Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki hukuki engelleri ve gelişmeleri değerlendiren ÖHD Amed Şube Eşbaşkanı Zeynep Karayılan, sürecin tek taraflı fedakârlıklarla sürdürülemeyeceğini vurguladı
Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde, silah bırakma ve geri dönüşlerin hukuki zeminine dair tartışmalar devam ediyor. Süreçte iki yıl geride kalırken, 10 Ağustos’ta Meclis’ten geçen çerçeve yasanın uygulanması için öngörülen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı henüz alınmadı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed (Diyarbakır) Şube Eş Başkanı Zeynep Karayılan, sürecin hukuki boyutunu, yasal düzenlemelerdeki eksiklikleri ve atılması gereken adımları değerlendirdi.
‘Yasanın işletilmesi MGK kararı şartına bağlandı’
Çerçeve yasanın uygulanmasının güvenlik kurumlarının tespitine ve MGK kararına bağlandığına dikkat çeken Zeynep Karayılan, şunları söyledi:
“Bu yasada yer alan mekanizmanın işletilmesi için öncelikle güvenlik güçlerinin örgütün silah bıraktığına yönelik bir tespitinin ve bunun da Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanması bekleniyor. Biz bu yasanın ne kadar eksik bir yasa olduğunu, uygulamada birçok sorunla karşılaşılacağını ve aslında Kürt sorununun çözümünden uzak, yine en temeline güvenlikçi politikaları koyduğunu defalarca dile getirdik. Ancak gerek bizler tarafından gerek Sayın Abdullah Öcalan gerekse Kürt Özgürlük Hareketi tarafından, tüm eksikliklerine rağmen bu yasanın bir başlangıç olduğu değerlendirildi.”
‘İktidar süreci şeffaf yürütmüyor’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin süreç kapsamında tarihi adımlar attığını, iktidarın ise aynı doğrultuda şeffaf adımlar atmadığını dile getiren Zeynep Karayılan şöyle devam etti:
“Özellikle son 10 yılda uygulanan Çökertme Planı’nın ardından masaya oturmak gerçekten çok önemli. Şüphesiz bu sürecin baş mimarı Sayın Abdullah Öcalan’dır. Kürt Özgürlük Hareketi de bu süreci destekleyip peş peşe tarihi kararlar aldı ve uyguladı. Nitekim geçtiğimiz günlerde Türkiye sınırına yakın kampların boşaltıldığı yönünde tek taraflı bir açıklama yaptılar. Ancak iktidarın mevcut açıklamalarında sürecin hâlâ güvenlik ve silahsızlanma odaklı ele alındığını görüyoruz. Yasanın çıkmasının üzerinden iki ay geçmiş olmasına rağmen teyit ve tespit mekanizmasının nasıl işletildiğine dair resmî bir açıklama yok. Süreç onlar açısından şeffaf yürütülmüyor.”
‘Sorun yalnızca silahsızlanmaya indirgenemez’
Medyadaki dilin ve belirsizliğin toplumsal güveni zedelediğini vurgulayan Zeynep Karayılan şunları anlattı:
“Kürt sorunu sadece silahsızlanma veya çatışmanın sona erdirilmesi meselesi değildir. Elbette silahların devreden çıkarılması önemlidir; ancak meseleyi buna indirgemek doğru değil. Kalıcı bir çözüm için Kürtlerin siyasi, kültürel ve kolektif haklarının tanınması, demokratik siyasetin önünün açılması ve buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması şarttır” diye konuştu.
Kapsayıcı yasal düzenlemelere ihtiyaç var
Silah bırakma ve geri dönüş süreçlerinin hukuki güvenceye kavuşturulması için kapsayıcı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu aktaran Zeynep Karayılan, mevcut yasanın kişileri ve suç tiplerini kategorilere ayıran yapısını şu ifadelerle eleştirdi:
“Silah bırakmayı ve demokratik siyasal yaşama katılımı mümkün kılan, dönüş koşullarını açıkça belirleyen ve hukuki güvence altına alan bütünlüklü bir düzenlemeye ihtiyaç vardı. Bu yasanın yalnızca silah bırakma koşullarını değil; ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, demokratik siyasete katılım hakkını, adil yargılanma hakkını ve dönüş yapan kişilerin hukuki statüsünü de kapsaması gerekiyordu. Mevcut koşullarda silah bırakan kişilerin dönmesini beklemek gerçekçi değildir. Sürecin tek taraflı fedakârlıklarla yürütülmesi artık sürdürülebilir nitelikte değil” dedi.
‘Umut Hakkı ve Öcalan’ın durumu temel başlıktır’
Abdullah Öcalan’ın süreçte etkin rol üstlenebileceği koşulların hazırlanması gerektiğini belirten Zeynep Karayılan şöyle konuştu:
“Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki durumu sürecin temel başlıklarından biridir. Silahlardan demokratik siyasete geçişin olanaklarını yaratmak ve dönüşleri mümkün kılmak için kendisinin süreçteki rolünü oynayabileceği iletişim ve çalışma koşullarının sağlanması gerekmektedir. Bu noktada ‘Umut Hakkı’ ele alınması gereken en temel kararlardan biridir. AİHM kararlarının uygulanması ve Umut Hakkı’nın iç hukukta güvenceye kavuşturulması zorunludur.”
‘Yeni yasaya gerek olmadan atılabilecek adımlar var’
Demokratikleşme hamlelerinin yalnızca yeni yasalara bağlı olmadığını kaydeden Zeynep Karayılan şöyle konuştu:
“Şu anda çıkarılan yasa MGK kararında sıkışmış durumda. Ancak yeni bir yasaya dahi gerek kalmadan atılabilecek bir sürü adım var. Örneğin kayyum uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerindeki infaz yakmaların durdurulması, hasta tutsakların tahliye edilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılması gibi adımlar, bir karar beklemeden demokratikleşmenin önünü açacak hamlelerdir.”
Hakikat ve yüzleşme komisyonları kurulmalıdır
Kalıcı barış için toplumsal yüzleşmenin önemine dikkat çeken Zeynep Karayılan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Eşit yurttaşlığı esas alan yeni bir toplumsal sözleşmenin oluşturulması; Kürt sorununun yapısal sorunlarına cevap verecek kültürel, siyasal ve sosyal hakların tanınması gerekmektedir. Ayrıca çatışmanın sonuçlarıyla yüzleşmek adına Hakikat ve Yüzleşme Komisyonları kurulmalıdır. Kalıcı barış için irade beyanı söylemde kalmamalı, somut yasal düzenlemelerle desteklenerek toplumsal yaşamda karşılık bulmalıdır.”
Kaynak: ANF









