• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
19 Haziran 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Komünler inşa etmemiz gerekiyor

19 Haziran 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

Yerine kayyum atanan seçilmiş Sêrt (Siirt) Belediyesi Eşbaşkanı Sofya Alağaş ile kentin sorunlarını ve yereli konuştuk:

  • Kentte kültür alanları yok. Spor alanları yok. Kültür merkezi yok. Çok talep vardı ‘Dengbêj Evi istiyoruz’ diye. Kadın Danışma Merkezi’miz Yeşilay’a tahsis edilmiş. Kayyum bir binamızı Ülkü Ocakları’na tahsis etmiş. Ehmedê Xanî Kütüphanesi vardı, kayyum kapattı, o binayı yıktırdı
  • Kayyumlar duruyor. Biraz süreçle alakalı pazarlık konusu da yapılıyor. Kürt sorununu çözme iradesi göstermedikleri için kayyumlar duruyor. Kürt sorunu çözüldüğü zaman bütün sorunların çözümünü beraberinde getirecekler
  • Devlet sürekli buraya sömürge gözüyle baktı, hep böyle yöneldi. Halkın da umudu hep devrimci duruşta oldu. Anlayışımız demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü. Bunun için komünler inşa etmemiz gerekiyor
  • Avrupa’da belediyecilik ilk olarak çıkarken komün yönetimi, komün birliği diye ortaya çıkıyor. Kentin temel ihtiyaçları üzerinden ortaya çıkıyor. Komün yönetimi diye ifade ediliyor. Daha sonra belediyeciliğe çevriliyor
  • Köye dönüş ve köy ekonomisi: ‘Bağ-bahçe biçersem nasıl satacağım?’ diyor. Tam da burada o alım alanını açacağız. Mesela dönmek istiyor, ona fıstık fidesi desteği verebiliriz. Büyükbaş desteği, küçükbaş desteği verebiliriz. Evi yıkıldıysa inşası için destek verebiliriz
  • Belediyeler ile halk arasındaki köprüyü oluşturacak olan muhtarlıklardır. Muhtar da mahalle komününün bir parçası olacak. Belediyeler de kent halkıyla merkezi yönetim arasında köprü olacak. Aynı zamanda yarı özerk olmak zorunda.
  • Yerel Yönetim Yasaları illerin, kentlerin yerel yönetimlerini özgünlükleri gözetilerek değiştirilmeli. Halka yük olmayıp, halkın önünü açması gerekiyor. Katılımcı demokrasinin önünün açılması gerekiyor.

Mehmet Ali Çelebi

Yerel Yönetimler Yasası’nın hangi ölçeklerle değiştirilmesi, merkezi otoritenin azaltılması, kayyum sisteminin iptali, ademimerkeziyetçilik, katılımcılık, demokratik komünal belediyecilik tartışılıyor. Herhangi bir yasaya ya da anayasal değişikliğe gerek olmadığı halde kayyum garabeti seçilmiş belediyeler ve belediye meclisleri üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi hâlâ sallandırılıyor. Ocak 2025’te yerine kayyum atanan seçilmiş Sêrt (Siirt) Belediyesi Eşbaşkanı Sofya Alağaş ile konuştuk. Sofya Alağaş, kayyumun neler kaybettirdiğini, yerel basının nasıl baskı altına alındığını, merkezi bürokrasinin nasıl projelerine engeller koyduğunu, uyuşturucunun önünün nasıl açıldığını, ekolojik tahribatı anlattı.

  • Öncelikle seçim ve kayyumla başlamak istiyorum. Mart 2024’te seçildiniz. Ancak sadece 10 ay geçtikten sonra kayyum atandı. Kayyumla birlikte kentte neler oldu? Kent neler kaybetti?

Kayyumla birlikte kent çok şey kaybetti. Bir defa her şeyden önce bir irade gaspı var burada. Üçüncü dönemdir kayyum atanıyor. Bu ciddi tahribatlara yol açıyor. Kent halkı hizmetten yoksun kalıyor. Bu yazın örnek vereyim. Doğru düzgün su gitmedi. Siirt’te su sorunu var. Geçen yaz doğru düzgün su akmadı mahallelerde. Sıkıntılar yaşandı. Aynı zamanda bir kar yağmasıyla birlikte resmen tıkandı şehir. Temizleme olmadı. 2026 Ocak ayında çok ciddi kar yağdı Siirt’te. Aslında çok kolay temizlenebilecek, üstesinden gelinebilecek bir yer. Halk mağduriyet yaşadı. Sokakları gezdik. Basın açıklaması yaptık. Sosyal medyadan paylaştık. Basın bunu haber yaptı. Karın temizlenmediğini halkın mağdur olduğu noktasında haber yaptılar. Valilik anında açıklama yaptı, ‘dezenformasyon haberleri yayanlar hakkında işlem yapılacaktır’ falan. Gazetecilerin çoğu gidip ifade verdi emniyette, çünkü suç duyurusunda bulundular. Onlarla ilgili herhangi bir olumsuz haber yapamıyorsun.

  • Taşınmazlar konusunda, kentin mali yapısı konusunda kayyum döneminde ne tür şeyler yaşandı?

Sosyal hizmetlere hibe edilen birkaç arsa var. Bir de belediyenin sigorta borçları karşılığında verilecek olan arsalar var. Bunlar kent için çok verimli olabilecek yerdeler. Bizim dönemimizde borç karşılığında burayı istediler, vermedik. Borcu ödeyeceğimizi, ancak taşınmazları vermeyeceğimizi belirttik. Bizi bayağı zorladılar. Epey de kapatmıştık borcu. Israrla orayı istiyorlardı. Muhtemelen orayla ilgili kendi kafalarında bir proje var. Kentte kültür alanları yok. Spor alanları yok. Bir tane spor alanı var. Ama çok küçük yani bir park. Ciddi bir spor kompleksine ihtiyaç var. Çocuklar için, yetişkinler için, gençler için. Kültür merkezi yok. Mesela çok talep vardı ‘Dengbêj Evi istiyoruz’ diye. Kadın Danışma Merkezimiz Yeşilay’a tahsis edilmiş. Daha önceki kayyumlar vermişti. Yasal işlemler başlatmamıza rağmen devredilemedi  Daha önceki kayyum bir binamızı Ülkü Ocakları’na tahsis etmiş. Biz iptal işlemi başlattık. Ancak o da sonuçlanmamıştı. Ehmedê Xanî Kütüphanesi vardı. Bir önceki kayyum geldiğinde kapattı, o binayı yıktırdı. Siirt’in en işlek caddesindeydi. Kadın Kütüphanesi projemiz vardı. Kent bunların hepsinden mahrum kaldı. Şimdi mesela binanın önünden geçiyoruz, belediye binası çok sessiz. Kimse gidip gelmiyor.

  • Belediye önünden geçtiğimde bina kapalı gibi duruyordu…

Kapalı gibi duruyor. Böyle terk edilmiş gibi duruyor. Biz oradayken en az 100 insan gelip gidiyordu. İnanın ki zamanımız yetmiyordu, görüşmeye, dertlerini dinlemeye. Sıkıntılarını gidermeye geliyordu, sadece sohbet etmek isteyenler bile oluyordu. ‘İstanbul’dan, Mersin’den, Antalya’dan geldim. Gelmişken ziyaret edeyim. Uzun süredir oradayız gelmedik, belediye artık bizim çok rahat gelip gidiyoruz’ diye. Sadece bu selamı vermek için gelenler oluyordu. Ama şimdi halk gitmiyor. Kentteki insanlar elini ayağını çekmiş durumda. Aslında bu iradeli bir duruş. Yani ‘sen benim irademi gasp ediyorsan ben tenezzül edip gelmem, seni tanımam da’ Siirt açısından kayyum atandığında çok fazla kitlesel tepkiler olmadı, kitlesel eylemler yapılmadı. Ama bu çok anlamlı sivil itaatsizlik eylemi aslında. Bu çok değerli bir duruş.

  • On bir ili vurması sonrası deprem sık gündeme geliyor. Kentin yeterli düzeyde yeşil alanları, toplanma alanları var mı? Kentin depreme dirençli yapısı nasıl? Kayyum iptal edilirse göreve gelirseniz yeni projeleriniz var mı?

İzin vereceğimiz yeni inşa alanlarına dair belirli bir anlayış geliştirmeye çalıştık. Şu kadar kat yapılabilir, şu sağlamlıkta, tamamıyla denetimli olmak zorunda gibi. Binalar çok yüksek. 10 katlı binalar Siirt’te uygun değil. Ancak ne yazık ki izin veriliyor. Depreme karşı çok uygun olduğunu düşünmüyorum. Yaptığımız gözlemler, bize uzmanların aktardıklarına göre çok uygun değil. İkincisi yeşil alanlarımız çok az. Küçük küçük parklar var ama çok yetersiz. İşte Orhan Doğan Parkı var, o biraz iyi, o mahalleye biraz nefes veriyor. Kızlar Tepesi var ama orası da küçük. Bir bahçemiz daha var yeşil alan.

  • Cumhuriyet Caddesi’nin karşı tarafı mı?

Evet. Orası da küçüktür ama. Yani deprem olduğunda kaldırabilecek bir alanımız yok. Bizim bir yeşil alan projemiz vardı, Siirt’ten Pervari’ye gideceksen yol üzerinde sağda kalan bir yer. Hastanenin hemen arka tarafına düşüyordu. 40 dönüm civarı düşünüyorduk. Gerçekten müthiş bir fark olacaktı. Fakat kayyum durdurdu. Kentle ilgili revizyonumuz vardı. Kentin çok ciddi bir revizyondan geçmesi gerekiyor. Tapusuz olan binalar var, mahalleler var. Yapıya uygun olmayan binalar var. Hem düzenleme hem de halkın mağduriyetini gidermek için bir çalışma başlatmıştık. O da durduruldu. Mesela köyden gelmiş, koçerlikten gelmiş bir gecekondu yapmış kendine. Bizim onu yasal bir çerçeveye dönüştürmemiz lazım. Revizyonu yaparken aynı zamanda depreme uygun olup olmadığını da kontrol edeceğiz. Sağlıklı yaşam imkanı sunuyor mu? Uygunsa iznini vereceğiz. Değilse revizyondan geçirmesi için biz destek olacağız ona. En büyük sıkıntılardan bir tanesi, binalarımız 10 katlı, itfaiye aracımız 8 kat. 10. katta bir yangın çıksa itfaiye aracımız buna yetmiyor.

  • Niye alınmamış o zaman?

İtfaiye aracı çok pahalı. Biz almak için başvuru yaptık, kredi çekmek istedik. Fakat ne yazık ki kredi başvurumuz öyle kaldı. 10 ay içerisinde bunu onaylatamadık. Merkezi bürokrasi engelliyor. Merkezi bürokrasi iş yapmamamız için önümüze bir sürü engel çıkarıyor. Bir de sürekli iç sorunlarla uğraştık kayyumdan devraldığımız için. Kayyum da oralı olmuyor, kendilerine dert etmiyor. Kentin seçilmişleri değiller. Merkezi yönetim onları oraya göndermiş, onlar da zaman geçiriyor.

  • Çözüm süreci bağlamında da kayyumlar gündeme sık sık geliyor. Kayyum sisteminin iptali için aslında yasaya da gerek yok. Bu bariyer neden kaldırılmıyor? Sizin gözleminiz bu konuda ne söylüyor, okumanız ne?

Her şeyden önce kayyum sorunu Kürt sorunundan kaynaklı ortaya çıkan bir sorun. Oradan baktığımızda bu bariyeri neden kaldırılmadığını anlamış oluruz. Niçin kayyumlar başlatıldı 2016’da. Yerel yönetimlerde ciddi bir irade ortaya çıkmıştı ve bütün bölgede etkiliydi. Geliştirilen eşbaşkanlık sistemi, dil üzerinde, kültür üzerindeki çalışmalar, yerel yönetimlerde ciddi bir ivme kazandırmıştı. Halkta, yerelde ciddi karşılığını da buluyordu. Darbe girişimini iktidar kendine fırsat bilip ‘Kürtlerin iradesine müdahale edebilirim’ anlayışıyla kayyum atadı. 2019’da benzer gerekçelerle sürdürdü. Şimdi 10 DEM Parti belediyesinde, 3 de CHP belediyesinde kayyum politikasını sürdürüyor. Bu ancak Kürt sorununun çözüme doğru ilerlemesiyle çözülecektir. Henüz Kürt sorunuyla ilgili ciddi adımlar yok. Sıcak çatışmalar durmuş, ama somut bir adım yok. Mesele Kürt sorununu çözmek niyeti. Bunu niyetle olduğun zaman zaten otomatik olarak bu kayyumlar gider. Çünkü iki ayda bir değerlendiriyor, kayyum orada kalıyor. Ama sen ‘Sorunu çözmek istiyorum. Kürtler artık bu ülkede bir irade ve halk kimi seçtiyse orada kalacak, kendi kendilerini yönetecekler’ diyorsan zaten otomatik olarak herkes kendi görevine gidecek. Süreçle alakalı pazarlık konusu da yapılıyor. Kürt sorununu çözme iradesi göstermedikleri için kayyumlar duruyor. Seçilmişlerin kendi görevlerinde olması çok önemli ama temel ihtiyacımız olan Kürt sorunun çözülmesi. Kürt sorunu çözüldüğü zaman bütün sorunların çözümünü beraberinde getirecekler.

  • Eşbaşkanlık sisteminden bahsettiniz. Yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi gerçekten içselleştirildi mi? Hâlâ bazı düzeylerde sorunlar yaşanıyor mu?

Yaşanıyor. Bunun en temel nedenlerinden bir tanesi aslında erkek egemen sistemin bizim içimizde, karakterimizde, kişiliğimize ne kadar yer edindiği. Bu yetki paylaşımı, görev paylaşımı sistemi. İki cins kentte bir denge oluşturuyor yönetimde. Ve bu dengeyi biz ne zaman kabul ettiysek o zaman tam oturacak. Hâlâ onun sancılarını yaşıyoruz. Nedenlerden biri, kayyumlar çok etkili oldu. Üç dönemdir kayyumlar var, eşbaşkanlık sistemini kabul etmiyor. Düşünün 2019 seçimlerinde nasıl eşbaşkanlığa saldırı oluyordu? Birçok basın yayın organı, bakanlar, özellikle Süleyman Soylu çok saldırdı eşbaşkanlık sistemine. Kayyum atamalarıyla birlikte yaşadığımız sancılar hep ertelendi. Nihayetinde hâlâ onun sancılarını yaşıyoruz. Bu aşılamayacak anlamına gelmiyor. Tabii ki biz bunu aşacağız. Kentte sen iki cinsin dengesini korumak zorundasın. İki enerji ortak olacak ve kenti yöneteceksin.

  • Kente kadınların, gençlerin çalışma yaşamına, siyasete daha aktif katılımını sağlamak için ne planlıyorsunuz?

Kentte kadın ve gençlerin daha aktif siyasete, sosyal hayata, kültürel, spor alanlarına katılması gerekiyor. Yeni dönem örgütlenme anlayışımızda bunlar kesinlikle olmalı. Dönmesek de kendi parti bünyemizde bunları hayata geçirmeye çalışacağız. Dönersek kesinlikle olmazsa olmazlardan bir tanesi bir Kadın Danışma Merkezi. Kadınların yaşadıkları sorunları aktarabilecekleri, tartışabilecekleri ve çözebilecekleri bir mekana ihtiyacı var. İkincisi ekonomik alanlar açmamız gerekiyor.

  • Bağımsız aday Mehdi Zana 1977’de Diyarbakır Belediye Başkanı seçiliyor. 1979’da bağımsız aday Edip Solmaz Batman Belediye Başkanı seçiliyor, Nadir Temel Hilvan Belediye Başkanı seçiliyor. Yani sisteme alternatif olarak Kürt siyasi hareketin adayları seçiliyor. 49 yıl önce halkın umudu, devrimci duruşta, komünal felsefi duruşta aradığı görülüyor. Gelinen aşamada kapitalizme yaslanmış liberalizm çarkıyla döndürülen belediyecilik yerine komünal belediyecilik tartışılıyor, demokratik komün belediyeciliği tartışılıyor. Kent bu anlamda ne yapabilir?

Eğer Kürt sorununu çözüme doğru giderse, ki biz buna inanıyoruz. Bu olduğunda çok daha rahat komünleri geliştirebiliriz. Kürdistan sömürge bir halk. Gerçekten devlet sürekli buraya sömürge gözüyle baktı, hep böyle yöneldi. Onun için halkın da umudu hep devrimci duruşta oldu. Yani sistemi kabul etmeyen bir yerde aslında bunu reddeden halkın yanında olan yönetimler tercih ettiler. Şimdi halk aynı tercihi yapıyor. Bizim şöyle bir farkımız var: Üçüncü Yol. Ne sistemi tercih ediyoruz, ne de karşısında olan benzer anlayıştaki sistemi tercih ediyoruz. Bizim anlayışımız demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü. Bunun için komünler inşa etmemiz gerekiyor.

Belediye dışında iş imkanları, kooperatif, mandıra var. Uygun çok imkanlar, alanlar var.

Bunları geliştirebiliriz. Özellikle kadınlar için bahçecilik işleri yapabiliriz. Diyelim ki Fıstık Fabrikası Kooperatifi var, ortak ekmişsin, biçmişsin, satıyorsun. Kooperatifi onlar kuracak, biz destek olacağız. Kendisine ait hissedecek. O kooperatifi, o ekip biçmeyi, fıstık işlemini yaptıklarında kendisine ait hissedecek, sahiplenecek. Biz yaptığımızda o kendisini bize bağımlı hissedecek. Ya da biz onu çok dikkate almamış olacağız. Çünkü ‘ben yaptım’ diyeceğiz. Bir insan emek verdiğinde daha çok sahipleniyor.

Avrupa’da belediyecilik ilk olarak çıkarken komün yönetimi, komün birliği diye ortaya çıkıyor. Kentin temel ihtiyaçları üzerinden, su kemerleridir, yoldur, bu çalışmalar üzerinden ortaya çıkıyor. Komün yönetimi diye ifade ediliyor. Daha sonra belediyeciliğe çevriliyor. Belediyeler halkın temel ihtiyaçları üzerinden kendini örgütlediği noktadayken kapitalist modernite son iki yüz yılda bunu kendi tekeline çevirdi. Merkezden yönetmeye çalıştı. Merkezin sana aktardığı bütçeye göre çalışabiliyorsun. Halkın iradesi yok aslında. Bir projeyi hayata geçirmek için akla karayı seçiyorsun. Merkeze gidiyorsun, bir sürü bürokratla görüşüyorsun. Bir imzayla halledebilir yani. Bütçesinin, projenin onaylanması gerekiyor, yıllar geçiyor. Oysa ki yerel buna karar verebilir. Nasıl karar verecek? Senin mahallelerde oluşturacağın komünlerle. Halka diyeceğiz ki ‘sizin bu kentte neye ihtiyacınız var?, ne istiyorsunuz?’ diye sorduğunda daha çok potansiyel açığa çıkıyor. Mahalle toplantılarında öneri yapacak. Kent meydanında serbest kürsü açacaksın önerisini sunacak. Yine Kent konseylerinden öneriler alınacak. Kent meydanlarında çağrını yaparsın, bin kişi katılır, üç bin kişi katılır, oylama yaparsın. Sinerji olacak. Öncülüğünü mahalle komünleri yapacak. Muhtarlıkları es geçiyoruz. Muhtarlıklar şu anda en edilgen konumdadırlar. Ama belediyeler ile halk arasındaki köprüyü oluşturacak olan muhtarlıklardır. Muhtar da mahalle komününün bir parçası olacak. Ya muhtarlıkları ortadan kaldıracaksın, mahalle temsilciliği yapacaksın. Ya da onu da işin parçası yapacaksın. Belediyeler de kent halkıyla merkezi yönetim arasında köprü olacak. Aynı zamanda yarı özerk olmak zorunda.

  • Bu noktada Yerel Yönetimler Yasası’nın değiştirilmesi tartışılıyor. Demokratik Yerel Yönetimler Yasası’na somut olarak hangi başlıklar girmeli?

Bir, kentin idaresini o kentin seçilmişleri yapacak. Ama tek başına değil. Halkla birlikte yönetecekler. Komünlerle olacak. Bunlar yasaya dönüşebilir de, yasaya dönüşmeyebilir de. Yani bizim için yasaya dönüşüp dönüşmemesi önemli değil. Her türlü bunu yapmak zorundayız. Halka gideceğiz, mahalle toplantılarında sorunlarını dinleyeceğiz, projeye dönüştüreceğiz. Hem yerel yönetimde hem de halk arasında bir enerji akışı olacak. Seçilirken onlara gidiyoruz, ‘bizi seçin’ diyoruz değil mi? Burada en önemli nokta yetki paylaşımı. Yetki paylaşımını kabul edeceğiz bir defa. Merkezi otorite yerine Ademimerkeziyetçi yapı. Seçildikten sonra çok üst perdeden bakıyoruz halka. Yetkimizi paylaşmaktan korkuyoruz. Bunun gelişmemesinin temel nedenlerinden bir tanesi Kürdistan’da kayyum olması. Düşünün 5 yıl kayyum gelmese çok ciddi projeler geliştireceğiz.

  • Kültürün taşıyıcısı olan ana dil konusunda kent ne düzeyde? Yerel yönetimin ne tür çalışmaları oldu, göreve gelindiği zaman ne tür çalışma olacak?

Siirt üç dilli bir kent: Kürtçe, Türkçe, Arapça. Üç dil kullanılıyor. Resmi dairelerde Türkçe tercih ediliyor. Kürtçe de konuşuyoruz sokakta. Bazı meclis üyesi arkadaşlarımız Arapça iletişime geçiyordu. Gittiğimiz köylerde, mahallelerde çocuklar Kürtçe konuşurlar, Kürt kesimini söylüyorum. Arap çocukları genelde Türkçe konuşuyorlardı. Bir derneğimiz vardı, ortaklaştırdık bir dönem kurs verdik. Fakat kayyumdan sonra bu sürdürülemedi. Bazı hizmetlerimizi Kürtçe yazıp yayınladık. Arapça da yapmaya çalıştık, yazacak kimse bulamadık. Hizmetin bu üç dilde olması gerekiyor.

  • Ana dilde kreşler niye yok?

Kreş yok. Bir, kayyumdan kalmaydı. İkincisi kreşte ana dilde eğitim verecek hoca bulamadık. Üçüncüsü projemizde vardı. Ama bunu hayata geçirecek zaman bulamadık. Hem Arapça hem Kürtçe. Türkçe var. Kesinlikle bir sonraki dönemde ya da biz döndüğümüzde bunu hayata geçireceğiz. Merkezde 22 mahalle var. Her mahalleye bir kreş olabilir.

Bir kreş iki oda. Bazı mahallelerde sadece Kürtler var. Bazı mahallelerde sadece Araplar var.

Bazı mahallelerde sadece Türkler var. Bazı mahalleler ortak. Bazı mahallelerde sadece Kürtçe, bazı mahallelerde sadece Arapça olur. Kesinlikle her mahallede olması gerekiyor. Anneler o kreşlerin bir parçası hissedecekler kendilerini. Diyelim ki bir her gün bir kişi yemek getirecek çocuklara. Bazı çocuklarının durumları mı kötü, o zaman biz destek sunarız. Komün gibi.

  • Bir de boşaltılmış, yakılmış köyler kanayan yara. Yeniden köy ekonomisi oluşturmak için, köyleri inşa etmek için bir projemiz var mı?

Onunla ilgili bir projemiz yoktu açık söylemek gerekirse. Biz başladığımızda çok talep geliyordu halktan. ‘Biz dönmek istiyoruz. Bize nasıl bir destek sunacaksınız? Köylerde ekonomiyi canlandırmak için ne yapacaksınız?’ diye. O dağlarda sürekli çatışmaların yaşandığı bir yer. O yüzden göçler çok yaşandı. Benim köyüm de göç eden bir köy.

20-25 yıl hiç kimse o köye gidemedi. Koruculuk dayatıldığı için kimse kabul etmedi. Zorla boşaltıldı. Bir kişi bile kalmadı orada. 2013-14 yılında yavaş yavaş dönmeye başladılar. Hep yaşlılar gidiyor. Birkaç genç var. Muazzam arazi var, fıstıklar, menengiç, üzüm bağları var. Gidip bir fabrikada 12 saat çalışacağına asgari ücretle, niçin kendisi için çalışmasın.

  • Burada şu devreye giriyor: Üretiminin karşılığını alabiliyor mu? Yani alım garantisi sunmak gerekiyor gibi…

Onun da kesinlikle olması gerekiyor. Bazı insanlar dönmek istemiyor, bazıları çok istiyor. ‘Nasıl geçineceğim? Bağ-bahçe ekip biçersem nasıl satacağım? Bununla ilgili bana bir destek olacak mı?’ diyor.

İşte biz tam da burada o alım alanını açacağız, bu desteği sunacağız. İkincisi mesela biri dönmek istiyor, bizim ona fıstık fidesi desteği verebiliriz. Büyükbaş desteği, küçükbaş desteği verebiliriz. Evi yıkıldıysa inşası için destek verebiliriz. Durumu iyi olan insanlar da var, rica ettiğinde, komün örgütlenmesi yaptığında Kürdistan’da bu dayanışma çok rahat örgütlenebiliyor. Kürdistan’da çok rahat örgütleyebiliyoruz bu tür dayanışma ağlarını. Çünkü o potansiyel var.

  • Birçok kentte çeteleşmenin, fuhuşun, uyuşturucu ticaretinin arttığı belirtiliyor. Örneğin Siirt’in durumu nasıl? Nasıl önlenebilir?

Fuhuş ciddi anlamda halkı rahatsız ediyor. Uyuşturucu çok ciddi anlamda rahatsız ediyor. Hırsızlık mesela yok. Ciddi anlamda uyuşturucu çetesi var. Siirt’de kendi içerisinde çelişki yaşayan bir çete bir genci bayramda 29 yeniden bıçaklayıp katletti. Korkunç bir şey. Son 8-9 yılda arttı. Belediyelere kayyumlar atanması ile gençlerin istihdam alanlarının kapanması, spor, etkinlik alanlarının olmaması bunu etkiledi. Bizim örgütlenme ağımızın zayıflaması etkiledi. Sürgünler, tutuklamaların etkisi var. Ama özellikle devlet politikası çok ciddi etkili burada. Şimdi herkes Süleyman Soylu’nun çetelerinden bahsediyor. Daltonlar, bilmem neler neler, bir sürü çete var. Hepsi onunla bağlantılı kurduruluyor. 10 yıllık süre zarfında zaten Türkiye’nin her yerinde çok ciddi çeteleşmeler yaşandı. Etkisi Siirt’te de hissediliyor. Halk bundan çok rahatsız. Aslında o uyuşturucuyu getirip satanları bir kere engelleyeceksin. Hep rehabilitasyon merkezlerinden bahsediyoruz, ‘gençleri iyileştireceğiz’ diyoruz. Satanı nasıl yapacağız? Kimse satmasa kimse bağımlı da olmaz. O yol veren sistemin ortadan kalması, değişmesi gerekiyor bir kere.

  • Ekolojik kıyımlar yaşanıyor son dönemde. Siirt’te durum ne?

Siirt’te geçtiğimiz yıl Harekol’da, Çırav’da çok ciddi ağaç kıyımları yaşandı. Yine Şirvan tarafında madencilik ciddi anlamda yaygınlaşmış. Çok ciddi HES’ler, enerji santralleri kuruluyor oralarda. Ciddi anlamda Siirt’in doğasına zarar veriyor. Ağaç kıyımları yaşanıyor. Zaten neredeyse 50 yıldır sıcak çatışma alanı olduğu için hep bir kıyımdan geçmiş o ağaçlar, o doğa, o toprak. Şimdi ekstradan yeni bir kıyımdan geçiriyorsun. Bu doğa açısından çok tehlikeli. Sen doğaya zarar verdikçe doğa da sana zarar veriyor. Kendini yenilemiyor. Çevre Şehircilik’ten alıyor, izin vermeme imkanımız yok. Biz köylere bile hizmet götüremiyoruz il olarak. Köyler il özel idareye bağlı. Parçalıyor, Bütüncül olacak. Bir yere örneğin maden sondajı başladığında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan alıyor onayı. Yerel Yönetim Yasası değiştirilirken yetkinin belediyelere verilmesi gerekiyor. Çünkü oranın ihtiyacını ancak yerel yönetim bilir. Halka soracaksın, o köylüye soracaksın. Yerel Yönetim Yasaları illerin, kentlerin yerel yönetimlerini özgünlükleri gözetilerek değiştirilmeli. Halka yük olmayıp, halkın önünü açması gerekiyor. Katılımcı demokrasinin önünün açılması gerekiyor. Beş yıl içerisinde enerjiyi sürekli hareket halinde tutarsanız, kinetik enerji dediğimiz o enerjiyi hareket halinde tutarsanız müthiş ortak bir çalışma ortaya çıkar.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Metaların efendilerine karşı, sitüasyonistler

Sonraki Haber

İşte işkence görüntüsü

Sonraki Haber

İşte işkence görüntüsü

SON HABERLER

Kobanê Üniversitesi, Polonya’nın Curie-Skłodowska University ile anlaşma imzaladı

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

İngiltere ile ‘sıfır atık’ köprüsü kurulacakmış!

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

Kesinlik kültürü örgütlü siyaseti nasıl köreltiyor?

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

İşte işkence görüntüsü

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

Komünler inşa etmemiz gerekiyor

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

Metaların efendilerine karşı, sitüasyonistler

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

Kongreye giderken DEM Parti…

Yazar: Yeni Yaşam
19 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır