John Berger’le, 1985 yılında romanı “G.” romanını okuduğumda tanıştım. G. altını çizdiğim ve küçük notlar aldığım romanlardan biridir. İlk dikkatimi çeken romanın içinde dönemin siyasal ve toplumsal tablosunun işlenmesi, roman kahramanı G.’nin varoluşsal sorunları ve özgürlük arayışıydı. Bir burjuva bireyin cinsellik üzerinden özgürlük arayışıydı söz konusu olan. Ayrıca cinsellik, sevgi ile mülkiyet ilişkisi edebi üslupla ama çarpıcı bir şekilde anlatılıyordu. Bir bölüm olarak ele alınan kadınlık durumuna ilişkin vurgular da dikkat çekiciydi. Bu ilk intibadan sonra Berger üzerine daha yoğun okumalar yaptım ve G. adlı romanın aslında bir ezber bozuculuk, roman kurallarını alt üst etme ve romanın felsefe, siyaset ve tarihle iç içe mükemmel bir şekilde geçirilmesinin ilginç bir örneği olduğunu öğrendim. Bu öğrenme süreci “Görme Biçimleri” adlı muhteşem çalışmasıyla derinleşti. Görme Biçimleri, Marksizmle kurduğum ilişkiyi zenginleştiren kitaplardan biri oldu. Berger’in Marksizm üzerine yalın ama eksen oluşturucu şu sözlerine her zaman çok değer verdim: “Marx’ı okumak, tarihi ve tarihin neresinde olduğumuzu … Ve gelecek için neleri tahayyül etmemiz gerektiğini anlamamı sağladı”.
‘Tek boyutlu insan’
Marx’a göre yeni görme biçimleri maddi ve toplumsal koşullardaki değişikliklerin bir sonucudur. Marx bu tanımlamasını Hegel ve Genç Hegelcilerden kopuş sürecinde yapar. Hegel ve takipçileri olan Genç Hegelciler ve ütopik sosyalistler, düşüncenin toplumsal pratikten yalıtılabileceğini ileri sürerler ve tarihi, fikirlerin, kavramların, değişik kavramlaştırmaların tarihi olarak ele alırlar. Genç Hegelciler eleştiri silahıyla bilincin ve gerçekliğin değişip dönüştürebileceğini ileri sürerler. Marx böylesi bir yaklaşımın bir görme biçimi yaratabileceğini ama esas olarak varolan dünyayı onaylama anlamına geldiğini söyler. Ve praksise vurgu yaparak gerçeklik ve praksis bağını kurar. Ayrıca düşüncenin toplumsal yaşamın parçası olduğunu ve ondan bağımsız ele alınamayacağını belirtir. Kapitalist sistem insanı tek boyutlu hale getirdiği gibi görmeyi de tek boyuta indirger. İnsanlar dünyayı görmenin yeni biçimlerini ancak sistemin yarattığı ideolojik blokajları aştığında kazanabilir. Aslında her görme biçimi bir ideolojik zemin üzerinden şekillenir. Kapitalist sistemin en büyük başarısı görmeyi perdeleyici mekanizmalar üretmesidir. Sistem yarattığı yabancılaşma, şeyleşme süreciyle ve her şeyi metaya çevirme gücüyle bunu kolayca başarır.
‘Görme Biçimleri’
Berger kapitalizmin kompleks yapısı üzerinden, yabancılaşma ve ideolojik hegemonyanın yıkıcılığından hareket eder. Görmenin hiç de masum bir şey olmadığını ileri sürer. Görmenin tarihsel bir olgu olduğu ve varolan toplumsal ilişkilerin, üretim tarzının, ideolojik ve kültürel pratiklerin üzerinden üretildiğini yazar. Bu manada Marx’ın Alman İdeolojisi’nde toplumdaki egemen fikirlerin egemen sınıfın fikirleri olduğu vurgusu önem taşır. Evet sermaye yalnızca üretim araçlarına sahip değildir, aynı zamanda zihniyet üretme araçlarına da sahiptir. Berger bu perspektifle hareket eder. Hiçbir görüntünün tarafsız olmadığını söyler. Bir anlamda Marx’ın ideolojiye yaklaşımı ve analizlerini, kültür alanı üzerinden yeniden tanımlar. Sanat eserleri yanında, olağan ve sıradan görüntülerin arkasındaki kompleks ve karmaşık yapıyı, ilişkileri Marksist bir yöntemle çözümler. Sistemin her şeyi metalaştırma niteliğine bağlı olarak sanat eserinin metalaşması üzerinde durur. Eserin bir nevi arkeolojisini yaparak arkasındaki sınıfsal, toplumsal bağları işaret eder. Hatta gizlediği tarihsel olguları ve mülkiyet ilişkilerini ortaya çıkarır. Çalışma ayrıca kapitalizm ve patriyarkanın iç içeliği; birbirini besleyen yönleri ve ürettiği ideolojik mekanizmalar üzerinde durur. Bu noktada reklamın rolü, reklamın bir ideoloji üretme mekanizması olarak çalışması ve kadın bedeninin sömürgeleştirilmesi, nesneleştirilmesini irdeler. “Erkekler davranır, kadınlar görünür” tanımını yaparak kadının sistem tarafından “kurulmuş özne” olarak inşa edildiğini ifade eder. Bu tanımlama G. romanındaki kadınlık durumuyla paralellik taşır. Berger, Görme Biçimleri’yle bize kapitalizmin nüfuz etme kabiliyetini, normalleştirme kapasitesini ve en olağan şeylerin, görüntülerin arkasındaki sınıfsal, tarihsel, toplumsal bağları göstererek sarsar ve yeniden düşündürür. Bakmayı ve görmeyi öğretir. Ya da “görmenin” taşıdığı körlükleri işaret eder.
Bakmak ve görmek başlangıçtır
Marx erken çalışmalarında geliştirdiği yabancılaşma teorisi ve olgun döneminde bu teorinin bir devamı ve derinleşmesi olan meta fetişizmi çözümlemeleriyle kapitalizmin ruhu ve işleyişinin ve sistemin insanı tek boyutlu hale getirişinin kapsamlı analizlerini yapar.
Bir anlamda bütünlükçü, eleştirel ve analitik düşünceyle pratik bağını kurarak, dünyaya farklı bakabileceğimizi ve farklı görebileceğimizi işaret eder. Bu çelişkileri görmek ve anlamak anlamına gelir. Berger’in “insan yalnızca gözleriyle görmez, tarihsel ve toplumsal inşa edilmiş bir bakış açısıyla görür” sözleri bu açılımı güçlendirir. Eleştirel bilinç ve praksis bağı bize görünüşün ardındaki gerçekliği kavrama, gerçekliğin ideoloji, emek, tarih, sınıf ve çelişkiler ağıyla örülmüş katmanlarını çözme olanaklarını sunar. Çünkü hakikat arayışı spekülatif bir çaba değil, praksisle organik bağı olan eleştirel bilincin yoğun ve meşakkatli faaliyetidir.









