı bırakarak, Türkiye ve Avrupa metropollerine göç etmek zorunda kaldı.

Gimgim bir kez daha “yatırım” paketiyle sunulan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi, Gimgim’daki köyleri göçertme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Göçertme politikasının sosyolojik ve toplumsal boyutuna ilişkin Sosyolog Şinda Kara, Psikolog Zara Selvi ve yaşanan hak ihlallerine dair ise Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Wan Temsilcisi Emrah Kertiş, değerlendirmelerde bulundu.

‘Yatırım, adı altında var olan yaşam yok edilmeye çalışılıyor’ 

Şind Kara

Göçün dünyada hala devam eden toplumsal bir olay olduğunu söyleyen Şinda Kara, Muş’taki göçün bireysel tercihin değil devlet politikalarının toplamının sonucu olarak yaşandığını vurguladı. Şinda Kara, “Bunun politik faktörleri ise 1990’lı yıllar ve 2000’lerde yaşanan çatışmalı süreç. Devletin Serhat bölgesinde uyguladığı politikalar ekonomik sıkıntılara sebep oldu. Köy boşaltmaları, kırsal alanların güvenlik gerekçesiyle terk ettirilmesi, Kürdistan’daki göç kültürünün temelini oluşturdu. Varto’dan göç eden çoğu insan aslında Türkiye’de bile kalmadı. Siyasi sebeplerden dolayı Avrupa’ya kaçmak, göç etmek zorunda bırakıldılar. Varto’daki göç kolektif bir travmaya sebep oldu. Kısa vadede zorunlu göç anlatıları, sürekli kayıp verilmesi, devletle gerilim, travmatik hafızaya ve sosyal sermayenin zayıflatılmasına sebep oluyor. Bu politikalar eskisi kadar görünür olmasa da hala devam ettiriliyor. Yatırım adı altında var olan yaşam yok edilmeye çalışılıyor. Uzun vadede ise hafıza nesneleşiyor. Mûş’taki göç bireysel tercihlerin bir toplamı değil, devlet politikaları, bölgesel eşitsizlikler ve toplumsal ağlar tarafından yapısal, zorunlu bir hale getirilmiş oluyor” dedi.

Barış sürecindeyiz ama Varto’daki HES ve JES’lerin insanların tepkisine rağmen yapılmaya devam ettiğini belirten Şinda Kara, “Devlet hala çözüm sürecini göstermelik yürütüyor. Barış sürecinde olsak da devlet hala bölge halkını benimseyemedi. Benimsememelerini de bahsettiğim projeler aracılığıyla görüyoruz” diye belirtti.

‘Göçle birlikte kişide derin bir sarsılma meydana geliyor’

Zara Selvi

Zorunlu göçün psikoloji alanında “travmatik yaşam olayı” olarak değerlendirildiğine işaret eden Zara Selvi, göç etmek zorunda kalan bireyin sadece fiziki bir ayrılık yaşamadığını, aidiyet duygusu ve kültürel bağlarının zayıfladığını söyledi. Zara Selvi, “Göçle birlikte kişide derin bir sarsılma meydana geliyor. Bu sarsılmadan dolayı da kimlik çatışması, kronik güvensizlik, yalnızlık hissi, uyku problemleri, kayıp ve yas gibi duygular baskın olmaya başlıyor. Çünkü göçle beraber insan sadece yaşadığı yeri değil, kendi bildiği hayatı komple kaybetmiş olduğu için bireyde bu tarz problemler görülüyor” dedi.

‘Çok ciddi bir psikolojik saldırı olarak değerlendirebiliriz’ 

Göç eden kişiyle birlikte ailesinin ve toplumun etkilendiğini söyleyen Zara Selvi, “Psikolojik literatürde bu duruma ikincil travma veya travmanın kuşaklar arası aktarılması da deniyor. Tutuklanan, göç eden veya baskıya uğrayan kişinin çevresindeki insanlarda da sürekli bir korku, kaygı ve çaresizlik hakim oluyor. Kafada sürekli ‘Sırada kim var sorusu da belirebiliyor. Bu da onların yaşamsal faaliyetlerini ve toplumdaki konumlarını da etkileyebiliyor. Çocuklar zaten ebeveynlerinin o korkusunu öğrenmiş oluyor. Daha hiçbir şey yaşanmadan bu korkuyu öğrenmiş oluyor. Çocuğun bu şekilde güven duygusu zayıflamış oluyor. Bu da bir halka gibi tüm aile bireylerini etkiliyor. Bunu çok ciddi bir psikolojik saldırı olarak değerlendirebiliriz” şeklinde konuştu.

‘Gittiği yerde rahat bir yaşam yerine belirsiz bir süreç içinde kalabiliyorlar’

Göç etmek zorunda kalan kişinin “kopuş ve ayrımcılık” şeklinde iki aşamalı bir travma yaşadığını vurgulayan Zara Selvi, anadilini konuşamama ve gittiği yerde ayrımcılığa uğrama gibi çeşitli durumlara maruz kaldığını söyledi. Zara Selvi, “Bu durumlarda sosyal geri çekilmeler yaşanabiliyor ya da tam tersi daha savunmacı bir yaklaşım sergileniyor. Kişi artık ne koptuğu yere ait hissedebiliyor ne de geldiği yere. Göç eden kişi çok zorlu bir ortamdan çıkmış oluyor. Savaş gibi ya da burada yaşadığı politik sorunlardan dolayı kaçmış oluyor. Gittiği yerde de rahat bir yaşam yerine, belirsiz bir süreç içinde aylarca kamplarda kalabiliyor. Kamp mantığı kısa sürede olması gerekiyor. Ama Kürt mülteciler bu belirsiz sürecin içinde sıkışıp kalabiliyor. Birey o belirsizlik duygusunun içine hapsolduğu için yaşamı oldukça zorlaşıyor. Kamplara da bakıldığında durum çok iç açıcı değil. Kadın ve çocuklar için taciz ihtimalini doğuran bir yer. Çünkü orası da karmaşık bir yapı. Kamplarda sosyal izolasyon oluyor. Hijyen ve sağlık konusunda da sorunlar oluyor. Kürt mülteciler açısından baktığımızda sesini duyuramama hali de var. Zorunlu göç nedeniyle travmatik bir sorun yaşayan Kürtler, kamplarda farklı psikolojik sonuçlar doğurabilecek ortamlara maruz kalıyor” diye kaydetti.

‘Telafisi olmayan insan hakları ihlali’ 

Emrah Kertiş

Göçertmenin sadece fiziksel bir hareketlilik değil, göç eden kişiyi memleketinden koparma ve hafızasızlaştırma stratejisi olduğunu söyleyen Emrah Kertiş, göçertmenin en ağır insan hakları ihlali olarak tanımlandığını belirtti. Emrah Kertiş, “Devletin Kürdistan’da uyguladığı orantısız güç karşısında yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Binlerce köy boşaltıldı. Yakın tarihimizde tanıklık ettiğimiz il ve ilçelerin yıkılması. Bütün bunların sonucu olarak insanlar, göçe veya zorla yerinden edilmeye maruz kaldı. Bu telafisi mümkün olmayan ağır insan hakları ihlali yarattı. Çünkü devlet geçen yüzyılı, güvenlik politikalarıyla yönetmeye çalıştı. Bu güvenlikçi yaklaşım, Kürt toplumunun hafızasında derin bir güvensizlik duygusu yarattı. Kürt şehirleri ve köylerinin boşaltılmasının amacı, Kürtleri mekansızlaştırmak, Kürtlere ait mekanları da Kürtsüzleştirmek. Bütün bu politikalar kültürel bir kopuş, ekonomik yıkım, adaletsizlik ve ağır bir sosyal çözülme yarattı” ifadelerini kullandı.

‘Hem psikolojik hem de toplumsal olarak ağır kırılmalara yol açtı’

“Göçertme, insanın en temel hakkı olan kendi kaderini belirleme ve güvenli bir çevrede yaşama hakkının gasp edilmesidir” diyen Emrah Kertiş, “Kürdistan’da yerinden edilmeler, köy boşaltmaları, faili meçhul cinayetler ve OHAL uygulamaları, gözaltında kayıplar, ekonomik şiddet ve bunlara bağlı olarak travmalar oluştu. Bu travmalar, toplumun büyük bir kesimi için sadece geçmişte yaşadığı bir acı değil, sürekli yeniden üretilen bir ‘şimdi’ halini aldı. Bu durum hem psikolojik hem de toplumsal olarak ağır kırılmalara yol açtı. Mesela devlete duyulan öfke arttı, geleceğe ait umut ve aidiyet duygusu zayıfladı. Kaybedilen yakınları, yası tutulamayan insanlar daha nicesi Kürtlerin maruz kaldığı bu ihlaller, bir travma üretim mekanizmasına dönüştü” dedi.

‘Güvenli geri dönüşümün hukuki güvencelerin oluşturulmasıyla mümkün’

Son olarak Kürdistan’dan politik sebeplerden dolayı göç etmek zorunda kalan ve diasporada olan Kürtlere anımsatan Emrah Kertiş, şunları söyledi:

“Kürdistan’dan diasporaya siyasi nedenlerle göç etmiş olması, konunun temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili olduğunu gösteriyor. Temel hak ve özgürlükler pazarlık konusu yapılmaması gerekiyor. Bu süreçte yapılması gerekenlerin en başında onarıcı adalet mekanizmalarının işletilmesidir. Bu da sadece söylemle değil düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki yasal engellerin kaldırılması, siyasi nedenlerle açılan davaların rehabilitasyonu, güvenli geri dönüşümün sağlanması hukuki güvencelerin oluşturulmasıyla mümkün olabilir.” 

Haber: Can Kırbaş \ MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Memê Alan ilk Kürtçe piyes: Ayrılık, bekleyiş ve trajediye uzanan süreç

Sonraki Haber

Avukat Öykü Çakmak: Gülistan dosyasında organize suç örgütü gibi çalışmışlar

Sonraki Haber

Avukat Öykü Çakmak: Gülistan dosyasında organize suç örgütü gibi çalışmışlar

SON HABERLER

Trump: Anlaşma olmazsa İran’ı bombalamaya devam edeceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

Mehmet Kızmaz: Rojwelat ve Gülistan’ın hayatta olmamaları birbirinden bağımsız değil

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

27 Şubat çağrısı ve uluslararası etkisi kitaplaştırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

10 yıl geçmesine rağmen Remziye Bor dosyasında ilerleme yok

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

Okullara saldırı planı paylaşımı yapan 5 kişi tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

2025’te bin 639 kişi idam edildi: İran için uluslararası toplum sorumluluk almalı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

Metin ve Kemal Kahraman ‘Çene’ isimli ağıtı Gülistan Doku’ya ithaf etti

Yazar: Yeni Yaşam
18 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır