• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Temmuz 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Ölü Deniz: Gerçek ve mizah yer değiştirince

1 Temmuz 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Göktaş sahneye çıkarken soruşturma ya da gözaltı ihtimalini hesaba katmadan çıkmıyor; bu bir risk değil, artık bir önkoşul. ‘Dini değerleri aşağılama’ gerekçesiyle açılan soruşturma bir sürpriz değil, zaten var olan eşiğin somutlaşmasından ibaret 

Can Papila 

Bir stand-up gösterisi altı günde altı milyon kez izlenir, paylaşımlarına erişim engeli getirilir ve komedyeni hakkında “dini değerleri aşağılama” gerekçesiyle soruşturma açılırsa, orada artık komedinin sınırlarını aşan bir şey oluyor demektir. Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisi etrafında patlayan bu trafiği yalnızca bir mizah fenomeni olarak okumak, asıl meseleyi gözden kaçırmak olur. Burada esas soru, neden güldüğümüz değil, bu gösteri hangi toplumsal ihtiyaca karşılık geldi ki böylesine yaygınlaştı? Göktaş’ın söyledikleri içinde ne bulduk ki bu denli geniş bir kesim kendini orada tanıdı?

Kara mizaha dönüşen yaşam

Cevabın ilk katmanı, gösterinin kullandığı malzemede saklı ve burada klasik bir abartma ya da büyütme tekniğinden söz etmiyoruz. Tersine içinde yaşadığımız gerçeklik zaten o kadar kırılmış, o kadar absürtleşmiş durumda ki, onu olduğu gibi, hiç bükmeden söylemek bile komik bir etki yaratıyor. Gülen cemaatinin birlikte hareket edip daha sonra ‘kandırdığı’ iktidarın, kendisi dışında hemen herkesi ‘fetöcü’ olarak hedef alabildiği, yolsuzluk karnesi ortadayken siyasete ve topluma ahlak dersi verdiği bir ortamda şakaların hiçbiri mizah malzemesi olsun diye büyütülmüş değil. Sahnede tekrar edildiklerinde gülünç gelmelerinin sebebi, zaten kendi başlarına absürt olmaları.

Burada gerçekle kurgu, gerçekle abartı yer değiştiriyor. Resmi söylemin, medyanın, gündelik “normal” hayatın sürdürdüğü bir yapay gerçeklik içinde yaşıyoruz; herkes bunun gerçek olmadığını biliyor, ama gerçeğin bir bedeli olduğunu da biliyor. Bu yüzden gerçeği olduğu gibi söylemek, o yapay gerçekliğin içinde ters bir kırılma yaratıyor ve bu kırılma komik geliyor. Göktaş şaka yaparken aslında gerçeklerden bahsediyor; günlük olarak absürt bir hayat içinde yaşarken bu absürt perdenin arkasındaki gerçekler ise kimi zaman öfkelenmemize kimi zaman gülmemize sebep oluyor.

Engellenen dayanışma, kırılgan buluşma

Ama bu yer değiştirmenin kendisi, neden bu kadar geniş bir kitleyi bir araya getirdiğini tek başına açıklamıyor. İkinci ve asıl kurucu katman burada: bugün siyasal-ekonomik-toplumsal krizin yarattığı bunalım, halkın demokratik talepleri ve özgürlük arayışları artık geleneksel kanallardan ifade edilemiyor. Parti, dernek, sendika gibi insanları bir araya getirmesi beklenen kurumlar, baskı altında bu kapasitelerini büyük ölçüde yitirmiş olduğu gibi, günün toplumsal ve siyasal ilişkilerine uygun kendini yeniden kuramıyor. İnsanlar yaşadıklarını, hissettiklerini, öfkelerini birlikte söyleyebilecekleri ortak bir zemin bulamıyor.

