• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
9 Ekim 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Öcalan’ın özgürlüğü komployu boşa çıkarır

8 Ekim 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet

Komplonun bu kirli düzen ağını tecrit altında deşifre ederek alternatif mücadele ve yaşam modelleri sunan Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü bu komployu tümden boşa çıkartacaktır

Gladio’nun 1993 yılında Türkiye’de gerçekleştirdiği operasyonlar o dönemin barış çabalarını da ortadan kaldırarak savaşın sürmesi ve kanlı bir sürecin başlaması komplo ve katliam yılı olarak da tarihe geçmiştir

 Komplonun kendi şahsında sadece Kürtlere değil, aynı zamanda Türklere de yapıldığını vurgulayan Abdullah Öcalan, bu noktada uluslararası güçlerin Kürtler ve Türkler arasında bir ‘İsrail-Filistin’ ikileminin yaratılmak istendiğine belirtir

Mahsum Sağlam

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında 9 Ekim 1998’de devreye konulan Uluslararası Komplo’nun bugün her zamankinden daha fazla çözümlenmesi ve komplo hakikatinin açığa çıkartılması önem taşıyor. Bu dosyamızda komplonun Abdullah Öcalan şahsında bir halka karşı nasıl gerçekleştiğini, siyasi, ekonomik ve çıkar ilişkilerine nasıl dayandığını, Komplo’nun 3. Dünya Savaşı’ndaki rolü ve buna karşı direnen halk gerçekliğini ele alacağız.

Abdullah Öcalan’ın, 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan süreç, 15 Şubat 1999’da Kenya’nın Nairobi kentinde sanıldığı gibi son bulmadı. Çok daha derin, kapsamlı devam eden bir komplo silsilesi, İmralı’daki ağır tecrit ve işkence koşulları, zaman zaman medya savunma alanlarına yapılan saldırılar ve tasfiye girişimleri ve yakın tarihte Rojava’ya dönük saldırılar bu bağlamda birbirinin devamı olarak görülmeli. Öte yandan Komplo, Abdullah Öcalan şahsında kendini bu kadar açıktan ilk kez gösterse de Kürt soykırım tarihi aynı zamanda komplolar tarihiydi.

NATO Gladiosu gerçeği

Düzen ve tuzak anlamına gelen komplo kelimesi her ne kadar Abdullah Öcalan şahsında Kürt halkının gündemine girmiş olsa da Kürtler ve Ortadoğu halkları için çok derin irdelenmesi gereken bir konu. Nitekim Abdullah Öcalan da kendisine karşı geliştirilen bu komplonun tarihsel arka planını deşifre ederken, esas olarak Beyaz Türk kliği komplosu, darbe ve kontrgerilla (NATO gizli örgütü Gladio’nun Türkiye parçası) olarak nitelendirir. Abdullah Öcalan 2000 yılların başına kadar devam eden bu NATO-Gladiosu’nun tüm Ortadoğu halklarının devrimci-demokratik eylemlerini kalıcı bir biçimde bastırmakla görevli olduğunu vurgular.

Gladio, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO tarafından kurulan gizli bir “geride bırakma” (stay behind) örgütüdür. Kuruluş amacı ise olası bir Sovyetler Birliği veya Varşova Paktı işgaline karşı direnmek ve komünizmin etkisini azaltmak. Amerika Birleşik Devletleri ve NATO tarafından kurulan ve finanse edilip eğitilen Gladio, ilk olarak İtalya’da ortaya çıksa da, benzer yapılanmaların farklı Avrupa ülkelerinde de bulunduğu sonradan anlaşıldı.

Beyaz Türk faşizmi

PKK’den önceki bütün Kürt isyanlarının Beyaz Türk faşizmi ve İngilizlerin Ortadoğu çıkarları doğrultusunda nasıl tasfiye edildikleri biliniyor. Bu komplocu Gladio yapısının öncülleri olabilecek yapı, Türkiye’nin ilk kuruluş yıllarında “Mustafa Suphi önderliğindeki Komünist Parti Merkez Komitesi’nin on beş üyesini katletmiş, Koçgiri İsyanı’nı 1921’de bastırmış, aynı yıl Çerkez Ethem kuvvetlerini dağıtılmış, ayrıca sultanlık ve halifelik yanlısı isyanları bastırmıştır. Asli müttefikler olan Kürtler, İslami Ümmetçiler ve Komünistler Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda kurulacak yeni düzenin dışında bırakılmıştır.”

Gladio-JİTEM-Hizbullah

Türkiye’nin siyasal tarihinde gerçekleşen tüm darbelerin arkasında da benzer NATO-Gladiosu eylemlerini görmek mümkün. Fakat Türkiye’de en etkili olduğu yıllar olan 1990’lı yılların başı, tamamen NATO- Gladiosu’nun devleti ele geçirdiği tarihtir. 1990 yılarda Almanya, İngiltere ve ABD’nin PKK’yi ‘terörist’ ilan etmeleri, yine önceki yıllarda Papa suikastı ve Olof Palme cinayeti de dikkate alındığında, gerçek daha anlaşılır olmuştur. İtalyan Gladiosu’nun açığa çıkarılması diğer önemli bir aşamaydı.

Abdullah Öcalan 90’lı yılları şöyle açıklar: “Kürdistan’daki savaşı iç güvenlik güçlerinden ziyade Gladio-JİTEM-Hizbullah güçleri yürütüyordu. Kanun ve anayasa üstü yetkilerle donatılan bu güçler güya ölüm kalım savaşı yürütüyorlardı. ‘Kürt tehlikesi’ Yunan ve Ermeni tehlikesinden katbekat büyüktü. Gerçekten bu konuda paranoyaya tutulmuşlardı. Mutlak bir tasfiye peşindeydiler. Çok sayıda özel komplo yürüttüler. Sırf Kürt sorununa ilişkin rapor hazırlattığı için Sakıp Sabancı suikast hedefi seçildi. Bizzat Alpaslan Türkeş, ‘Çizmeyi aşıyorsun’ diyerek Sabancı’yı tehdit etti. Andıçlanmayan gazeteci bırakılmadı. Bana karşı sonuncusu 6 Mayıs 1996’da uygulanan komploda (Abdullah Çatlı, Sedat Bucak ve Viranşehir Belediye Başkanı Keleşabdioğlu’nun birlikte rol oynadıkları komplo) bin kiloluk bombanın patlatılması yine bu dönemin göstergelerindendir. Ordudaki bölünme daha da derinleşti. İsmail Hakkı Karadayı’yla (1994-1998 dönemi Genelkurmay Başkanı) başlayan Gladio’yla araya mesafe koyma çabaları da bu dönemin çılgın savaş tarzının bir sonucuydu. Birçok gösterge 1990 başlarında bana karşı yapılması düşünülen komplo ile örgütün tümden ele geçirilmesinin planlandığını ortaya koymaktadır JİTEM’in kurucularından Cem Ersever’in öldürülmesi bu planla yakından bağlantılıdır. Star TV’ye konuşan iki ajanın ‘Bize Öcalan’ı ölü değil sağ ele geçirmemiz emredilmişti’ biçimindeki itirafları konuya ışık tutan bir önemli ipucu niteliğindedir.”

90’lı yılar Galdio’nun zirvesi 

1993 yılı, Gladio’nun Türkiye’de gerçekleştirdiği operasyonlarla o dönemin barış çabalarını da ortadan kaldırarak savaşın sürmesi ve kanlı bir sürecin başlatılmasına bağlı olarak, siyasi darbe ve suikastlarla ‘faili meçhuller’le komplo ve katliam yılı olarak da tarihe geçmiştir. 93 yılının Kürdistan’ı Kürtsüzleştirme tarihi olduğunu belirten Abdullah Öcalan, bunun arkasından ise NATO ve İsrail’i yanına alan Beyaz Türk faşizminin 1996 yılına dek sürdürdüğü soykırım terörünü kullanmaya başladığı ve soykırımın zirveleştiği yıl olarak belirttir.

Bu yıllar, Şirnex, Cizîr, Nîsebîn, Lîce başta olmak üzere korkunç halk katliamlarının yapıldığı, sayısı dört bini bulan köyün yakılıp yıkıldığı, köylerin zorla boşaltıldığı, pek çok Kürdün öldürüldüğü yıllardı.

Devlet içinde ise Turgut Özal, Eşref Bitlis birçok Kürt iş adamının öldürülmesi, yine Uğur Mumcu suikastı gerçekleşmişti.

90’lı yıllar devlet içinde barış ve siyasi çözüme yakın duranların darbeci ve komplocular tarafından tasfiyesi, savaş cephesinin büyümesine neden oldu.

Devlet içinde iki kanat

Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkması öncesi devlet içinde barış ve savaş yanlısı iki kanadın rekabeti, İsrail ve ABD’nin de desteğiyle NATO-Gladiocu kanadın, yani savaş ve imha yanlısı kesimin lehine sonuçlanır. İsrail, Kürtlerden gelecek tepkilerden dolayı bunu resmi olarak reddetmiş olsa da gerçek başkaydı. Zira o yıllarda İsrail İstihbaratı da dolaylı yoldan Abdullah Öcalan’a ısrarla Suriye’den çıkmasını gerektiği mesajı vermektedir. Abdullah Öcalan o süreci şöyle anlatır: “Ayrılmayı uygun bulmamıştım. Suriye’deki konumumuzun büyük darbe almasından çekinmiştim. Stratejik ve ideolojik olarak da bunu doğru bulmuyordum. Savaş doğal seyrinde yürüyecek, kaderde olan yaşanacaktı. Kaderci çizgide değildim. Ama yaklaşık otuz yıllık ideolojik, politik ve askeri çizgiyi bir anda bir tarafa bırakarak rota değiştirmek de anlamlı bir kadere karşı çıkış tavrı olamazdı. Dürüst olmak gerekiyordu, kendimi kurtarmayı esas alamazdım. Atilla Ateş’in NATO-Gladiosu adına yaptığı son uyarıdan sonra, ancak Suriye ve Rusya’nın kararlı bir biçimde arkamızda durması halinde savaşı bir üst aşamaya tırmandırma şansımız olabilirdi. Fakat bu destek sağlanmadığı gibi, her iki ülkenin şahsi varlığımı kaldırabilecek gücü veya niyetleri bile yoktu. Suriye için bu gerçekten mümkün olamazdı. Kuzeyden Türk, güneyden İsrail ordusu tarafından bir günde işgal edilebilirdi.”

Komplo içinde yer alan ülkeler

ABD’nin başını çektiği, NATO, İsrail, İngiltere, Yunanistan, Rusya ve Kenya’nın dahil olduğu “emperyalist komplo” tek bir devletle sınırlı değil, uluslararası işbirliğinin bir sonucuydu. Komplonun başından sonuna kadar içinde yer alan ABD’nin Ortadoğu’daki yeniden dizaynı ve BOP’a (Büyük Ortadoğu Projesi) engel olarak gördüğü Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye planı sır değildi. Nitekim komplo gerçekleştiğinde ABD yetkilileri, Abdullah Öcalan’ın Nairobi’deki Yunan elçiliğinde olduğu bilgisini Türkiye’ye bildirdiğini resmen kabul etti. Dört aylık takip sürecinde sığınma taleplerinin engellenmesine de katkıda bulundu. Yunanistan ise Abdullah Öcalan’ı geçici olarak kabul etse de, daha sonra gerçek ortaya çıktı. Yunanlılar komployu “ABD, Türkiye, Kenya ve Yunanistan’ın ortak planı” diye niteledi; bazı Yunan yetkililer kendi rollerinden utanç duyduklarını açıklasa da durum, Abdullah Öcalan’ın savunmalarında şöyle açıklamıştı: “Suriye’den çıkarılarak Yunanistan tuzağına çekilmemde PASOK Milletvekili Kostas Baduvas şahsında İngiltere’nin rolü olmuştur. Bir İngiliz yetiştirmesi olan Baduvas’ın daveti, ABD-İngiltere-Simitis komplosunun ilk adımı olarak devreye konulmuştur.”

İsrail (Mossad) hakkında da spekülasyonlar ve bazı Türk kaynaklarına istihbarat paylaşımı, takip yardımı yaptığı iddiaları güçlüydü. Yine Rusya, İtalya ve bazı Avrupa ülkeleri de sığınma taleplerini reddederek bu süreci etkilediler. Konjonktür gereği Abdullah Öcalan’ın mutlak etkisizleştirilmesi gerekiyordu. Abdullah Öcalan, bunu anlatırken şöyle diyordu: “Tasfiye edilmem o günler için küresel politikalarına uygun düşmekteydi. Tarihinin çok önemli bir ekonomik krizini yaşayan Rusya’nın o dönemde çok acil krediye ihtiyacı vardı. Rusya’nın tavrı daha onursuzdu. Mavi Akım Projesi ve on milyar Dolarlık IMF kredisi anlaşması yaparak Rusya’dan ayrılmamı sağladılar. Eğer derde derman olacaksa, bana karşı düzenlenen komploda yer alıp rolünü oynamaması için neden kalmayacaktı. Zaten diğerleri ‘Büyük Ağabey’in uslu küçük kardeşleriydi. Ağabey ne söylese başları üzerinde yeri vardı. Türk solculuğu (istisnalar hariç), Kürt işbirlikçileri ve PKK’deki rahatsızlar için ciddi bir rakipten kurtulma fırsatı söz konusuydu. Hepsinin bu tavırlarının derinindeki felsefe son tahlilde liberalizmin günlük çıkarcılığının, pragmatizminin, egoizminin felsefesidir. İmralı sürecinde bu konuda zorlandığımı belirtmeliyim. Öyle ki, komplonun içinde birbirleriyle oldukça çelişkili güçlerin varlığı söz konusudur. ABD’den Rusya Federasyonu’na, AB’den Arap Birliği’ne, Türkiye’den Yunanistan’a, Kenya’dan Tacikistan’a kadar birçok devlet komploya dahil olmuştu. Asırlık düşmanlar olan Türkler ve Yunanlıları birleştiren neydi? Neden benim sırtımdan bu kadar ilkesiz ittifaklar veya çıkar birlikleri kuruluyordu? Ayrıca hedeflenmeme için için sevinen Türk ve Kürt sol ve ulusal işbirlikçilerin sayısı hesaplanmayacak kadar çoktu. Resmi dünya sanki benim şahsımda en tehlikeli rakibini kıstırmış gibiydi.”

Komplonun hedefleri

Komplonun kendi şahsında sadece Kürtlere değil, aynı zamanda Türklere de yapıldığını vurgulayan Abdullah Öcalan, bu noktada uluslararası güçlerin Kürtler ve Türkler arasında bir “İsrail-Filistin” ikileminin yaratılmak istendiğini belirtir. Türkiye bu komploda verdiği tavizlerle ABD ve İsrail’in en güvenilir ama en uydu ülkesi haline getirilir. Sürecin Türkiye’nin küresel finans kapitalizmine peşkeş çekilmesi öyküsünden başka bir şey olmadığını söyleyen Abdullah Öcalan, Irak’ın işgal edilmesi ile Uluslararası Komplo senaryosunun BOP planının hayata geçirilmesinin kilit bir adımı olduğunu söyler.

Özgürlüğü komployu yenecektir

Barış ve Demokratik Toplum süreci sadece Türkiye’de yürütülen bir süreç olmayıp dört parça Kürdistan’ı etkileyen ve başarısı halinde bölgede örnek oluşturacak bir model haline gelecektir. Tekli hücresinde tecrit ve sistematik işkence koşulları altında komplonun bu kirli düzen ağını deşifre ederek alternatif mücadele ve yaşam modelleri sunan Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü bu komployu tümden boşa çıkartacaktır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kadınlar, kadınların yaşam hakkını hatırlattı

Sonraki Haber

Aleviliğin hakikatine müdahale: İnkârdan denetimli asimilasyona(1)

Sonraki Haber

Aleviliğin hakikatine müdahale: İnkârdan denetimli asimilasyona(1)

SON HABERLER

Fon soruşturması: Üç gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Susuş kumkuması

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Aleviliğin hakikatine müdahale: İnkârdan denetimli asimilasyona(1)

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Öcalan’ın özgürlüğü komployu boşa çıkarır

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Kadınlar, kadınların yaşam hakkını hatırlattı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Şimdi Che okuma zamanı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Amed’de halk buluşması: Talepler belediye yönetimine iletildi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır