• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Ekim 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

İnkâr ve sessizleştirme arasında birinci kuşak Kürt aydınları – IV-Adnan Çelik

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

1915’te yaşananlara kendi yerelinde doğrudan tanıklık etmiş ve bunu anılarında çok ayrıntılı bir şekilde işleyen nadir kişilerden birisi Liceli Hasan Hişyar Serdî’dir. Kürtçe kaleme aldığı anılarında kişisel tanıklığın dolaysız anlatımı ile siyasi ve kimliksel aidiyet bağlamında yazmanın çelişkisini de ortaya koyar. Kürt-Ermeni ilişkilerini ve özellikle 1915’i anlattığı bölümler tam da bu çelişkiyi açığa çıkarır. Örneğin dediğine göre Kulp Vadisi’nde Ermeni partizanlar tarafından öldürülen yüzlerce Kürt arasında amcasının kardeşi Ali de vardır.

Fakat kardeşi öldürülen amcasının Ermeni fermanı (fermana filehan) ilan edildiğinde Ermeni kadın ve çocuklarını ölümden koruduğunu söyler. Sonrasında Kürt milliyetçisi bir bakış açısıyla Ermenileri Kürtlerin aleyhine çalışmalarıyla suçlar. Fakat devamında, siyasi angajmanını bir kenara koyup, yazdığı bölümde ise henüz onlu yaşlarında bir çocuk iken kendi köyünde tanık olduğu soykırımı bütün çıplaklığıyla şöyle betimler: “Bizim köyümüz Lice ile Hani arasında idi. Köye yakın ve üst tarafında da Huriler dönemine ait 5000 yıllık bir maziye sahip bir zindan vardı. Zira zindan doğal bir mağaranın içi oyularak yapılmıştı. Yöredeki Ermeniler toplanır, bu zindanın bulunduğu yarın başına getirilerek uçuruma bırakılarak parçalanır ve öldürülürdü. Cesetler zindana taşınarak üst üste atılıyordu. Zindan derin olduğu için buradan koku vermiyordu. […]

Kulp’tan 250 kişilik bir kadın ve çocuk topluluğu önlerine katıp aşağıya Diyarbakır ovasına götürdüklerini gördük. Amcam beni çağırarak ‘Bu kadınları götürenlerin başındaki adam Arif Bey isminde biridir. Git de ki ‘Bir erkek ve bir kız çocuğunu benim istediğimi ilet!’ Ben ve birkaç çocuk arkadaşımla birlikte, topluluğun ardına düştük. Bir ağacın altında Arif Bey dinlenirken yakaladık. İsteğimizi Arif Bey’e ilettik. Arif Bey dönüp bize ‘Gidin, onların içinden iki kişiyi alarak götürün’ dedi. Ben kendisine ‘Beyim bunların etrafında asker doludur. Bizi dipçik ve süngülerle döverler.’ Arif Bey: ‘Gidin benim gözüm sizde !…’ Biz, kadın ve çocuklardan oluşan topluluğa yaklaştık. Askerlere, Arif Bey’den geldiğimizi belirterek isteğimizi söyledik. Kadınların ve çocukların içine girdik. Onlar da ölümlerini bekler bir haldeydiler. Koca kadınlar derlerdi ki ‘Bizi götürün, biz sizin her tür işinizi yapabilecek durumdayız.’ Biz alelacele içlerinden Lusi ismindeki kız çocuğu ile Artin ismindeki erkek çocuğu alarak ayrıldık. Sonra toplam olarak amcamın yanında yedi, annemin yanında da üç Ermeni çocuk korunmak üzere gizleniyor ve besleniyordu… Biz çocukları götürmeye giderken Arif Bey’in onayını aldığımızı düşünerek rahatlamıştık. İki çocuğu eve bıraktıktan sonra yine dönüp sürgün yollarındaki Ermeni kadın ve çocukların yanına merak ederek gittik. Onlara korkudan yaklaşamadık, ancak uzaktan izledik. 20 kişiye yakın insan kalmıştı askerler onları, her defasında üçer-dörder uçurumun tepesine götürerek kaybediyordu. Bir süre sonra yine gittik baktık. O kadın ve çocukların cesedi yardan atılarak parçalanmış vaziyette olduğu yerde kalakalmıştı…”

1915’teki soykırım gerçeğine doğrudan tanıklık etmiş olan Serdî’nin anıları, yaşadıkları ile ideolojik angajmanlar doğrultusunda geliştirdiği genel tutum arasındaki gerilim ve çelişkiyi yansıtması açısından son derece önemlidir. Yazar Kürt aydınlarının milli çıkar temelinde geliştirdikleri siyasi tutum ve sessizleştirme politikasının dışına çıkan bir alan olarak kişisel tanıklığından bahsettiği her anda bu çelişkiyi derinleştirmektedir. Gözleriyle bizzat tanık oldukları ile onları siyasi bir anlamlandırma filtresinden geçirdikleri arasındaki gerilim, birinci kuşak Kürt aydınlarının anılarında öne çıkan ana noktanın özeti gibidir.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Türk devleti için tarih tekerrür ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

AKP-MHP iktidarının şimdi Ortadoğu’da kendisine yönelik gördüğü tehlikeyi iç cepheyi güçlendirerek değil de dışarda ittifaklar yaparak atlatmayı istediği anlaşılıyor. Bir...

Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

2008 sonrası yeni bir isyan dalgasıyla karşı karşıyayız. Önce Fransa’da öğrenci gençliğin kitlesel protestoları şeklinde başlayan eylemler, hızla bir toplumsal...

Avrupa jineolojî konferansı: Jineolojîyle komünal özgür yaşamın inşasına

Yazar: Yeni Yaşam
26 Ekim 2026

Jineolojî komitesinin hazırladığı çok dilli yayınlar jineolojîyi farklı dillerde anlatmak, yaymak, jineolojînin farkı dillerdeki insanlara ulaşmasını sağlamak için güçlü bir...

Kuyu tiplerinde koyu tecrit

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ekim 2026

Marmara 6 No’lu L Tipinde ise devrimci tutsaklara bulundukları hücrelerde 7/24 kameralarla gözetleme ve kayıt yapma dayatılmaktadır. Özel yaşama saygı...

Rıza- ikna siyaseti- sömürünün gerçeğinde

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ekim 2026

Ertuğrul Kürkçü 22 Ekim günü Yeni Yaşam gazetesine yazdığı son yazısında ikili devlet görünümünü analiz etmekte. Yazısını ikili devlet analizine...

Süreç yine mi tıkandı?

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ekim 2026

Ülkeyi, bölgeyi ve Ortadoğu’yu yakından ilgilendiren barış ve demokratik toplum süreci, yine yavaşlamıştır. Bunun üzerine ilgili herkes, “süreç yeniden mi...

Sonraki Haber

Suçlu yok, ‘oksijensizlikten ölmüşler’

SON HABERLER

ISEPA’26 sempozyumu: Barış süreci ekonomik kalkınma için önemli

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Kor Kitap temsilcisine 2 yıl 1 ay hapis cezası

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Erdoğan ve Bahçeli görüşecek

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

DEDAŞ protestosuna katılanlara ev baskını: 5 çocuk gözaltında

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Brezilya’da Metal İşçileri Sendikası’ndan ehven-i şer ötesinde bir mücadele çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu: Yolsuzlukla mücadele demokrasi mücadelesinden ayrılamaz

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

‘Ailem Güvende’ soruşturmasına tepki: Gizlilik kararı kaldırılsın, tutuklular serbest bırakılsın

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır