Ekonominin dip yaptığı dönemde fırıncılar ve lokantalar askıda ekmek ve yemek dağıtıyorlardı. Tarım ülkesi olan Türkiye’de insanların ekmek alma gücü dahi yoktu. Bu durum halen devam ediyor. Askıda derken hem olumlu ve hem de olumsuz anlamı var. Gönüllü askıda halka yardım içindir. Ama diğer toplumsal konular üzerindeki askıya almak çok tepki toplar. Günümüzde yaşadıklarımız da bu askıya alınan ve arkasından gelen tepkiler de bir göstergedir. Mutlak butlan ile başlayan CHP genel merkezine kolluk güçleriyle yapılan saldırı demokrasinin ve adaletin askıya alındığının örneğidir. Erdoğan iktidar gücünü kullanarak yargı, yürütme ve yasama üçlüsünü eline geçirdikten sonra taraf ve bertaraf kavramlarını devreye soktu. Bu özellikle ana muhalefet patisinin de bazı konularda verdiği desteklerle gerçekleşti. Mesela dokunulmazlıkların kaldırılmasındaki anayasaya aykırıdır ama evet demekle ve iki buçuk milyon mühürsüz oyların kabul edilmesiyle onaylandı. Ana muhalefet partisinin en büyük yanlış kararlarından biri de DEM partiyle yan yana gelmeme adımlarıydı. HDP ve sonra DEM partiye yapılan hukuksuzluklara beraberce karşı durmamak demokrasi ve adaletin yanında olmamak anlamına geldiğini anlamamaktır. Daha doğrusu bu ülkenin kuruluşunda katkısı olan halkların durumunu tarihsel olarak değerlendirmemektir. Cumhuriyet kuruldu demokrasi dendi ama her zaman tökezleyerek bugünlere gelindi. Cumhuriyet= idare ve demokrasi= irade bir türlü hayat bulmadı. Yani halkın iradesi ile halkı idare etme yöntemi zayıf kaldı. Askeri ve sivil darbelerle yaşadık ve sonuçları da bugün yaşadıklarımızın temelini oluşturdu. İğneyi kendine, çuvaldızı komşuna batıracaksın atasözü bu gidişatta hayat buluyor. Gelinen durumda CHP ikiye bölündü. Yargı kararıyla başkanlık el değiştirdi. Bu da iktidarın istediği bir yöntemle gerçekleşti. Gözler yapılacak olan kurultayda ama o ne zaman gerçekleşir bilinmez. İki yıldır süren İmralı görüşmelerini de göz önünde bulundurursak kararların zamana yayıldığını görürüz ve bu da beraberinde riskleri de tetikler. İmralı görüşmelerinde de Nisan ayında yasalar çıkacaktı ama zamana yayma politikası devrede. CHP’ye yapılanlardan sonra çözüm süreci de askıya alınabilir.
Ülkede en büyük eksiklik elit, etik ve ahlak sahibi siyasetçilerin az olması. Olan da AKP’nin yasakları ile ülke dışına gittiler. O kadar bariz bir şekilde parti değiştiriyorlar ki ben utanıyorum. Partiler ideoloji olarak varlıklarını sürdürürler veya iktidar olurlar ya da muhalefet saflarında yer alırlar. AKP’ye geçenlerin suç dosyaları kalabalık olduğundan dolayı ideolojilerini terk ederek işledikleri suçları ört bas etmek için parti değiştirdikleri açık olarak halk tarafından görülüyor. AKP iktidara geldiğinden beri ne kadar muhalif siyasetçi AKP saflarına katıldı. Erdoğan’a söylemediklerini bırakmadılar ama rozet takmaya koşa koşa gittiler. Sonra da istikrardan bahsederler. İstikrar olsaydı ülke bu durumlara düşer miydi? Son günlerde bir olay yaşandı. Bilgi üniversitesi geçen Cuma kapatıldı ve pazartesi tekrar açıldı. Gençleri ve ailelerinin tepkisinden dolayı geri adım atıldı. Yeni bir gezi olayı olmaması için bu karar alındı.
İçte bu kargaşa yaşanırken dünyada da önemli gelişmeler yaşanıyor. Bolivya’da halk ayakta rejime karşı eylemdeler. İran’da savaşsız gün yok tedirginlik yalnız İran için değil bütün dünyayı etkisi altına alıyor. İsrail Lübnan’ı tarumar etmeye devam ediyor. Rusya Kiev’deki vatandaşlarına ülkelerine dönmeyi istedi bu büyük bir saldırının habercisi olarak değerlendirmek lazım. Suriye’de taşlar halen yerine oturmuş değil. Kürtler açısından en önemli konu da ulusal birliğin sağlanması ki Mazlum Abdi Hewler yönetimiyle görüşmelerini sürdürüyor. Neçirvan, Masrur Barzani ile görüşmelerinden sonra Mesut Barzani ile de görüşecek. Nasıl ki Rojava’da Kürt partileri birliktelik için aralarında antlaşma sağlamışlarsa Başur’da da bu birliktelik oluşmalıdır.









