1. Bölüm
Marksistler “parti olmayan parti”, “devlet olmayan devlet” ve “ulus olmayan ulus” paradigmalarını teorik açıdan Apocularla birlikte savunacak arka plana sahiptirler. Bu paradigmalar her iki düşünce sisteminde bana göre ortaktır.
“Parti olmayan parti” ne demektir? İşçi sınıfının ve tüm emekçi halkın “çıkarları” dışında kendine ait hiçbir çıkarı olmayan parti demektir. Komünist Manifesto komünistlerin işçi sınıfının dışında ayrı bir “parça” (part) yani ayrı bir “varlık” olmadığını söyler. Öcalan son İmralı notlarında Dem Parti’nin yenilenme sürecinde “parti olmayan parti” düşüncesini dile getirmiştir.
Ne yazık ki, “demokratik” dense de “merkeziyetçi” devrimci partilerde, zamanla “yönetici-bürokratik bir kast” ortaya çıkmış ve bu kastın çıkarları sınıfın çıkarları yerine ikame edilmiştir. Sorun anti-komünist saldırılara karşı “merkeziyetçi” savunma ihtiyacından doğmuştur.
“Devlet olmayan devlet” nedir? Bir sınıfsal azınlığın ya da (öncü olduğu için) bir siyasi parti azınlığının ya da bir erkek egemen bürokratik kastın değil, kadın-erkek “bütünsel” emekçi halkın “devlet biçiminde örgütlenmesidir.” Lenin buna, ülkede sömürücü sınıfların tasfiyesi boyunca sürecek olan “proletarya diktatörlüğü” adını vermiş, “sınıf çelişkilerinin sona erdiğini” düşünen sonraki Sovyet Partisi bu devlete “halkın devleti” demiştir.
Ne yazık ki, devrimi yapan proletaryanın (somut olarak Sovyetlerin) sosyalizme hazır olmaması, “proletaryanın devlet biçiminde örgütlenmesi” yerine “partinin devlet biçiminde aşırı merkeziyetçi örgütlenmesi”ni “karşı-devrimi” önleyici bir savunma zorunluluğu olarak kaçınılmaz kılmıştır.
Tüm halkı aşağıdan yukarıya olarak inşa etmek
Öcalan ise politik devrimden önce “yerellerde komünalist hayat içinde (sosyalizmi kuran değil) sosyalizme hazırlanan halkın (ama erkek halkın değil, bütünsel kadın-erkek halkın) devrimle birlikte “adem-i merkeziyetçi devlet biçiminde örgütlenmesini” önermiştir.
“Ulus olmayan ulus” nedir? Gerçekte “ulusu olmayan” nüfusun küçük azınlığı burjuvazinin sınıf farklarını perdeleyerek egemenliğini sürdürmek amacıyla “özellikle erkek egemen etnik çoğunluğu” yukardan aşağıya “ulus” olarak inşa etmesine karşılık, farklı uluslardan, dinlerden, kültürlerden ve cinsiyetlerden tüm halkı aşağıdan yukarıya “kadın-erkek bütünsel ulus” olarak inşa etmektir.
Marks burjuvazinin tasfiyesinden sonra, proleterleşmenin tüm nüfusu kaplayarak “proletaryanın ulus” haline geleceğini, yani burjuvazinin inşa ettiği ulusun yok olacağını söylemiştir. Belli bir aşamadan sonra gerek Sovyetler’de ve gerekse Bulgaristan’da “sosyalist ulusun” gerçekleştiği ilan edilmiştir.
Sosyalizme hazır olmadığı için devlet biçiminde örgütlenemeyen sosyalist ülke halkları, ne yazık ki “sosyalist ulus”a da dönüşememiştir.
Öcalan ise “ulus olmayan ulusu” “demokratik ulus” olarak adlandırmış ve bu demokratik ulusun politik devrimden önce, yerellerdeki “komünalist devrimci süreç” içinde gerçekleştirilmesi stratejisini önermiştir. Komünalist devrimci süreç içinde oluşacak “demokratik ulusun” “sömürücü sınıf ile sömürülen sınıfın ortak ulusu” olmayacağı, olamayacağı “komünün” ne olduğunu bilenler için çok açıktır.
Sonuç olarak, Öcalan öncesi Marksist ya da komünist hareket “parti olmayan parti”, “devlet olmayan devlet” ve “ulus olmayan ulus” paradigmalarını savumuş ancak bunları hayata geçirmekte başarısızlığa uğramıştır. Bu başarısızlığın bir çok ayrıntılı nedenleri olmakla birlikte, belirleyici neden “negatif” ya da “yıkıcı” devrimi yapmaya hazır olan kitlelerin bu devrimden önce sosyalizme, erkek egemenliğine son vermeye, egemen ulus milliyetçiliğinden kurtulmaya, doğayla barışmaya hazır olmamasıdır. Ne Sovyet partisi, ne Çin partisi, ne Arnavutluk partisi, ne de Yugoslavya partisi “oportünist, revizyonist v.s.” hatalar yüzünden çok, işte devrimden önce bu hazırlıksızlığın kaçınılmaz sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu ülkelerdeki komünistler Marksizm’den “habersiz” oldukları için değil, devrimi yaptıktan sonra halkın sosyalizme hazır olmaması karşısında “parti olmayan parti”, ‘’devlet olmayan devlet” ve “ulus olmayan ulus” teorilerini hayata geçirememiş, hayata geçiremedikleri teorileri “mevcut reel gerçekliğe” uydurmuş, adına da “reel sosyalizm” demişlerdir. Sapmalar kaçınılmaz gerçeklikle teorinin uyumsuzluğunun ve bu uyumsuzluğu ise “uyum” gibi göstermenin sonucudur.
Öcalan tıpkı Marks, Engels, Lenin gibi “parti olmayan parti”, “devlet olmayan devlet” ve “ulus olmayan ulus” paradigmalarını savunmakta, devrimlerin ve sosyalizmin başarısızlıklarından sonuç çıkararak, politik devrimden önce halkın sosyalizme hazırlığını, yerellerde konfederal komünalist devrimci süreçleri örgütleyerek gerçekleştirmenin teorisini yapmıştır.
19. ve 20’nci yüzyıl Marksizm’inin bu alanlardaki başarısızlığı açıkça ortaya çıkmış olmakla birlikte Öcalan’ın teorisi de, henüz pratik tarafından tümüyle doğrulanmamıştır. O nedenle tartışmaya açıktır. Öcalan herkesin (edebini bozmayanların) eleştirisini, katkısını istemektedir.
2. Bölüm
Politik (ya da negatif) devrimden önce, kapitalist ekonomik-politik ve sosyal sistem içinde reformlarla sosyalizm kurulamaz. Kooperatifler dev tekellerle rekabet edemez, ama kolektif mülkiyete katılanları sosyalizme hazırlar, kooperatiflerin ekmeği büyüttüğünü gören halk, tekelci özel mülkiyete son vermenin önemini kendi tecrübeleriyle öğrenir.
Ben, Apocu paradigmanın özünde “işçi, emekçi, yoksul halkı sosyalizme hazırlama paradigması” olduğunu düşünmekteyim. “Ahlaki-politik toplum”, “konfederal komünalizm”, “demokratik ulus”, “kadın devrimi”, “ekolojik toplum”, “barış ve demokrasi” politik devrim sonrasının programı değil, bugünden “inşanın programıdır.” Bu programı hayata geçirmenin politik ve örgütsel yöntemi de, bugünkü somut tarihsel koşullarda, bu saydığımız programatik hedeflere “yerellerden merkeze (merkezi “kastik katile”) karşı mücadeleyle yürümektir. “Yerelin merkeze” karşı mücadele yöntemini Öcalan, ilk komünal toplumdan bu yana “yerelin devlete” karşı mücadele tarihinin analizinden çıkarmıştır.
Bu analizi “merkezi devlete karşı merkezi örgütün”, “merkezi örgütlü somürücü sınıfa karşı merkezi örgütlü emekçi sınıfın” mücadele tarihindeki, geçici başarılar dışında uğradığı yenilgileri inceleyerek yapmıştır. “Merkezci partiler, merkezci sendikalar, daha sonra merkezci devletler” tarih boyunca sınıf mücadelesini merkezi çapta sürdürmüşler ve geçici başarılar dışında sonuç alamamışlardır. Bunun bence birçok nedeninin yanında en önemli nedeni, bu “merkezi sınıf mücadelelerinin” kitleleri politik devrime hazırlarken, devrim sonrasında sosyalizme hazırlayamamış olmasıdır.
Yerelin merkeze karşı mücadelesi
Kitleler sosyalizme “merkezi” olarak hazırlanamaz. En fazla “merkezi reformlarla sosyalizme gidileceğine” dair reformist ve sonuç alamayacak adımlar atılır. Kitleler ancak “yerellerde, yerellerin komünleştirilmesi ve merkeze karşı mücadelesi” ile hazırlanabilir.
Tarihteki isyanların ezici çoğunluğu yerellerin merkezi devlete karşı ayaklanmalardır. Bu merkeze karşı yerel ayaklanmalar tarihin belli bir evresinde örneğin Osmanlı’nın son zamanlarında başarıya ulaşmış, vaktiyle bir çok eyalet merkezden kopmuştur. Kürdistan eyaletinin tarihi yerelin merkezi devlete karşı mücadele tarihidir.
Yerelin merkeze karşı mücadelesi, günümüz kapitalist toplum sistemi içinde, özü bakımından sınıfsaldır. Yerelde sermaye sahibi sınıflar, bir kural olarak tüm ülkeye egemen olan kapitalizmin uzantılarıdır. Eski “mili burjuvalar” dönemi sonsuza kadar kapanmıştır. Yerelin merkeze karşı mücadeleleri, ister barışçı olsun, ister gerilla savaşıyla yürüsün “yoksulların” mücadelesidir. Bu mücadelenin “öncüleri” de tıpkı PKK gibi yoksul halkın evlatlarıdır. Yerelin merkeze karşı mücadelesi artık kapitalist moderniteye son verme ve sosyalizme yönelme mücadeleleridir.
Ancak “yoksullar” ya da işçi emekçi sınıf terimi “sömürücü sınıfları” dışlayan bir terim olmakla birlikte artık gerçek durumu ifade etmede yetersiz kalan bir terimdir. İşçi sınıfı “özdeş, tek tipte proleterleşen” sınıf olmaktan çıkmış, katmanlaşmıştır. Kadın sorunu, ekolojik sorun, nükleer kaos sorunu sınıf kavramını aşan yeni demokratik hareketlerin “sosyal tabanını” oluşturan sorunlardır. O nedenle yerelin merkezi mücadelesi aynı zamanda hem “sınıfsaldır”, hem de “sınıfları aşan global” karakterdedir. Ancak sömürü sorunu gibi bu sorunlar kitleleri sosyalizme götürür.
İşte burada “konfederalizm” paradigması yerellerin kendine has özgünlükler içeren mücadelelerini birbiriyle uyumlaştıran ve merkezi iktidara ve sisteme karşı ülke ya da bölge çapında “bürokratik merkeziyetçi olmayan, ama birleşik bir kuvvet” haline getirecek olan “merkez olmayan merkez” paradigmasıdır. Bu paradigma sayesinde yerellerin merkeze karşı mücadelesi uyumlaştırıldığı ve birleştirildiği gün “sınıfsal devrim saati çalmış olacaktır.” Kendini komünalizm yoluyla sosyalizme hazırlayan emekçi halk, o gün, iktidar her kimse onun egemenliğine şu ya da bu yoldan son verip (negatif devrim), “devlet olmayan devlet biçiminde” örgütlenir örgütlenmez, sosyalizmi inşaya “parti eliyle” değil, kendi elleriyle başlayacaktır (pozitif devrim).
Eleştirici soruyor: “Devletle entegre olan halk mı devlet iktidarına son verecek?”
“Entegrasyon ezen ile ezilenin, işçi ile sermayenin, zengin ile yoksulun birbiriyle entegrasyonu değildir. Kürt ulusunun devlet hukukuna alınması, yani varlığının ve dilinin kabul edilmesiyle, çatışan iki ulusun birbiriyle anayasal olarak eşitlenmesi ve birbiriyle çatışmak yerine bir arada var olmasıdır.
Yerelin merkeze karşı mücadelesi, bu entegrasyon sayesinde ulusların arasında bir kavga konusu olmaktan çıkacak, her iki ulusun ve diğerlerinin saflarındaki yoksullar “demokratik ulusa” dönüşerek, (sınıfsal toplumsal birlik haline gelerek) hep birlikte her iki ulustan egemen güçlerle mücadele edecek.
Ben Apocu programatik çizgiyi böyle anlıyor ve o nedenle destekliyorum. Belki bu programatik çizgi benim anladığım gibi değildir. Buna Öcalan’ın kendisi karar verebilir. Belki bu paradigmalara “reformist” açıdan yorumlayan “sağcı Apocuların” görüşü gerçeği yansıtmaktadır. Olabilir. Buna da Öcalan hüküm verecektir. Öyleyse benim yorumum “sol Apocu” bir yorum olacaktır.
Hareket farklı yorumların birliğinden meydana geleceğine göre, ortada kafa karıştıracak bir sorun yoktur.









