Artan intihar vakalarını engellemek için bütüncül ele alınması gerektiğini belirten psikolog Hülya Tulgar, ‘Sağlıklı bir toplum için psikolojik desteğin erişilebilir olduğu, dayanışmanın güçlendirildiği bir toplumsal yapıya ihtiyaç vardır’ dedi
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada her yıl 720 bin intihar vakası gerçekleşiyor, en çok vakanın görüldüğü yaş aralığı 15-29 yaşları arası. Yine DSÖ’ye göre intihar vakalarının yüzde 73’ü düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşanıyor. Türkiye’de 2002 yılında vaka sayısı 2 bin 301’iken, 2024 yılında bu sayının 4 bin 460’a ulaştığı görülüyor. Nüfusa oran açısından bakıldığında 2002’de her 100 bin kişide 3,5 olan oranın, 2024 yılına gelindiğinde 5,2’ye yükseldiği görülüyor. Türkiye’de son açıklanan 2024 verilerine göre en çok intihar vakası İstanbul’da kaydedilirken, cinsiyet durumuna göre ise vakaların 961’i kadın, 3 bin 499’u ise erkek olduğu görülüyor. Yine 2024 verilerine göre her iki cinsiyet grubunda da önceki yıllara göre yüksek öğretim gören kişilerde vakaların arttığı kaydediliyor.
İntiharların sebepleri
Vakalarda çoğunlukla gelecek kaygısı ya da geleceksizlik düşüncesi, ekonomik sebepler, bağımlılık (özellikle uyuşturucu madde ve kumar bağımlılığı) gibi sebepler görülüyor. Kadınlar özelinde ise erkek şiddeti, kadına yönelik şiddette ve kadın cinayetlerinde uygulanan cezasızlık politikası, adalete olan inancın yitirilmesi, ekonomik bağımsızlıklarını elde edememeleri gibi birçok sebep kadınları intihara sürüklüyor.
Psikolog Hülya Tulgar, her yıl artan intihar vakalarını ve bu vakaların bireysel ve toplumsal sebeplerini değerlendirdi.
Klinik araştırmalara göre son yıllarda artan intihar vakalarının sebeplerinin başında yoğun umutsuzluk, gelecek kaygısı geldiğini belirten Psikolog Hülya Tulgar, artışın sadece sayısal bir yükseliş değil derinleşen bir psikolojik krizin varlığına işaret ettiğini ifade etti.
Şiddetin kadın intiharlarındaki etkisi
Kadınlar özelindeki vakaları değerlendiren Hülya Tulgar, şunları belirtti:
“Maruz kalınan fiziksel ve psikolojik şiddetin belirleyici rolü göz ardı edilemez. Uzun süreli şiddet deneyimlerinin kadınlarda umutsuzluk, değersizlik ve çaresizlik duygularını derinleştirdiğini göstermektedir. Buna ek olarak, hukuki mekanizmalara ve adalet sistemine duyulan güvenin zayıflaması, kadınların kendilerini korunmasız ve yalnız hissetmelerine yol açabilmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınları sıkıştıran yapısal koşullar, psikolojik dayanıklılığı zayıflatarak intihar riskini artıran bir zemin oluşturabilmektedir.”
Bağımlılığın etkisi
İntihar vakaları ile bağımlılık arasındaki ilişkiye değinen Hülya Tulgar, şöyle konuştu:
“Klinik ve epidemiyolojik veriler, bağımlılık türleri arasında özellikle kumar bağımlılığında intihar vakalarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bunun temelinde yalnızca bağımlılık davranışı değil; beraberinde gelen borçlanma, ekonomik kayıplar, sosyal statü kaybı, utanç ve suçluluk duyguları yer alır. Kumar bağımlılığı çoğu zaman gizli ilerlediği için kişi yardım aramayı geciktirir ve kriz anları daha ani yaşanabilir. Ekonomik koşulların zorlaştığı dönemlerde bu risk daha da görünür hale gelmektedir. Dijital bağımlılıklar ise daha çok küresel ölçekte artan bireyselleşme ve yalnızlık bağlamında ele alınmalıdır. Özellikle gençlerde aidiyet ihtiyacının yeterince karşılanamadığı durumlarda, dijital ortamlar sahte bir bağlanma alanı sunabilmektedir. ‘Mavi Balina’ gibi örnekler, psikolojik kırılganlıkların sosyal izolasyon ve dijital manipülasyonla birleştiğinde ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir. Burada mesele yalnızca dijital bir içerik değil, bireyin o içeriğe neden bu kadar açık hale geldiğidir.”
“Bağımlılık ve intiharı birlikte ele aldığımızda, bu sürecin açık biçimde psikososyal bir mesele olduğunu söylemek mümkündür” diye kaydeden Hülya Tulgar, intihar eğiliminin bireyin ruhsal dünyasında ortaya çıksa da sosyal bağların zayıflığının da süreci derinleştirdiğine dikkat çekti. Hülya Tulgar, “Klinik gözlemler, güçlü sosyal ağlara sahip olmayan, kendini bir yere ait hissedemeyen bireylerde hem bağımlılık hem de intihar riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu nedenle intiharı yalnızca bireysel patoloji üzerinden açıklamak eksik kalır” dedi.
‘Vakalar bütüncül ele alınmalı’
İntiharı engelleme vakalarının bütüncül ele alınması gerektiğinin altını çizen Hülya Tulgar, toplumsal düzeyde ruh sağlığı hizmetine erişilebilir olması gerektiğini belirtti. Hülya Tulgar, şöyle konuştu:
“Ekonomik güvencesizliğin birey üzerindeki psikolojik yükünü azaltacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve gençlerin kendilerini ait hissedebilecekleri güvenli sosyal alanların artırılması koruyucu bir işlev görür. Sağlıklı bir gençlik ve toplum için, bireyin yalnız bırakılmadığı; psikolojik desteğin erişilebilir olduğu, sosyal bağların ve dayanışmanın güçlendirildiği bir toplumsal yapıya ihtiyaç vardır. İntihar, ancak bu çok boyutlu çerçeve içinde ele alındığında gerçekten anlaşılabilir ve önlenebilir bir olgu haline gelir.”
Kaynak: MA









