En tehlikeli provokasyon başladı. Dr. Frankenstein’in yarattığı hilkat garibesini sinemada canlandıran ünlü aktör Boris Karlof sanki beyaz perdeden fırladı ve Tandoğan meydanında çocukları korkutan sesiyle “iç savaş” sloganlarıyla herkese dehşet saçtı. “Öcalan’a özgürlük” mitinglerinin yapıldığı gün Müsavat Dervişoğlu ülkenin dört yanından topladığı bindirilmiş kıtaları Kürt halkına karşı kışkırttı. Provokasyon mitinginin baş sloganı “Türkiye Türk’tür Türk kalacak” sloganıydı. Bu slogan iç savaş sloganıdır.
Tarih şahit: Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak sloganıyla başlayan Kıbrıs mitinglerinde Türkiye Kıbrıs işgal savaşına hazırlandı.
Müsavat Dervişoğlu, Türk emekçi halkının amansız ekonomik kriz şartlarındaki öfkesini, CHP’ye oy veren seçmenlerin sivil faşist darbeye karşı isyanını Kürt düşmanı tehlikeli kanallara akıtmak gibi, şimdiki sivil faşist darbecilerin ekmeğine yağ sürme yolunda.
Aynı zamanda bu kışkırtmanın çok önemli diğer amacı, Özgür Özel ve ekibini müzakere sürecinden uzaklaştırmak, Kürt halkıyla karşı karşıya getirmektir. Dervişoğlu bu mitingde ve her nedense Halk TV ekranlarına davet edildiği her programda bir yandan iktidarı “Öcalan’a özgürlük verecek” diyerek suçlarken, diğer yandan butlan darbesine karşı “timsah gözyaşları” dökercesine Özgür Özel hareketine “destek” açıklamaları yapmakta.
Bu destek nasıl bir destektir. Lenin’in tabiriyle söylersem bu destek “asılacak olan Özgür Özel’e yağlı urganın vereceği destektir.” Özel eğer İyi Parti’nin ırkçı-şoven kışkırtmasının etkisi altında müzakere sürecinden uzaklaşır ve Kürt halkıyla karşı karşıya getirilirse, Erdoğan’ın kontrolünden çıkan “bakanlar ve danışmanlar cuntasının” tuzağına düşer. İYİ Parti’nin, Zafer Partisi’nin ve hatta “Öcalan’a özgürlük mitingleri yasaklansın” diye imza toplayanların arasındaki CHP’li Prof. Süheyl Batum’un kucağında, iktidara yürüyorum sanırken kendini “yağlı urganın” altında bulur.
Bu provokatif mitingden bir gün önce Dervişoğlu Halk TV’de boy gösterdi. Ardından da aynı Halk TV bu adamın mitinginde Kürt halkının önderine utanmazca hakaretler yağdıran konuşmasını uzun süre canlı olarak verdi.
Şunu eklemem gerekiyor. Bu hakaretlerin yayınlanmasından sonra Halk TV ana haberinde Mersin mitinginde Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasından bir bölümü verdi, ardından “böylece bugün yapılan iki mitingi de ekranlarınıza getirdik” diyerek Müsavat Dervişoğlu’nun miting konuşmasını tekraren ekrana getirmedi. Sanıyorum demokratik kamuoyundan gelen tepkiler bu sonucu verdi. Ancak olan oldu ve Özgür Özel’in Amed ziyaretinde bıraktığı olumlu izlenim, Halk TV’nin sözde “tarafsızlık” adına Kürt halkının önderine karşı hakaret kusan konuşmayı vermesiyle tersine dönüştü.
Ama asıl tehlikeli provokasyon Kürt halkına karşı yapıldı. Zaten müzakere sürecinin oyalanmasıyla bu sürece karşı güveni kökten sarsılan Kürt halkı Önderine karşı bu aşağılık hakaretler karşısında kışkırtılmak istendi.
Başkan Öcalan boşuna elinizi çabuk tutun, çünkü kritik bir aşamadayız ve müzakere süreci her an enfekte olur demiyor. Şu anda mitingde konuşan Dr. Frankenstein’ın yarattığı hilkat garibesi benzeri adamın ağzından yayılan bakteriler, eğer zamanında önlem alınmazsa müzakere sürecine bulaşacaktır.
Bu durumu asıl dikkate alması gereken parti Özgür Özel’in başkanı olduğu CHP’dir. Çünkü DEM Parti ve Kürt halkı provokasyon bakterilerine karşı bağışıklıdır, ama CHP kitlesinin bu Kürt düşmanı provokasyonlara karşı bağışıklık sistemi zayıftır. Ankara’dan saçılan bakterilerin benzerleri bu kitlenin bünyesinde uyuyan provokasyon hücreleri gibi yaygındır. Özgür Özel’den beklenen açık bir şekilde Öcalan’ın barış ve demokrasi adına oynadığı rolü sahiplenmesi, Tandoğan meydanından ülkeye saçılan kışkırtıcı hakaretlere açıkça karşı çıkmasıdır. Bir başka ifadeyle beklenen Öcalan’dan söz ederken Bahçeli’nin saygılı üslubunun gerisine düşülmemesidir. Bunu yapın, saflarınızdaki tereddütten yararlanan provokatörler iki marjinal partileriyle dımdızlak meydanda çaresiz kalacaktır.
“Ama oy kaybederiz” demeyin sakın. Çünkü gidiş “seçime” gidiş değil. “Çakma Kılıçdaroğlu tipi muhalefetli, gerçekte muhalefetsiz, Yüksek Seçim Kurulu vesayetinde çakma seçimli gerçekte seçimsiz diktatörlüğün” son aşamasının kapısındayız. Şimdi oylar sayılmıyor, barış, demokrasi ve refah yolunda alanlarda yer alan Türklerin ve Kürtlerin sayıları, azimkâr direnişleri, fedakarlıkları sayılıyor.
Ve bilelim ki, sivil darbe süreci hem CHP’yi yok etmek üzere hedef almıştır, hem de barış masasını yıkmayı hedeflemiştir. Darbeyi ve masayı devirmeyi “sandıkta” değil, alanlarda ve tek başımıza da değil, hep beraber önleyebiliriz.
Enfeksiyon bakterileri saçanlardan uzak duralım, provokasyonlara gelmeyelim. Dilimiz barış dili olsun, irademiz mücadele azmi olsun.
Zaman böyle bir zamandır.








