Meclis Genel Kurulu’nda dün kabul edilen ‘çerçeve yasa’ya dair konuşan kadınlar, kadınların ve halkların sürece dahil edilmesi, adalet ve demokrasiyi güçlendirecek adımların güvence altına alınması ve sürecin birlikte sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi, 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından Meclis Adalet Komisyonu’ndan da geçerek Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü. Yapılan görüşmelerden sonra yasa, 468 oyla kabul edildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Burcugül Çubuk, Özgür Kadın Hareketi (TJA) Aktivisti Dilek Başalan, DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Arife Çınar ve Eleştirel Barış Ağı Temsilcisi ve aynı zamanda Barış için Akademisyenler Derneği (BAK-Almanya) üyesi Aslı Telli çerçeveye yasaya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Yasal adım mücadeleyle ortaya çıktı’
DEM Parti ve bileşenlerinin ortaklaştığı konunun, uzun süredir süren savaşın sonucunda yasal bir adım atılmasının sağlanmış olması olduğunu ifade eden Burcugül Çubuk, bu yasal adımın, mücadele ile ortaya çıktığını söyledi.
Her olumsuzluğa rağmen mücadele ile kazanılmış bir barış masası olduğunu dile getiren Burcugül Çubuk, şunları söyledi:
“Savaşan taraflar bu masada oturuyor ve kalkmasını engelleyen bir irade var. Bu iradenin açığa çıkması, Meclis’te karşılık bulması ile ilgili yasaya dair tutumumuzu belirliyoruz. Verdiğimiz oy bununla ilgili, bu yasayla ilgili aldığımız tutum bununla ilgili. Bu yasayla ilgili birçok eleştireceğimiz nokta var. En başında aslında barış için gerekli olan bütün siyasi mahpusların tahliyesi ve TMK ile ilgili değişikliklerin olması gerekiyordu. Bizde TMK diye bir kanun olmamalı”
‘İmralı’nın kapıları açılmalıydı’
Yasa kapsamında zindanların ve İmralı kapılarının açılmasını sağlaması gerektiğini belirten Burcugül Çubuk, “Bunlar en başından sağlanmadığı için demokrasi mücadelesine hiçbir katkısı olmadığı için bu yasaya dair birçok şey söyleyebiliriz ve yapılan eleştirilerin tamamı haklıdır. Fakat sadece buradan eleştirerek bir tutum almanın kendisi de sosyalistler açısından eksik oluş. Bu mücadeleye ne kadar katıldık? Ne yapabiliriz? Ne ortaya koyabiliriz? Nasıl genişletebiliriz? Bizim Türkiye işçi sınıfı, Türkiye halkları nezdinde sorumluluklarımız nelerdir? Hepsini bu kapsamda değerlendirmek gerek. Tek başına bir hukuki metin tartışması, bu yasanın bu Meclis’e geliş sürecini hiç anlamış olmak demektir” diye belirtti.
‘Yasal ve hukuki zemin önemli’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son görüşmede çerçeve yasaya dair “anahtar” metaforu kullandığını söyleyen Dilek Başalan, bundan sonraki yasal ve hukuki zeminin önemli olduğunu vurguladı.
27 Şubat deklarasyonundan bu yana somut adım beklediklerini belirten Dilek Başalan, “Böylesi bir somut adım eksiklikleri ile beraber, eleştirilerimizle beraber çok kıymetlidir. Bundan sonra barışın toplumsallaşması, barışın inşası için nasıl örgütleneceğiz diye bakacağız? Çünkü biz barışı, toplumsal dinamiklerin de varlığıyla, sivil toplum örgütlerinin sivil alanın da güçlenmesi ile birlikte inşa edebiliriz. Çerçeve yasadaki maddeleri kadın perspektifi, kadın bakış açısıyla, kadınların özne, kurucu olduğu bir hâle nasıl getirebiliriz diye mücadele etmeliyiz” dedi.
‘Kadınlar kurucu özne olmalı’
Dilek Başalan, dünyadaki çözüm deneyimlerine değinerek, “Orada eşit temsiliyet olmalı ama bu eşit temsiliyette karar mekanizmasında kadınlar olmalı” diye belirtti
Süreç kapsamında kadın örgütlerinin çalışmalarını devam ettiğini dile getiren Dilek Başalan, kadının olmadığı bir “barış sürecinin” zayıf kalacağını vurguladı. Dilek Başalan, “Kadınların olmadığı bir yerde barışın inşası konuşulurken, kadınların çatışmalı süreç içerisinde maruz kaldığı şiddeti, cinsel suçları da görmeyen bir yerde olacaktır. O yüzden kesinlikle kadın perspektifiyle kadın hareketinin, feminist mücadelenin de içinde olacağı, kadın örgütlerinin içinde olacağı bir süreç olmalıdır.
Dilek Başalan, kadınlar olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsallaşması için çalışmalarına devam ettiklerini vurguladı.
‘Kürt halkının varlığı kabul edildi’
Arife Çınar, Meclis’e sunulan çerçeve yasanın, yüz yıllık Kürt sorununun çözümü ve Kürt halkının varlığını kabul eden tarihsel bir başlangıç olduğunu söyledi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yasal statüsünün belirlenmemesinin yasadaki önemli bir eksiklik olduğunu belirten Arife Çınar, “Cezaevinden çıkacak olanlara denetimli serbestlik uygulanması da sıkıntılı bir durum. Çünkü burada bir suç unsuru yok. Kürt halkının kendi varlığını ortaya koymak için yürüttüğü bir mücadele var. Fakat metinde hâlâ ‘terör’ kelimesinin geçmesi, soruna köklü yaklaşılmadığını gösteriyor. Ancak bunun aşılacağını düşünüyorum. Bu yasayı önemli bir adım ve yeni bir başlangıç olarak görmek gerekiyor” diye belirtti.
İlerleyen süreçte sorumluluklarının arttığını belirten Arife Çınar, “Sayın Öcalan ile görüşmeler devam edecek. Farklı heyetlerin Sayın Öcalan ile görüşmeleri sürdürmesi gerekiyor. Ana dilde eğitim hakkının verilmesi gerekiyor. Kayyum atanan illere yeniden DEM Parti bünyesinden başkanların seçilip yereli yönetmesi gerekiyor. Esas belirleyici konular bundan sonra gerçekleşecek” ifadelerini kullandı.
‘Sürecin parçası olacağız’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şeffaf yürütülmesi gerektiğini dile getiren Aslı Telli, çerçeve yasada kurulların oluşturulacağını anımsatarak, “Hukuki boyutta tabii birtakım adımlar atılıyor. İlk aşamada en mağdur olanlarla ilgili birtakım adımlar atılıyor. Buna dair önümüzdeki 5, 10 yıl içerisindeki süreçle ilgili de bazı bilgiler verildi. Ancak en basitinden, onay ve izleme komisyonu bu önümüzdeki 5, 10 yıllık süreci takip edecek. Yani yine devlet ve hükümet odaklı bir komisyon oluşturulacak. Dolayısıyla bağımsız izleme komisyonundan hâlâ bahsetmemiz mümkün gözükmüyor” dedi.
Aslı Telli, Eleştirel Barış Ağı olarak sürecin parçası olmaya devam edeceklerinin altını çizdi.
Kaynak: JINNEWS / MA