Göktaş’ın yarattığı şey, tam da bu boşlukta bir temsil değil, bir toplanma anı. Gösteri biçim olarak bir program önermiyor, bir çözüm sunmuyor; esasen tespitler üzerine kurulu – ki Göktaş, gösteri içinde birden fazla kez protestoların kriminalizasyonu karşısında eyleme katılmanın olağan, neşeli ve yalnızlığı yıkan bir etkinlik olduğunu vurgulayarak bir kapı da aralıyor.- Bu tespiti birlikte yapabilmenin kendisi başlı başına bir kazanım oluyor: söyleyemeyenler, sahnede söyleneni izlerken aynı duyguda, aynı fikirde olduklarını (yeniden) keşfediyor. Bu keşif, yalnız hissetme halini küçültüyor, dayanışmayı büyütüyor. Mizah burada örgütlenmenin yerini almıyor ama örgütlenemeyen, bir araya gelemeyen bir kitlenin birbirini görebildiği, “yalnız değilmişiz” bilincinin yanında ortak bir duyguda buluştuğu nadir alanlardan biri haline geliyor. Gerçek mizaha dönüşürken, mizah da bir dayanışma anına dönüşüyor; bu ikisi birbirini besliyor.

Eşik çoktan aşıldı

Bu toplanma anının bedelsiz olmadığı da oldukça açık. Burada anlatılması gereken, “iktidar mizahı yeni keşfediyor” hikâyesi değil, eşik çoktan aşılmış durumda, baskı zaten her araçla, her kanaldan işliyor. Göktaş sahneye çıkarken soruşturma ya da gözaltı ihtimalini hesaba katmadan çıkmıyor; bu bir risk değil, artık bir önkoşul. “Dini değerleri aşağılama” gerekçesiyle açılan soruşturma bir sürpriz değil, zaten var olan eşiğin somutlaşmasından ibaret.

Bu yüzden izleyicinin gülmesi de saf değil. Kahkahanın içinde “bari başına bir şey gelmesin” diye taşınan bir kaygı var. İzleyici hem gülüyor hem de komedyenin ödeyebileceği bedeli zihninde simüle ediyor. Kahkaha ve kaygı aynı anda yaşanıyor. Bu ikisinin iç içe geçmesi, kamusal alanda artık “saf eğlence” diye bir kategorinin kalmadığını gösteriyor; her kamusal söz, potansiyel bir bedel taşıyor. Ama tam da bu yüzden, birlikte gülebilmek, birlikte kaygılanabilmek de kendi başına bir dayanışma biçimi ve politik bir nitelikte var oluyor.

Sonuç yerine

Göktaş’ın bu kadar geniş bir karşılık bulmasının sebebi, ne salt komedi yeteneği ne de gündem takibi becerisi. İki şey aynı anda gerçekleşiyor: alanı çok daralmış gerçek, kendisine kamusal bir gedik açıyor ve örgütlenme kanalları kapatılmış kitle, bu gösteriyi izlerken kolektif bir duyguda ve kolektif bir reaksiyonda bir araya geliyor.

Bu bakımdan da altı milyon izlenme, sadece iyimser bir veri değil, tersinden hem gerçekle mizahın yer değiştirdiğinin hem de kolektif buluşmanın artık ancak böyle, dolaylı ve kırılgan bir biçimde mümkün olduğuna işaret ediyor. Haliyle Ölü Deniz ardında çeşitli sorular bırakıyor. Bu örtülü gerçekleri konuşabileceğimiz, anlayabilecek ve anlatabileceğimiz, keşfedebileceğimiz, arayabileceğimiz ve bulabileceğimiz, yeni siyasal ve toplumsal dayanışma ve eyleme zeminleri oluşturabilecek miyiz?

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hafıza zaman aşımına uğramaz

Sonraki Haber

Bu ‘Medar-ı Maişet Motoru’ başka bir motor

Sonraki Haber

Bu ‘Medar-ı Maişet Motoru’ başka bir motor

SON HABERLER

‘Terra Viva’ kooperatifi

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Liberal dünyanın komün kâbusu

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Bu ‘Medar-ı Maişet Motoru’ başka bir motor

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Ölü Deniz: Gerçek ve mizah yer değiştirince

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Hafıza zaman aşımına uğramaz

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

İşkence gören tutsağa gözdağı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

33 yıl, 33 can…

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır