• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Temmuz 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Özgürlük dışarıdan gelmeyecek

18 Temmuz 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Kalıcı değişim, toplumun kendi iç dinamikleriyle inşa edilmeli ve halkın özgür iradesiyle yapılacak bir oylamayla meşruiyet kazanmalıdır. Dışarıdan dayatılan özgürlük kırılgandır; örgütlenme ve mücadeleyle kazanılan özgürlük ise istikrarlı ve demokratik bir cumhuriyetin sağlam temeli olabilir

Shahrokh Tavakoli* 

İran’ın geleceğine ilişkin tartışmalar çoğu zaman yanlış bir soruyla başlar: Hangi yabancı güç mevcut yönetimi geri adım atmaya zorlayabilir ya da hangi askeri saldırı rejimin çökmesine yol açabilir? Oysa asıl sorulması gereken, mevcut sistem ortadan kalktıktan sonra ortaya çıkabilecek iktidar boşluğunu, kaosu, yabancı müdahaleyi veya yeni bir diktatörlüğü hangi gücün önleyebileceğidir. Bir hükümetin çökmesi, demokratik bir geçiş süreciyle aynı şey değildir. Askeri tesisler bombalanabilir, komutanlar etkisiz hale getirilebilir; ancak demokrasi, toplumsal örgütlenme, siyasal bir program, halkın güveni, hesap verebilir bir liderlik ve egemenliğin yeniden halka devredileceği açık bir mekanizma gerektirir.

İran halkı, iç baskı ile dış savaş arasında sıkışmış durumdadır. Askeri saldırılar sivilleri ve altyapıyı tehdit ederken, aynı zamanda iktidara muhaliflerini dış güçlerin işbirlikçisi olmakla suçlama fırsatı vermektedir. Savaş; kitlesel gözaltılar, iletişim kanallarının kapatılması, yargı süreçlerinin hızlandırılması ve idamların artması yoluyla baskıyı daha da ağırlaştırabilir. Bu nedenle bombardıman, özgürlüğün önünü açmak yerine toplumu hem savaşın hem de diktatörlüğün baskısı altında bırakabilir.

Yatıştırma (appeasement) politikası ise farklı bir nedenle başarısız olmuştur. Çünkü bu yaklaşım, İran’daki krizin yapısal niteliğini göz ardı etmekte ve taktiksel geri adımları gerçek reformlarla karıştırmaktadır. Yönetim, üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla söylemini yumuşatabilir veya müzakerelere yönelebilir; ancak siyasal tekel, baskı aygıtları ve bağımlı yargı sistemi varlığını sürdürdüğü sürece verilen tavizler kalıcı bir değişim yaratmayacaktır. Savaşa da yatıştırma politikasına da karşı çıkmak bir çelişki değildir; aksine her iki tutum da İran’ın bağımsızlığını ve halkın kendi geleceğini belirleme hakkını savunmaktadır.

Gerçekçi herhangi bir çözüm; meşruiyet, örgütlülük ve kapsamlı bir programa dayanmalıdır. Meşruiyet ancak özgür seçimlerden doğabilir. Örgütlülük ise baskıya direnebilmek, protestoları sürdürebilmek ve toplumsal parçalanmayı önleyebilmek için zorunludur. Bir siyasal program ise iktidarın askeri ve güvenlik kurumlarından seçilmiş temsilcilere nasıl devredileceğini açıklamalıdır. Kendiliğinden gelişen halk ayaklanmaları bir diktatörlüğü sarsabilir; ancak öfkenin dönemsel patlamaları, çok katmanlı güvenlik aygıtını tek başına aşamaz. Demokratik bir devrim, direnişi sürdürebilecek ve farklı kentlerle toplumsal kesimleri birbirine bağlayabilecek örgütlü ağlar gerektirir.

İran içinde örgütlü direnişin çekirdeğini, Halkın Mücahitleri Örgütü ile bağlantılı Direniş Birimleri (Kanoun-haye Shoureshi) oluşturmaktadır. Bu yapılar, muhalif örgütlerle her türlü örgütlü ilişkinin ağır biçimde cezalandırıldığı koşullar altında faaliyet yürütmektedir. Önemleri yalnızca gerçekleştirdikleri bildirilen eylemlerden değil, temsil ettikleri modelden kaynaklanmaktadır: Dönemsel protestoları sürekli bir direnişe dönüştürmek. Korku atmosferine meydan okumakta, toplumsal direnci canlı tutmakta ve farklı bölgelerdeki hareketler arasında bağ kurmaktadırlar. Elbette bunlar halk ayaklanmasının yerine geçmez; rolleri katalizör olmaktır. Protestoların büyümesine katkı sunmakta, siyasal yönelimini korumakta ve her baskı dalgasından sonra hareketin tamamen sönmesini engellemeye çalışmaktadırlar.

Bu çerçevede MEK, örgütlü direnişin temel eksenini oluşturmaktadır. On yıllar boyunca idamlar, hapis cezaları, sürgün ve yoğun güvenlik baskısına rağmen varlığını sürdürebilmiş olması, önemli bir örgütsel kapasiteye işaret etmektedir. Kadınların hareket içerisindeki yaygın katılımı ise kadın düşmanlığının siyasal sistemin temel unsurlarından biri olduğu bir ülkede özellikle dikkat çekicidir. Bununla birlikte hiçbir örgüt, yalnızca örgütlü olduğu için yönetme hakkını kendiliğinden elde edemez. Nihai meşruiyet sandığa aittir. Örgütlü direnişin görevi demokratik devrimi kolaylaştırmak ve egemenliği halka devretmek olmalıdır; kalıcı bir iktidar yapısı oluşturarak bir otoriter sistemi başka bir otoriter sistemle değiştirmek değil.

Rejimin çöküşü ile demokratik geçiş arasındaki ayrım, “ertesi gün” için hazırlanmış somut bir planı gerekli kılar. Maryam Rajavi tarafından ortaya konulan On Maddelik Plan; genel oy hakkını, cumhuriyet rejimini, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğünü, din ile devlet işlerinin ayrılmasını, kadınlarla erkekler arasında tam eşitliği, işkence ve idam cezasının kaldırılmasını, yargı bağımsızlığını, etnik ve ulusal toplulukların haklarını, barış içinde bir arada yaşamayı ve nükleer silahlardan arındırılmış bir İran’ı öngörmektedir. Bunlar, geçici bir hükümetin uyması gereken ölçülebilir demokratik ilkelerdir. Böyle bir hükümetin görevi iktidarın kalıcı sahibi olmak değil; tüm kesimlerin siyasal sürece katılımını güvence altına almak ve özgür seçimleri hazırlamaktır.

Monarşi çözüm değildir. Reza Pahlavi’nin hanedan kökeni tek başına meşruiyet sağlayamaz; üstleneceği herhangi bir rol ancak halkın özgür iradesiyle belirlenebilir. SAVAK’ın yüceltilmesi, diğer muhalif güçlere yönelik tehditler ve yabancı müdahaleye dayanılması demokratik ilkelerle bağdaşmamaktadır. Şah dönemindeki işkence, sansür, siyasal yargılamalar ve gerçek anlamda rekabetçi bir siyasal düzenin bulunmayışı nostaljiyle ortadan kaldırılamaz. İran’ın geleceğini yalnızca dinî yönetim ile monarşi arasında bir tercihe indirgemek, cumhuriyetçi muhalefeti ve örgütlü direnişi görünmez kılarak mevcut iktidarın işine yaramaktadır.

Uluslararası toplum siyasi tutukluları savunabilir, idamlara karşı çıkabilir, internet özgürlüğünü destekleyebilir ve örgütlenme hakkını tanıyabilir. Ancak İran’ın liderini seçmemeli, monarşiyi yeniden tesis etmeye çalışmamalı ya da ülkeyi bombalayarak ona “özgürlük” getirmeye kalkışmamalıdır. Kalıcı değişim, toplumun kendi iç dinamikleriyle inşa edilmeli ve halkın özgür iradesiyle yapılacak bir oylamayla meşruiyet kazanmalıdır. Dışarıdan dayatılan özgürlük kırılgandır; örgütlenme ve mücadeleyle kazanılan özgürlük ise istikrarlı ve demokratik bir cumhuriyetin sağlam temeli olabilir.

* İranlı insan hakları aktivisti

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ahbap Derneği kurucularından Alper Çelik tutuklandı

Sonraki Haber

Anılara götüren Kızılbaş Kürt kimliğim…

Sonraki Haber

Anılara götüren Kızılbaş Kürt kimliğim...

SON HABERLER

Yeraltındaki çelik damarlar mı yeryüzündeki yaşam damarları mı?

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

Yeniden yapılanmanın toplumsal perspektifi: Komün

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

Barış hakikatin toprağında filizlenir

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

Kerkük-Ceyhan hattı sona yaklaşıyor

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

Doğal alanlarda birbirini kovalayan saldırı mekanizmaları: 2009- 7 genelgesi, orman kıyımları

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

İktidarın gecikme politikası

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

Anılara götüren Kızılbaş Kürt kimliğim…

Yazar: Yeni Yaşam
18 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır