Avrupa’daki burjuva medyasının “Macaristan kurtarıldı” başlıklı sansasyonel yorumlarına bakılırsa, Macaristan seçimlerinde aşırı sağ kaybetti ve Avrupacı “demokratlar” kazandı. Avrupa’daki ırkçı-faşist hareketlerin öncü liderler arasında gördüğü Viktor Orbán’ın seçimleri açık farkla kaybetmiş olması, AB Komisyonu’nu ve Avrupa’daki egemen siyaseti şüphesiz rahatlattı. Ama kimilerinin yorumladığı gibi, bir “jeopolitik depremden” ve “demokratikleşmeden” söz edilebileceğini sanmıyoruz. Seçimleri kazanan Péter Magyar, ki Fidesz Partisi’nde büyüdü, Orbán’ın ırkçı politikalarını sürdüreceğini ta başından belirtmişti.
Orbán yönetiminin Ukrayna’ya yapılması istenilen milyarlarca Euro’luk savaş yardımlarını bloke etmesi, Rusya ile enerji ilişkilerini sürdürmesi ve aynı zamanda Trump yönetimine yakın durması Avrupa’daki egemen siyaseti fazlasıyla rahatsız ediyordu. O nedenle “AB içinde güçlü Macaristan” vaadini veren Magyar’ın seçimi kazanmasıyla rahatladılar. Rahatlıkları, Magyar’ın da muhafazakar ulus devlet ve güçlü merkeziyetçi hükümranlığı savunması karşısında ne kadar sürebilir, belli değil.
Kanımızca Magyar’ın seçilmesine asıl sevinenler uluslararası finans tekelleridir. Macar Florint’i seçimlerin hemen ardından euro ve dolar karşısında değer kazandı ve Macar devlet tahvilleri ile hisse senetlerinde alımlar arttı. Finans tekelleri Macaristan’daki yön değişimiyle Orbán’ın blokaj politikası nedeniyle dondurulan 19 milyar Euro’luk AB sübvansiyonlarının, ki bu meblağ Macaristan’ın GSYİH’nin yüzde onuna eşit, yeniden akacağını umuyorlar. Magyar’ın “AB taraftarı istikrarlı politika” vaadi, aynı zamanda Avrupa’daki askeri-sınai-komplekslerine ve Ukrayna’nın savaş kasasına daha fazla paralar akacağı umutlarını yeşertti. AB blokaj olmadan Ukrayna’ya 90 milyar euroluk krediyi verebilecek yani. Bununla birlikte Macaristan’ın Euro Bölgesine alınma olanağının artması sonucunda AB’nin kredi itibarının artmasına ve Euro’nun değer kazanmasına yol açacak gibi görünüyor. O nedenle uluslararası mali piyasalarda oynayan sermaye fraksiyonlarının sevinçten şampanya patlatmalarına şaşırmamak gerekiyor.
Gerçekten şaşırtıcı olan ise, kimi sol kesimlerde “emekçilerin ve ilerici güçlerin zaferinden” bahsediliyor olmasıdır. Faşist “Vatanımız Hareketi’nin” yüzde 5,9 ile parlamentoya yeniden seçilmiş olması bir yana, Macaristan Parlamentosu’ndaki 199 milletvekili arasında tek bir solcu milletvekilinin olmadığı, hatta seçimlere sosyal demokrat sayılabilecek bir partinin dahi katılmamış olduğu ve yüzde yüzlük çoğunluğun sermaye yanlısı olduğu düşünülürse, “emekçi halkın zaferinden” bahsetmek hayal kurmak anlamına gelir.
Seçimlerde ortaya çıkan tablo Macaristan toplumundaki çalışabilir yaşta olan ve nüfusun yüzde 65’ini oluşturan kesimin AB’ne yakınlaşma sonucunda ekonomik kalkınma ve istihdam olanaklarının artması umuduyla Magyar’ı seçtiğini gösteriyor. Bu toplumsal çoğunluk milliyetçilikten, göçmen ve mülteci düşmanlığından, Sinti ve Roma halkına yönelik ırkçılıktan, cinsel ayrımcılıktan ve aşırı sağ söylemden rahatsız değil. Yani Fidesz Partisi’ne seçimi kaybettiren iç politika değil, AB’ne yakınlaşarak zenginleşme umudu için dış politikada değişim isteğidir.
Ancak Macaristan toplumunun Magyar ile umduklarını bulabilecekleri de hayli şüpheli. Çünkü 16 yıllık Orbán iktidarında bakanlıklarda, yargıda, idarede, polis teşkilatında ve orduda oluşturulmuş olan Fidesz yapıları parlamentodaki çoğunluğuna rağmen Magyar’ın “reform” girişimlerini sabote edebilir. Bununla birlikte serbest bırakılması beklenen AB sübvansiyonları – sermaye öncelikleri nedeniyle – kısa zamanda yaşam ve çalışma koşullarında bir iyileşme sağlayamazsa, Magyar toplumsal desteğini kaybedebilir.
Toplumsal desteğini kaybetmesi, Fidesz ve faşist “Vatanımız Hareketi’nin” sert muhalefetinin körükleyeceği iç politik baskılar ve yeterince hızlı gerçekleştirilemeyen ekonomik rahatlama sonucunda Magyar’ın da aynı Orbán gibi AB içerisinde blokaj politikalarına yönelmesine neden olacaktır. Velhasıl uzun lafın kısası, aşırı sağ kaybetmedi, yeni kıyafetiyle yeniden zafer kazandı.









