• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
12 Ekim 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Politik alan kolektif yaratım alanıdır

11 Ekim 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum
Dilzar Dîlok

Dilzar Dîlok

  • Politikanın var ettiği gerilim yaratıcılığa dönüşmezse ya körelir, yenilgiyle sonuçlanır ya da kapitalist modernite hastalıklarına dönüşerek negatif bir sonuca mahkûm olur. Başka yolu yok. Nihayetinde gerilimin doğurucu karakteri vardır
  • Ancak yaşam sembollerle yaşanılmaz. Demokratik komünal toplum da hakikatin en yaratıcı şekilde somutlaştırıldığı sembollerin hakikate dönüştürüldüğü bir gerçekleşmedir. Özgür yaşamın kendisidir. Bu da sembollerle olmaz, gerçeğin ta kendisini ister
  • Benzer bir konu da söylem devrimciliğine düşmek oluyor. Uzun uzun doğrular söyleyip küçük pratik adımlar dahi atamamak sol hastalıklardır, demokratik komünal yaşam iddiasında olmamaktır, sonuca ve zafere odaklanmamaktır. Bu da özünde devletçi paradigmanın etkisinde olmaktır

Dilzar Dîlok  

Önder Apo’nun dikkat çektiği en önemli konulardan biri politika konusudur. Politik alan yaratım alanıdır. Çünkü tüm bilmelerin sınandığı alandır. Tarih, toplum, arkeoloji, antropoloji ve kökü geçmişe dayanan tüm bilmelerin gelip anda kendini imtihanlardan geçirdiği bir alandır politika alanı. Anın belirleyiciliğinin esas olduğu, anları takvimsel anlar olmaktan çıkarıp yaşamsal-anlamsal olan zaman parçalarına dönüştürmenin sağlandığı alandır. Bu da yaratım olmadan mümkün değil.

Yaratım riski göze alarak yeni bir adım atma kararlılığı ister. Anı doğru ve yerinde değerlendirmek kadar çıkan sonuçları görerek karar vermeyi gerektirir. Risk payı negatif yöne evrildiğinde yok olmamayı gerektirir. Risk payı pozitif yöne evrildiğinde de kendinden geçmemeyi gerektirir. Buna karar verecek iradeyi oluşturma mücadele kararlılığıyla alakalıdır çünkü mücadele vermek ve tarihsel sorumluluk almak da toplumsal bilinç ve cesaretin varlığını koşullar. Tüm bunlar gerilim de yaratır. Politikanın var ettiği gerilim yaratıcılığa dönüşmezse ya körelir, yenilgiyle sonuçlanır ya da kapitalist modernite hastalıklarına dönüşerek negatif bir sonuca mahkûm olur. Başka yolu yok. Nihayetinde gerilimin doğurucu karakteri vardır.

Söyleyip yapmamak, yaptığına dönüp bakmamak, yaptığıyla yapmak istediği arasındaki farkın bireyin ve kurumların karakterini belirlediğinin farkındalığından uzak olmak da bu gerilimden başarılı olarak çıkılmayışının örnekleridir. Gerilim insanın biyolojik özelliklerini de etkiler ancak kalıcı ruhsal etkiler bırakır. Birey kendisinin an’da içine girdiği durumun, an’da aldığı tutumun onunla ömrünün sonuna kadar taşındığını bilir. İşte bu, an’ın zamana etkisidir.

Yaşam sembollerle yaşanılmaz

Yaratmak riski göze almak kadar emek ister. Risk tek başına sonuç alıcılığı geliştirmez. Risk tek başına doğurgan değildir. Edinilen bilinç ve deneyim ne olursa olsun anda emek vermek gerekir. Salt bilmenin ve geçmiş deneyimin kendiliğinden kazanç sağlayacağını düşünmek, ticari literatürle “sermayeden tüketmek” olur ve bu yöntemle yaratım oluşturulamaz. Söz konusu politika ve toplumsal gerçeğimizde inşa konusu olduğunda konu daha fazla önem kazanır.

Yarım asırlık deneyim, büyük cesaretli çıkışlar, büyük savaşlar ve büyük bedeller vardır, günümüzde dünyayı etkileyen söylem gücümüz ve paradigmamız var. Ancak tüm bunlar bir komünde, bir binada, sokakta, tarlada ya da bir evin içinde ve herhangi bir yaşam alanında pratikleşme adımına dönüşmüyorsa, kendisi doğrultusunda bir emeği ortaya çıkarmıyorsa ortada yaratımdan söz etmek zordur. O zaman ancak hayallerden, söylemlerden ve kavramlar dünyasından, özcesi sembollerden söz edebiliriz. Ancak yaşam sembollerle yaşanılmaz. Demokratik komünal toplum da hakikatin en yaratıcı şekilde somutlaştırıldığı sembollerin hakikate dönüştürüldüğü bir gerçekleşmedir. Özgür yaşamın kendisidir. Bu da sembollerle olmaz, gerçeğin ta kendisini ister.

Yine politik alanın en fazla gerektirdiği konulardan biri de öz iradedir. Öz irade, günümüz dünyasında yaratması ve korunması kolay olmayan bir gerçekliktir. Kapitalist modernitenin tüm dünyayı, tüm insanlığı çepeçevre kuşattığı, tüm dünyayı üzeri açık bir zindana dönüştürdüğü günümüzde öz iradenin ortaya çıkarılması büyük kararlılık, azim ve mücadele ister. Dirayetli olmayı, inanç, iddia ve kararlı olmayı gerektirir.

Demokratik komünal inşa

Tüm bunlarla birlikte de geleceğe bakarak günümüzün iradesini inşa etmeyi şart kılar. Çünkü öz iradesini geliştirmeyen bireyler ve toplumlar kendi yaşamlarını inşa edemezler, kendileri için kendileri- adına başkalarının inşa ettiklerinin içine yerleşerek yaşarlar. Özcesi onlara biçilmiş olan giysileri giymekten başka şansları yoktur. Bu anlamda da iradenin birey ve toplum iradesi olarak ortaklaşması demokratik komünal gerçekleşmeyle mümkündür.

Bireyin taleplerinin, toplumun talepleriyle buluştuğu an birey iradesinin yaşamla buluştuğu andır. Bireyin yaşamak istediği, birlikte yaşamı inşa ettiği insanların da yaşamasını istediği yaşamı yaşamasıdır. Kendisi için istediklerini başkaları için istememek irade oluşumunu darbeler. Bu da bireyin toplumu toplumun da bireyi inşa etmesinin bir gereğidir. Kişi kendisi olarak başka kendiliklerle birlikteyse ortak anlam oluşur ve insanın varoluşsallığını, öz iradesini de açığa çıkarır. Bunun olmadığı zamanlar bireyin özgür olamadığı, dış baskı unsurları olmasa dahi kendisi olamadığı, kendi arzusu doğrultusunda yaşamı inşa edemediği anlar olarak kişinin kendi tarihinin parçasını oluşturacaklardır.

Bu anlamda politikleşme bireyin yaşam arzusu, emeği, istemi, tekilliğini başka tekilliklerle ortaklaştırabilmesi ile bağlantılı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da çağımızda ancak demokratik komünal toplum inşasına başlamakla mümkün olacaktır.

Şikâyetçilik yaşam inşasını engeller

Yaşadığımız çağ gerçekliğinin bize verdiği bir ders daha vardır. Yaşamını inşa etmek isteyen kişi şikâyetçilikten mutlaka uzak durmalıdır. Ne yazıktır ki gelenekten gelen ağlayarak istediğini elde etme ilkesi öğretilir. Ancak bu elde etme tarzı insanı köleleştirmekte, nesneleştirmekte, kadın gerçeğinde ise bu elde etme tarzı kadının cinsel obje olarak şekillenmesini, giderek fahişeleşmesini getirmektedir. Şikâyetçilik yaşam inşasının engelidir. Şikâyetçilik, emek verme itkisini geriye çeker. Karşılaşılan sorunları aşma iddiasını zayıflatır. Sorunlarla karşılaşıldığında durmayı, o sorun etrafında yaşamını örmeyi, o sorunun ağlarına takılıp kalmayı ve o ağlarda boğulmayı, nefessiz kalmayı anlatır.

Şikâyetçilik bir kölelik özelliğidir. Köleleştirilmiş kadınlık ve “karılaştırılmış” erkeklik özelliğidir. Toplumsal kimliğinden ve özgür varoluşsallığından koparılmış olmanın temel özelliğidir. Bundan dolayı da özgür ve demokratik birey olma ve komünal toplum inşasını gerçekleştirme kararlılığında olanların şikâyetçilikten uzak durması gerekir.

Kürtler söz konusu olduğunda yüz yıllık soykırım rejimi, asimilasyon, yaşanan katliamlar, toplumsal olarak alınan darbeler, kadınların uğradığı zulümler, katliam sonrası dağlarda avlanan çocuklar, sürgünler derken anlatılacak toplumsal zulümler bitmez. Bunları anlatmak, tarih bilinci edinmek ve tarih bilincimizi tüm kuşaklarda oluşturmak kadar bunları bir hikâye anlatımına dönüştürmemek, acıları metalaştırmamak kadar yaşanmışlıklardan dersler çıkararak bunlara vesile olan yaşamları kabullenmemenin mücadelesini yürütmekle yükümlüyüz. Bu anlamıyla günümüz inşa sorunlarından söz ederken devlet ya da demokratik kurumlardan, yaşanan zorluklardan, kapitalist modernite etkilerinden ya da farklı durumlardan şikâyet eder konuma düşmemek gerekir. Engel çoktur, sorun çoktur, geçen yüzyıldan kalan sorunlarla uğraştığımız için günceldeki sorunları görmez duruma da gelebiliyoruz ancak hem tarihin hem güncelin sorunlarını bilerek, görerek, doğru tarih bilinciyle güncel sorunları çözmeye çalışmak, özveri ve cesaretle çalışmayı ve büyük emek harcamayı da gerektirmektedir.

Kendini inşa eden, tarihsel bilinç kazanan, bu bilinçle gününü-anını inşa etmeye yönelen, bu inşa yöneliminin gerektirdiği emeği ve mücadeleyi veren kişi şikâyet etmez. Her gün kendini inşa etmeyi alışkanlık edinen, anı anına yenilenmeyi ve her anını karşısına çıkan sorunları çözmenin bir fırsatına dönüştüren kişi şikâyet etmez.

Gerekli tarihsel-toplumsal bilinci edinmeyen ya da yeterli emek vermeyen kişi, beklediği olmadığında kırılır, sorunlarla karşılaştığında güçlü duramaz, sorunu aşamaz, sorun onun yaşamının öznesi haline gelir, bu durumda kişi şikâyetçiliğe başlar. Tarihimizden biliyoruz ki şikayetçilik başarının olduğu yerde yaşam bulamaz. Ancak başarı yoksa şikayetçilik gelişir. Bundan dolayı da başarıya odaklanmak ve gereğini yapmak şikâyetçiliğe düşmemenin de en temel tedbiridir.

İdeolojinin ışığında politika

Politika yapabilmenin bir diğer gereği de bilinçtir. Politika el yordamıyla karanlıkta yürünerek yapılmaz. Basit kurnazlıkları, kandırmacalı karşılaşmaları, sorumluluktan kaçışı, ezop söylemlerle bulanık ortamlar yaratmayı politika olarak tanımlamak kökten yanlıştır. Ve bunlar kaybettirir, anlam inşa etmez ve politika olarak tanımlanamaz. Uzun mücadele dönemlerinin yarattığı kazanımların sonucu oluşan kurumlaşmaların giderek mücadelenin bir alanına dönüşmesi, kendini yenileyerek sürekliliği sağlamanın arayışlarını Önderlik çizgisinde derinleştirmesi gerekir. Bu yoksa ve büyük bedellerde inşa edilen kurumlarda donma varsa, Önderlik çizgisini temsil eden bir yaşam üretilmiyorsa bu kurumlaşmaların özeleştirel temelde ele alınarak aşılması gerekir. Bir yandan ağır baskılar bir yandan da yaşanan tekrarlar etkili olsa da belirleyici olan kapitalist modernitenin etkisine girilmiş olmasıdır ve bu durumu aşmak gerekir. Aşılmayan ve katılaşmış kurumlar gelişimin en büyük engeli haline gelebilirler. Bunu da kendine güven temelinde toplumsal mücadele yürütenlerin ele alması ve aşarak yeni mücadele yöntemlerine ve gerektiği kadar da kurumlaşmalara gitmesi anlamlı olacaktır. Bu anlamda geçen dönemlerin pratiklerini değerlendirmek, takılıp kalmadan kritik yapabilmek ve gerektiği oranda yenilerini inşa edebilmek de önemlidir. Bunu yapabilmek de politikaya ideolojinin ışığında bakabilmeyi gerektirir. Ötesi kaybettirir, başarıdan uzaklaştırır.

İdeolojinin ışığında politika yapmak varken bizler karanlıkta yürüyor gibiyiz. Neden? Çünkü, ışığı göremiyoruz. Işığı görmüyorsak yürümek çok zorlaşır ve koşmamız gereken yer ve zamanda zor bela yürümeye çalışırız. Ne kadar emek, deneyim olsa da hepsini yürümeye harcarız, belki onu dahi başaramayız. Felçli duruşumuzu örtmek için, dogmatizmin doğruculuğuna, doğruyu söyleyip hiçbir şey yapmazcılığına sarılma da vardır.

Yeni dönemin yeni inşası

“Haklıyız, doğru düşünüyoruz, kazanırız, kazanmasak da zaten biz haklıyız, tarih bizi yazar.” gibi sözlerle ifade bulan yaklaşımlar doğru değildir. Özünde bu söylemler varlığın kesinleştirilmesi mücadelesinin verildiği dönemlerin söylemleridir. Kendimizi toplumumuza anlattığımız, anlatırken soykırımın ve soykırım etkilerinin yarattığı ezilen toplum psikolojisinin tuzaklarına düşmeme amacıyla geliştirdiğimiz anlamlı kendine güven söylemleridir. Ancak yeni dönemin inşa görevlerini bu tarz söylemlerle başaramayız. Yeni dönemin yeni inşa yöntemlerini yaratmamız gerekir. Önder Apo pozitif görevler diyerek bu konuya çok defa vurgu yaptı ve bizim artık yeni bir motivasyonla yeni dönem görevlerine yüklenmemizi istedi.

Bilmeliyiz ki bizim anlayışımızda tarih kaybedip mağduriyet söylemleri üretenleri değil kazanıp kendi kültürünü, varlığını yaşamsallaştıran, kendi sistemini kuran ve sistem inşasında kendini de aşarak dünya halklarıyla paylaşım içine giren özgür toplumları yazar. Bunun ötesi marjinalleşmektir.

Benzer bir konu da söylem devrimciliğine düşmek oluyor. Uzun uzun doğrular söyleyip küçük pratik adımlar dahi atamamak sol hastalıklardır, demokratik komünal yaşam iddiasında olmamaktır, sonuca ve zafere odaklanmamaktır. Bu da özünde devletçi paradigmanın etkisinde olmaktır, “isteyip yapmamak” anlamına gelen tutum sahibi olmaktır ki bu da doğruları söylemenin kendi başına bir tutum olduğu kanısından kurtulamamışlığı ifade eder.

Stratejik yaklaşım gerekli

Politika ideolojinin ışığında ilkesel temelde yürütülmeyi gerektirdiği kadar esneklik de gerektirir. Esneklik ilkesizlik değildir, ancak esneklik adına ideolojik doğrultudan ve ilkeden kopmak da politika yapmak değildir. İlkelerin donmuş doğrular olarak ele alınması ve yaşama uyarlanması kendiliğinden bir katılığı getirir. Bu katılık yaratıcılık yerine öğrenilmiş olanı her durumda ve her zamanda uygulamayı getirirken dönemlere göre yenilenmeyi ve kendi zamanının hakikati olmayı başarmak da tarihsel sorumluluğun gereğini doğru tarzda yerine getirmek demektir. İlkeyi katılaştırmak, ilkeyi an’da bilinçle-aşkla, duygu ve düşünceyle uygulamayı değil bir alışkanlığın gereği olarak uygulamayı tercih etmek anlamına gelir. Bu da ilkeye yapılacak büyük haksızlık olur.

İlke, kendi zamanında rolünü oynayan ve kapitalist modernite karşısında varlığı kesinleştiren temel doğrulardandır, bugüne geldiğinde varlığı kesinleştirmenin yanına özgürlüğü sağlamayı eklememizi bekler. Yenilenme adına paradigmatik doğrular revize edilmemeli, envai tuzaklara karşı duyarlı olunmalı, politik esneklik adına ilkesizliklere düşülmemelidir. Ancak bunu yapacağız derken de donmuş akılların iktidarlara hizmet edeceği bilinciyle akışkanlıklara ulaşmalı, bunun için de yaratım, yaşam, yeniden yaratım ve toplumsal denetim gibi kamusal-kolektif inşaya dair devamlılık parametreleri oluşturmalıyız. Elbette ilkesel olmak ve esneklik sağlamak, ikisinin dengesini kurmak zordur. Ancak Önderlik gerçeği bize bu konuda büyük öğretmektedir.

Tüm bunları en fazla öğrenerek uygulayacağımız dönem de içinde bulunduğumuz mücadele dönemidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci tarihsel bir mücadele sürecidir. Stratejik bir yaklaşımı gerekli kılar. Bu dönem, varlığımızı kesinleştirmiş olarak özgürlüğü sağlama dönemiyse, soykırım siyasetlerinin tümden aşıldığı bir dönem olacaktır. Bu anlamda devletler karşısında varlığın kolektif yaşamsallaşması, halkımızın kolektif haklarının demokratik komünal ve kurumsal düzeyde ifadeye kavuşması da ancak böyle bir mücadele ile gerçekleşebilecektir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Bizleri birleştiren noktalara dikkat kesilmeliyiz

SON HABERLER

Dilzar Dîlok

Politik alan kolektif yaratım alanıdır

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

Bizleri birleştiren noktalara dikkat kesilmeliyiz

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

Serdar Sincar

Geçişler, döngü ve ittifak yanılgısı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

Tarsus’ta gençler madde bağımlılığına karşı yürüdü

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

İran: Hürmüz Boğazı’nda bir tanker mayına çarptı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

Riyad’daki Kral Halid Havalimanı’na yeni saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

Cibuti açıklarında tekne faciası: Can kaybı 139’a yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır