• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

İlişki ve iletişim bağlamında kadın ve erkek

28 Haziran 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Forum, Manşet
  • Kadının toplum yaşamını örgütlemesi kadınları iz bırakma kaygısının uzağına taşırken, diğer yanda da erkek egemenliğinin inkâr-imha ve yok sayma politikaları-soykırım saldırıları, kadınların izlerini silmiştir. Kadının tarihe bıraktığı en büyük iz, toplumsallığı var etmesi ve hayvanlıktan insanlığa geçişi sağlamasıdır
  • Egemenliğin verdiği bir hastalık olmalı ki erkek karakteri kendisinde bir tür kutsallık bulur, yaşama öyle yaklaşır ve kendilerine de öyle yaklaşılmasını ister. Egemenlikle inşa edilen erkeklik olgusunun devlet ve aile ile bunca örtüşmesi ve reislik kurumu kaynağını binlerce yıl öncesinden almaktadır
  • Karahantepe’de kadın yok, fallik monolitik taşlar, bir kültüre yönelik tecavüzü dinsel bir tarzda anlatmasıyla, bir zamanlar erkekliğin kutsandığını anlatan bir zorbalıkla on bin yılı aşan bir zamandır orda durmaktadır. Orada kadının yok edilişine dair hissiyattan başka kadına dair tek bir şey yoktur

Dilzar Dîlok

 Tarih üzerine araştırma yaptıkça bin yıllar önce yaşananları anlama hissetme yönünde küçük de olsa adımlar atabiliyoruz. Bunu en çok yaşayanlar özgür ruhlu, özgür düşünceli araştırmacılar, arkeologlar, antropologlar ve tarihçiler olmalı. Arkeolojik kalıntılardan yola çıkarak yapılan incelemeler ve köklü-bağlantılı tarih bakış açısı, tarihi, ideolojilerin ve dünya sistemin baskısından ve ulus devlet anlayışının etkisinden çıkarak ele almak ve anlatmak, özgür düşüncenin temeli.

Taş yontular ve kemik kalıntıları önemli arkeolojik veriler. Ne de olsa doğada derin iz bırakmışlar, kanıt bırakmışlar arkalarında. Yapıcısının erkek olduğu taş yontular ve kemik kalıntılarından yola çıkarak anlatılacak tarih, eşyanın doğası gereği erkeğin etkin olduğu bir kolektiviteyi, dahası erkeğin egemen olduğu bir sistemi anlatır.

Kadının özne olduğu eylemlerin ardında doğada pek az iz kalmıştır. Çocuk bakımı, klanın beslenmesine dayalı sürekliliğini sağlama, toplumsallaşma, eğitim, şifacılık, kültür… Bunlar pek fazla arkeolojik veri sunmayan eylemlerdir. Toprağın altında uzun yıllar gizli kalan küçük tanrıça heykelcikleri dışında çok az iz kalmıştır o zamanlardan. Yapılanların yazılmaya başlanması da erkek etkinliğinin kadın aleyhine kurumsallaşması ve toplumu parçalaması sonrası dönemlere ait. Bir yanda kadının doğada köklü geri dönülmez değişiklik yapmadan toplum yaşamını örgütlemesi kadınları iz bırakma kaygısının uzağına taşırken, diğer yanda da erkek egemenliğinin inkâr-imha ve yok sayma politikaları-soykırım saldırıları, kadınların izlerini silmiştir. Kadının tarihe bıraktığı en büyük iz, toplumsallığı var etmesi ve hayvanlıktan insanlığa geçişi sağlamasıdır.

On binlerce yıl öncesiyle ilgisi var mı araştırılabilir ancak erkeklerin “dünyaya iz bırakma, büyük adam olma, bir gün mutlaka tüm dünya tarafından değerinin bilinmesi” yönünde hevesleri çoktur. Kendini inşa etme eylemini başaramayan erkeklerin dahi yaptıkları herhangi bir şeyi dünyanın en önemli işi saymaları ve bu dünyaya bir amaç doğrultusunda geldiklerini düşünmeleri de bu heves tohumunu erkek bilincine eken toplumsal-sistemsel telkinlerin sonucudur.

Egemenliğin verdiği bir hastalık olmalı ki erkek karakteri kendisinde bir tür kutsallık bulur, yaşama öyle yaklaşır ve kendilerine de öyle yaklaşılmasını ister. Egemenlikle inşa edilen erkeklik olgusunun devlet ve aile ile bunca örtüşmesi ve reislik kurumu kaynağını binlerce yıl öncesinden almaktadır.

Kapitalist modernitenin sömürge nesnesi

Bu ruh halinin inşasına dair en eski ve somut izler Karahantepe’de ortaya çıkanlardır.

Tüm bunların odağında merkez olma, kendini kutsal sanma, iktidar ve güç var. Dilden davranışlara, ses tonundan bakışlara kadar sirayet eden bir erkeklik tanımı oluşturulmuştur ve sistemik olarak bugüne kadar taşınmıştır. Kahraman olma arzusu da denilebilir.

Kapitalist modernite, erkeği de çok boyutlu sömürge nesnesi haline getirdiğinden bugünün çoğunluk erkeğine yalancı kahraman olmak düşüyor, ki yalancı kahramanlar anti-kahraman dahi olamayacak duruma düşenlerdir. Bu vahşet, tecavüz taciz, bu şiddet, bu katliamlar ve hayatın kötü, en kötü karakterlerinin ortaya çıkması da bunu anlatıyor.

Erkek karakterinde amaç “iz bırakma” olduğundan her eylemde kendisi özne olurken herhangi bir vesileyle iletişim kurulan ikinci bir kişiyi nesneleştirme vardır. Bu durum erkeğin doğalı ve kimliği haline getirilmiştir. Tek taraflıdırlar. Onun sesinin üstünde ses, sözünün üstünde söz olmamalıdır. Bundan dolayı da ilişkilenmeyi başarmakta hayli zorlanırlar. Paradoks odur ki erkekler ilişki ve iletişim problemlerinde hiçbir zaman kendilerinde bir sorun olduğunu görmezler. Kadını öldürmek bile erkeğin kendindeki problemli ilişki gerçeğini, oluşturulan erkek kimliğinin sorunsallığını kabullenmesini sağlamaz.

Kadınlar ise kendilerinde yaşamlarını inşa edebilme süreçlerini yaşama dönüştürürken iz bırakmayı öncellemez, yaşamı yaşamayı ve yaşamın sürekliliği içinde varolmayı esas alır. İz bırakan pozitiflikleri çoğaltmayı veya kalıcılaştırmayı, iz bırakan negatifliklerle baş etmeyi hedeflerler. Yaşamlarının en içine yerleştirerek bunu yapmaya yönelirler. Bunu yaparken kendi yaşamlarını inşa etmeyi ve yaşamın öznesi olmayı tercih ederler. Lakin başkalarını nesneleştirme temelinde bir özneleşmeyi tercih etmezler. Fark etmeden bunu yaparlar. Ve fark ettirmeden. Kiminde azap içinde, kiminde neşeyle, kiminde unutmaya çalışarak, belki katlanarak. Erkek egemenliğinin fıtrat olarak dile getirdiği türden bir edilgenlik değildir bu. Kadın aklının ortaya çıkardığı bu yaklaşım, yaşamı anlama, yaşamın içinde olma ve yaşamı kabullenme temellidir. Amaç “iz bırakma” olmadığından karşı tarafı nesneleştirerek özneleşmezler. Bundan dolayı da kadınlar ilişkilenmeyi-iletişim kurmayı başarmaya daha yatkındırlar. Çoğunda bu durum egemen erkek karakterince suistimal edilse bile kadının bundan vazgeçmeyişi erkek dünyasında güçsüzlük ya da irade olamama olarak da adlandırılır. Ve kadın güç olamadığında yok olur. Ancak kadın verili sistem ölçülerinde güç olmaya yöneldiğinde kadın olmaktan uzaklaşır. Erkek egemen sistem içinde kadının varolması zordur. Varolmak için kadın olmak ve kadınca değerlerle örülen kolektiviteler yaratmak gerekir. Başka türlü varlık mümkün değildir.

Her iki durumda da içine girilen eylemin öbür tarafı vardır. Kadının eyleminde öbür tarafın mağdur olmaması, kendi inşasına paralel olarak öbür tarafın da kendi inşasını gerçekleştirebilmesi endişesi vardır. Kadının toplumsallığının en özsel yanı buradadır. Erkeğin eyleminde ise söz konusu ilişkinin öbür tarafına dair bir inşa ya da yıkıma dair kaygı görülmez. Daha ziyade “ben” ile ilgili olan konular öncellenir. Tüm sömürü sistemlerinin erkek karakterli olması da bunu anlatır.

Yüz binlerce yıllık tarihimize baktığımızda kadınların bıraktığı izlerin doğayı incitmediği, değiştirmediğini ve doğanın kendi içinde kendine katamayacağı izler bırakmadığını söyleyen arkeolojiyi görürüz. Zira arkeologlar tarihin izsürücüleridir.

Karahantepe’de kadın yok

Diğer yanda ise yerin kalbine saplanmış taş sütunlar, on binlerce yıldır yıkılmayan heykeller görürüz. En çarpıcı olanı da bizim ülkemizdeki Karahantepe taşlarıdır. Bu taşların, toplum üzerinde bir tür ilahi hakimiyet kurmuş olan erkek kolektivitesi tarafından, çok sayıda erkeğin bedensel gücünden zor yoluyla faydalanılması yoluyla inşa edildiğine dair gözlemler ağırlık kazanıyor.

Karahantepe’de kadın yok, kadından hiçbir iz yok. Kadını erkek diliyle gözüyle anlatma da yok. Dümdüz erkeklik var. Öyle ki erkeklik de erkek cinsel organına indirgenmiş, erkekliğin kutsanması, erkek cinsel organının kutsanarak göğe yükseltilmesiyle somutlaştırılmış, taşlaştırılmıştır. Adeta o heykelleri yapan-yaptıran tüm erkekler oraya tanrıdan ışınlanmışçasına bir öncesizlik ve sonsuza yükselmek istercesine bir sonsuzluk yansıtmak isterler. Onları oraya koyan aklın ezeli ve ebedi olma arzularını ortaya koyarlar. Fallik monolitik taşlar, bir kültüre yönelik tecavüzü dinsel bir tarzda anlatmasıyla, bir zamanlar erkekliğin kutsandığını anlatan bir zorbalıkla on bin yılı aşan bir zamandır orda durmaktadır. Orada kadının yok edilişine dair hissiyattan başka kadına dair tek bir şey yoktur. Orada kadınlık öldürülmüştür. Ana kültürü öldürülmüş, kadına dair tüm varoluşlar erkeğin bedeninde ve erkek bakış açısında öldürülmüş, erkekliğin inşasının malzemesi haline getirilmiştir.

Kadınlar ise öncesinden yüz binlerce yıl başat öğe olmasına, bugüne kadar insanlığın yaşamasını mümkün kılan küçük insan gruplarının, klanların yaşamını inşa etme, toplumsallığı oluşturma, 15-20 kişilik gruplar halinde büyük zorluklara katlanarak insanlığın varlığını sürdürme yönünde insanlık adımları atmayı başarmışlardır. İz bırakmadan.

Kadın ve erkek on binlerce yıl öncesinden birbirinden kopmuştur. Birbirinden ayrılmış, ayrışmıştır. İnsan gerçeği parçalanmış, yaşamın sürekliliğini esas alan kadın aklını ve kadınları soykırımdan geçiren erkek aklı üstün gelmiştir. Bunun kutlanması ve kutsanması da Karahtepe’deki taşlarla sabitlenmiştir. Erkek aklını, erkekliğin durumunu ortaya koyarken genelde bir ‘egemen’ sıfatı ekleriz önüne. Ancak bunun önemi kalmış mıdır diye sormadan edemiyoruz. Çünkü on binlerce yıl önce o taşları oraya dizerek toplum yaşamını paramparça etmiş ve tüm dünyaya bu egemenlik zihniyetini yaymış olan cinsin, bu sıfat olmadan kendini nasıl ifade edeceği de sorunludur.

Bu kadar farklı zihinsel yapılanmaları taşıyan iki cinsin bugün nasıl bir arada yaşayacağı da köklü bir toplumsal sorundur. Kadın ve erkek nasıl ilişkilenecek? Nasıl yaşayacak? Nasıl bir toplumsal inşa ortaya çıkacak? Kadın ve erkek arasında açılan on bin yıllık mesafe nasıl kapatılacak?

İlişkinin evrensel anlamı

İlişki kavramını Önderliğin, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ardından bir kez daha yeniden ve yeni bir bakışla ele alıyoruz. Çocuğu olduğumuz çağın bizi sarıp sarmalamaya çalışan ve bir ahtapot gibi kanımızı-beynimizi emerek bizi öldürmeye kilitlenen algılarına, anlama biçimlerine rağmen yaşatan temelde anlamaya çalışıyoruz.

Önderlik Manifestoda ilişkisellik konusunu şöyle ele alır.

“İlişkisellik, farklı öznelerin dahil olduğu bir bağlamdır. Başka bir ifadeyle farklı varlıklar, farklı kimlikler, eş deyişle farklı özneler olmazsa anlamdan da politikadan da ahlaktan da bahsetmek mümkün olamaz.”

Farklı öznelerin varlığı ilişkisellik inşa edebilir. İlişki en az iki özne arasında gerçekleşir. Tek taraflı baskın yaklaşımın hâkim olduğu bir arada durmaların ilişki olamayacağı da malum.

Türkçede eylem bildiren kelimelere eklemlenen -ş sesi, ilgili eylemin birden fazla kişi tarafından gerçekleştiğini bildiren, çoğul eylem oluşturan sestir. Yazışmak, gülüşmek gibi. İlişki zaten tek kişiyle mümkün olmadığından iletişim kelimesiyle, ilişkinin birden fazla kişi arasında gerçekleştiğine bir kez daha vurgu yapma ihtiyacı duymak, Türkçe’nin ruhuyla bağlantılı bir durum olmalı. Günümüz Türkçesinde ilişki kelimesi ilişmek kavramıyla da bağlantılı olduğundan, başka bir varlığa yakınlaşmak, bağlam kurma eğiliminde olma anlamında da ele alınabilir. İletişim de ilişkideki karşılıklılığa dikkat çekmesi açısından önem taşıyor.

İlişki kavramı üzerinde dururken ilişki ve iletişim kelimesinin başka dillerdeki karşılığını merak edip sözlüklere baktım. İletişim İngilizcede “communication” (komünikasyon) demek.

“Communal life” toplu yaşam, “communal living” toplumsal yaşam anlamında kullanılıyor. Tabi kelimenin farklı farklı kullanımları da mevcut.

İngilizce Hint-Avrupa dil ailesinden olduğu için kom-kombun-komün-komünikasyon kelimelerinin yakın ses ve anlamlılığına şaşırmıyoruz. Ancak bu kadar evrenselleşen kelimelerin söz dizini olarak ezberlerimizdeki yerlerinden öte, ilişkilenmeyi-iletişim kurmayı bir komünleşme eylemi olarak görüyor muyuz? Şimdilerde kelimelerin çağrışımları onların özlerinden, yaratılışlarına vesile olan düşüncelerden daha öndedir. Kavramın varoluşundaki evrensel anlam karşısında, anlamdan bunca uzaklaşmalarımızı on binlerce yıllık bir problem olarak görüyor muyuz?

Çağın hastalıklarından en müzmin ve en dermansız görüneni de iletişim hastalığı olsa gerek. Çünkü çoğunda insanların anı anına zenginleşen ve çeşitlenen iletişim araçlarına rağmen bir başına kalışlarına, yalnızlık bağlantılı hastalıklara, intiharlara rast geliyoruz.

İlişki kurmak için bir başkası da olmalı, ancak o bir başkasının özgür kendilik olarak varolması gerek. Ve iki öznenin özgür iradesiyle ortak paylaşım oluşmazsa, diğer deyişle komün ruhu ve pratiği ortaya çıkmazsa ilişki oluşmuyor, iletişim oluşmuyor, titreşim kurulamıyor. Diğerinin gönlüne-beynine bir duygu iletemiyorsun, sen kendin de herhangi bir ileti alamıyorsun, sende bir duygu-düşünce oluşmuyor. Beynin sinyal vermediğinden hiç ilişkilenmemiş gibi oluyorsun. Karşılıklı konuşmalar içinde tek kişilik solo hissine kapılıyorsun. Popüler deyişle kalabalıklar içinde yalnızlıklar seremonisi başlıyor.

Önderlikte farkını en çarpıcı ortaya koyan konu ilişkisellik konusudur. Önder Apo, yalnızlık içinde, çok az sayıda arkadaşıyla sınırlı görüşme olanağı bulmasına rağmen, uzun tecrit yıllarına rağmen hem her bir ilişkisinde milyonlarca kişiyi karşısında buluyor, yaratıyor, görüyor ve öyle ilişkileniyor. Bundan dolayı da görüştüğü insanlara söylediği her bir sözü, o kişi dışında da ilgili milyonlar kendisine söylenmiş gibi hissediyor. Yaşamı bir kolektiviteler karşılaşması, özgür bireyler buluşması olarak ele alıyor. Hem de iletişim kuruyor, her söylemi, eylemi, kendinden taşan her aktivitesi bir komün inşasına dönüşüyor. Bu anlamda her anı bir komünleşme anı oluyor. Kendisi özgür ilişkilendiği gibi iletişim kurduğu insanın da özgür olmasını esas alıyor. Bundan dolayı da biz, içimizde saklı özgür insanı onda buluyoruz.

Bugün Karahantepe’nin derin ideolojik etkisi ve zoru altında şekillenen bir dünya gerçekliği var. Egemen erkeklik icadı olan sistemin tüm dünyayı sarması, erkeğin egemen olduğu bir sistem inşa edilirken kadının köleleştirilmesinin sistemin sürekliliğinin garantisi haline getirilmesi, kadın ve erkek arasında kapanmaz bir ilişki uçurumu açmış. O nedenle ne kadar yüksek sesle konuşsalar da çoğunda birbirlerini duyamıyorlar. Erkeğin her ilişki girişiminde bir egemenlik doğuyor. Kadının her girişiminde bir kölelik ve mağduriyet doğuyor.

İlişkinin olabilmesi, kadının çabasıyla, emeğiyle, kadın ruhuyla ve kadınca yönelimlerle mümkün olabileceğinden egemenliklerin ve mağduriyetlerin oluşmadığı ilişkiler inşasına girişmek gerekiyor. ki burada da esas rol kadına düşüyor. Kadınların bilinçlenmesi, kendilerini eğiterek inşa etmeleri doğru ve özgür ilişkilenmek için zaruriyet teşkil eden bir başlangıç ilkesidir.

Kadınlar kendileriyle, kendi cinsleriyle ve giderek erkekle ilişkilenmenin özgür kriterlerini oluşturabilirse, insanlık iletişim sorunlarını aşma yönünde ilerleyebilir. Önder Apo’nun “kadınla konuşmayı bilmeyen erkek sosyalist olamaz” sözünün anlamı da bu kapsamda hak ettiği karşılığı bulabilir.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Amedspor akademi seçmelerinin detayları açıklandı

Sonraki Haber

Din sorununa devrimci yaklaşım ve demokratik İslam!

Sonraki Haber

Din sorununa devrimci yaklaşım ve demokratik İslam!

SON HABERLER

Kürtler barış, Dervişoğlu iç savaş istiyor

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Din sorununa devrimci yaklaşım ve demokratik İslam!

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

İlişki ve iletişim bağlamında kadın ve erkek

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Amedspor akademi seçmelerinin detayları açıklandı

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Darp edilerek alınmıştı: Beyin sarsıntısı geçiren Furkan Aksu gözaltında tutuluyor

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

WSJ: ABD-İran barış görüşmeleri Hürmüz gerilimi nedeniyle askıya alındı

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Aktaş: Çözüm demokratik müzakeredir, özgür yaşamdır

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır