- Koruma altındaki Munzur Nehri üzerinde yapılaşma ve tahribat gün geçtikçe büyüyor. Habitatı başta olmak üzere görüntüsü belirgin şekilde değişen ülkenin en önemli akarsularından Munzur Nehri ve Munzur Vadisi turizm için yok mu edilecek?
- Şen: Munzur Gözeleri’nin ışıklandırılması, kutsal mekânların turistik cazibe merkezine dönüştürülmesi, Erzincan-Munzur yolu projesi, Munzur Vadisi boyunca dinamitlerle yürütülen yol çalışmaları, nehir kıyılarının kontrolsüz biçimde işletmelere tahsis edilmesi ve Munzur Su’nun yeni arazi tahsisleriyle kapasitesinin artırılması, tek tek değerlendirilemeyecek kadar birbiriyle bağlantılı gelişmelerdir
- Yerlikaya: Ovacık’ın bugün tercih edilme nedeni büyük otelleri ya da yoğun eğlence hayatı değil; doğallığını, sessizliğini ve kültürel kimliğini büyük ölçüde koruyabilmiş olmasıdır. Eğer turizm yalnızca ekonomik kazanç üzerinden değerlendirilir, plansız yapılaşma teşvik edilir ve doğal alanlar ticari baskı altında kalırsa, Ovacık’ı değerli kılan özellikler zamanla kaybolabilir
Duygu Kıt
Munzur Vadisi Milli Parkı’nın temel kaynak değeri olan, Aleviler tarafından kutsal kabul edilen Munzur Gözeleri, Ovacık ilçesinden doğuyor. Munzur Nehri’ne hayat veren bu kaynak, yalnızca Ovacık’ın değil, tüm vadinin ekolojik döngüsünün başlangıç noktası. Bu nedenle ilçede atılacak her adım, yalnızca küçük bir yerleşimin değil, Türkiye’nin en önemli akarsu ekosistemlerinden birinin geleceğini de etkiliyor.
Yaklaşık 6 bin 700 nüfuslu ilçede uzun yıllar tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağıyken, son on yılda ekonomik yönelim giderek mevsimlik turizme kaydı. İstihdam yaratacak üretim alanlarının hayata geçirilmediği Ovacık’ta turizm, neredeyse tek kalkınma modeli olarak öne çıkarılırken yalnızca bu yıl biri 150 milyon TL’lik üç yeni turizm yatırım projesi duyuruldu. Mevcut altyapısı artan ziyaretçi yükünü karşılamakta zorlanan ilçede nehir kıyılarında artan işletmeler, yeni düzenlemeler ve turizm odaklı yatırımlar, Munzur’un kaynağını ve Munzur Vadisi Milli Parkı’nı giderek daha fazla baskı altına alıyor. Ovacık’ta yaşanan bu dönüşüm artık Munzur’un geleceğine ilişkin kritik bir eşik haline geldi. Dersim’deki ekolojik tahribata dair Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, ekoloji aktivisti Hasan Şen ve esnaflık yapan Senem Yerlikaya gazetemize konuştu.
‘Her vali başka bir proje’

Ekoloji aktivisti Hasan Şen, Dersim’de farklı dönemlerde görev yapan valilerin, farklı uygulamalarla hafızalarda yer ettiğine, bugün ise aynı müdahaleci anlayışın, “turizm”, “kalkınma” ve “doğa koruma” söylemleriyle sürdüğüne işaret etti. Şen, Munzur Gözeleri’nin ışıklandırılması projesine dikkat çekerek benzer tahribat girişimlerini şöyle hatırlattı:
“Valiler bir dönem asimilasyon politikalarıyla, bir dönem güvenlikçi yaklaşımlarla, bir başka dönemde ise Alevi inancının kutsal mekânlarını dönüştürme girişimleriyle gündeme geldiler. İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen uygulamalar, bir bütün olarak değerlendirildiğinde Dersim’in doğal, kültürel ve inançsal değerlerini piyasanın ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirme anlayışının parçaları olarak görülmeli. Munzur Gözeleri’nin ışıklandırılması, kutsal mekânların turistik cazibe merkezine dönüştürülmesi, Ovacık’ın ve özellikle Ziyaret Köyü’nün ‘En İyi Turizm Köyü’ unvanı üzerinden uluslararası turizm rotalarına dâhil edilmeye çalışılması, Erzincan-Munzur yolu projesinin yeniden gündeme getirilmesi, Munzur Vadisi boyunca dinamitlerle yürütülen yol çalışmaları, nehir kıyılarının kontrolsüz biçimde işletmelere tahsis edilmesi ve Munzur Su’nun yeni arazi tahsisleriyle kapasitesinin artırılması, tek tek değerlendirilemeyecek kadar birbiriyle bağlantılı gelişmelerdir.”
‘Kamusal yarar yok’
“Ovacık sadece bir turizm merkezi değil, Dersim’in ekolojik bütünlüğünün ve toplumsal belleğinin önemli bir parçasıdır” diye devam eden Şen, “Bu yaklaşımın temel sorunu, Dersim’i yaşayan bir ekolojik ve kültürel coğrafya olarak değil; ekonomik değer üretmesi gereken bir yatırım alanı olarak görmesidir. Oysa Munzur Gözeleri yalnızca doğal bir güzellik değil, Alevi inancının en önemli kutsal mekânlarından biridir. Ziyaret Köyü ise markalaştırılacak bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürün taşıyıcısıdır. Kaygı verici olan bir diğer gelişme ise bu politikaların yerelde de karşılık bulmaya başlamasıdır. Son yıllarda turizm üzerinden gelir elde etmeyi önceleyen yeni bir yerel orta sınıf oluştu. Bu kesim, çoğu zaman farkında olarak ya da olmayarak, Dersim’in doğasını ve kutsallarını ekonomik bir değere dönüştüren anlayışın taşıyıcısı hâline geliyor. Kısa vadeli ekonomik beklentiler, uzun vadeli ekolojik ve kültürel tahribatın önüne geçirilmekte; kamusal yarar yerine bireysel kazanç öne çıkmaktadır” ifadelerini kullandı.
‘Zamanlama dikkat çekici’
“Kültür ve Turizm Bakanı’nın Dersim ziyareti ile hemen ardından TÜSİAD heyetinin kente gelmesi, yaşananların birbirinden bağımsız gelişmeler olmadığını gösteriyor” diyen Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dersim’in doğal ve kültürel varlıklarının ekonomik bir kaynağa indirgenmesi yönündeki söylemler, kamuoyunda haklı kaygılar yaratmaktadır. Oysa sürdürülebilir bir gelecek; bilimsel verilere, ekolojik planlamaya ve yerel halkın katılımına dayanır. Bugün izlenen yaklaşım ise bilimden, akıldan ve izandan yoksun bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bir ekosistemin taşıma kapasitesi hesaplanmadan yeni turizm projeleri geliştirilmekte, kutsal alanların manevi niteliği dikkate alınmadan fiziksel müdahaleler yapılmakta, koruma kavramı ise giderek ticarileştirmenin bir aracına dönüştürülmektedir.”
‘Korunmazsa kaybolacak’

Uzun yıllardır Ovacık’ta kafe işletmeciliği yapan Senem Yerlikaya ise tartışmanın turizmin varlığı değil, nasıl planlandığı üzerinden yürütülmesi gerektiğini söyledi. Doğru planlanan turizmin yerel ekonomiye katkı sunabileceğini ancak plansız yapılaşma ve doğal alanlar üzerindeki ticari baskının Ovacık’ı bugün çekici kılan değerleri zedeleyebileceğini belirten Yerlikaya, şunları dile getirdi:
“Ovacık son yıllarda doğası, kültürel dokusu ve sakin yaşamıyla daha fazla ilgi görmeye başladı. Bu ilginin turizm yatırımlarını ve girişimcilik desteklerini artırması aslında doğal bir süreç. Ancak burada asıl tartışılması gereken konu, turizmin gelişmesi değil, nasıl geliştiğidir. Turizm, doğru planlandığında yerel ekonomiye ciddi katkı sunabilir. Yeni işletmeler açılır, gençler için istihdam alanları oluşur, kadın girişimciliği desteklenebilir, yerel üreticiler ürünlerini daha geniş pazarlara ulaştırabilir. Özellikle kırsal bölgelerde nüfusun azalmasını yavaşlatacak bir ekonomik hareketlilik yaratması önemli bir avantajdır. Ancak madalyonun diğer yüzü de var. Ovacık’ın bugün tercih edilme nedeni büyük otelleri ya da yoğun eğlence hayatı değil; doğallığını, sessizliğini ve kültürel kimliğini büyük ölçüde koruyabilmiş olmasıdır. Eğer turizm yalnızca ekonomik kazanç üzerinden değerlendirilir, plansız yapılaşma teşvik edilir ve doğal alanlar ticari baskı altında kalırsa, Ovacık’ı değerli kılan özellikler zamanla kaybolabilir.”
Yerlikaya, son olarak şöyle dedi:
“Bu gibi durumlarda halk sürecin merkezinde yer alıyor, doğa ve kültürel değerler korunuyor, plansız yapılaşmanın önüne geçiliyorsa bu turizm açısından sürdürülebilir bir kalkınma modeli olabilir. Aksi halde Ovacık’ın bugün insanları kendine çeken özgün kimliği zamanla zarar görebilir. Bu da turizmin nasıl planlandığı ve kimin yararına geliştiği sorularını daha da önemli hâle getirir.”
‘Tahribat yoğun’

Ovacık’ın seçilmiş Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Munzur Vadisi’ndeki turizm faaliyetlerinin ancak doğayı koruyan bir anlayışla yürütülmesi halinde sürdürülebilir olacağını söyledi. Dünyada ender görülen, yaklaşık 75 kilometre boyunca içilebilen Munzur Nehri’nin bölgenin en önemli değeri olduğunu belirten Sarıgül, şunları belirtti:
“Normal koşullarda bir yerin turizm geliriyle anılması da, turizme açık olması da toplumsal açıdan ve ekonomik açıdan artı değer olarak görülüyor. Ama bölgemiz hassas bir bölge. Bütün baskılar suyun üzerine yapılırsa su kendi özelliğini kaybetmeye başlar. O zaman turizm de kendi kaynağını kurutmuş olur. Çünkü buradaki turizmin temel unsuru Munzur suyu, Munzur Dağları ve yaylalarıdır. Ve doğal olarak baskı sonucu ekolojik dengenin bozulması, su ve iklim yumuşaması, suyun azalması, dağlardaki bitki örtüsü ve krater göllerin de yavaş yavaş yok olmaya yüz tutmasıyla, turizm kendi geleceğini yok eder. Suyun her koşulda korunması, her koşulda geleceğe aktarılması lazım.”
“Ovacık’a 5 km kalan bir bölgede İl Özel İdaresi tarafından Fırat Kalkınma Ajansı marifetiyle yapılmış olan bir kamp alanı var” diyen Sarıgül, “O kamp alanı ihaleye verilerek bir işletme tarafından alındı ve büyük bir yatırım yapılıyor. Aynı büyüklükteki bir yatırımın çevre dostu üretime ya da hayvancılığa yönlendirilmesi halinde çok daha fazla bir şekilde artı değer yaratılabilir. 150 milyonluk alanda nasıl bir istihdam sağlanacağını tam olarak bilmiyorum. Burada istihdamın yaklaşık yüzde 90’ı üç aylık yaz dönemini kapsıyor. Yılın tamamına yayılan kalıcı bir istihdamdan söz etmek mümkün değil” diye konuştu.
‘Munzur tehdit altında’
Munzur Nehri ve Munzur Gözeleri üzerindeki baskının giderek arttığını belirten Sarıgül, bölgeye ziyaretçilerin gelmesinin kaçınılmaz olduğunu ancak bunun doğru yönetilmesi gerektiğini söyledi. Belediyeler, kaymakamlıklar, valilik ve İl Özel İdarelerinin ortak hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Sarıgül, kamp alanlarında etkin arıtma sistemlerinin kurulmasının zorunlu olduğunu ifade etti. “Mevcut haliyle bu gidişat Munzur Nehri’ni, Munzur Gözeleri’ni ve bütün habitatı tehdit ediyor” diye konuşan Sarıgül, “Bu konuda gerçekçi olmak lazım. Bu kaçınılmaz bir durum. Bu su burada aktığı sürece, bu iklim burada olduğu sürece gerek bölgeden, gerek dünyanın diğer yerlerinden insanların buraya akın edeceğini biliyoruz. Bizim burada bu kaçınılmaz sonu doğruya evirmek gibi bir sorunumuz var. Öyleyse tamamen doğayı koruyucu özellik taşıyan kamp alanlarının ama mutlak suretle özellikle insansal atıklardan -yıkanma, tuvalet ve benzeri atıklardan- koruyacak bir arıtma sisteminin mutlaka olması lazım. Bunun tek çözümü de arıtma sisteminin Munzur Gözeleri’nden başlayıp iki taraflı olmasa da Torunoba’ya kadar götürülüp profesyonel bir arıtmanın yapılmasıyla mümkündür. Çünkü diğer tarafıyla kamplar hiç kontrol edilmiyor. Çocuk bezlerinden bira şişelerine, plastik atıklardan her şeyi suyun içine atıyorlar. Korumacı tavrımız yüzünden bazen aynı sokak hayvanlarında olduğu gibi sert durumlarla karşılaşabiliyoruz. Sonuç olarak Munzur bu haliyle tehdit altında” dedi.









