• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Popülizmin itici gücü nedir?

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
4 Ağustos 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Dani Rodrik*

Kültür mü ekonomi mi? Bu soru modern popülizm ile ilgili tartışmaların çoğunun çerçevesini oluşturur. Donald Trump’ın başkanlığı, Brexit ve kıta Avrupasında sağ milliyetçi siyasi partilerin yükselişi sosyal muhafazakarlar ve sosyal liberaller arasında –ilkinin yabancı düşmanı, etno-milliyetçi ve otoriter siyasetçileri desteklemesiyle- değerlerde derinleşen bir ayrılığın sonucu mudur? Ya da bunlar birçok seçmenin finansal krizler, kemer sıkma politikaları ve küreselleşmenin körüklediği ekonomik kaygı ve güvensizliği mi yansıtmaktadır?

Çoğu cevaba dayalıdır. Eğer otoriter popülizm ekonomide temellenirse, o zaman çaresi ekonomik adaletsizliği ve katılımı hedefleyen ama politikasında çoğulcu olan ve zorunlu olarak demokrasiye zarar vermeyen diğer bir tür popülizmdir. Ancak, eğer kültür ve değerlerde temellenirse, daha az seçenek vardır. Liberal demokrasi kendi iç dinamikleri ve çelişkileri ile son bulabilir.

Kültürel argümanın bazı versiyonları düşünmeden reddedilebilir. Örneğin, Birleşik Devletler’deki birçok yorumcu Trump’ın ırkçı çağrılarına odaklanmıştır. Ama bir ya da birkaç biçimdeki ırkçılık ABD toplumunun değişmeyen özelliği olmuştur ve bize kendi başına Trump’ın manipülasyonunun neden bu kadar popüler olduğunu açıklayamaz. Değişmeyen bir şey değişimi açıklayamaz.

Diğer açıklamalar daha karmaşıktır. Kültürel tepki argümanının en kapsamlı ve iddialı versiyonu meslekdaşlarım Harvard Kennedy School’dan Pippa Norris ve Michigan Üniversitesi’nden Ronald Inglehart tarafından geliştirildi. Yeni çıkan bir kitapta otoriter popülizmin değerlerde kuşaklar arası uzun dönemli değişimin bir sonucudur.

Daha genç nesiller zenginleştikçe, eğitimli ve daha güvenceli hale geldikçe sekülerizm, kişisel özerklik ve dindarlık, geleneksel aile yapısı ve kilise üyeliği pahasına farklılığı vurgulayan “post-materyalist” değerleri benimsedi. Daha eski nesiller, bilfiil “kendi alanlarında yabancılar” haline gelerek dışlandı. Gelenekçiler şimdi sayısal olarak daha küçük grup olmakla birlikte, daha fazla sayıda oy kullanıyorlar ve politik olarak daha aktifler.

Niskanen Center’dan Will Wilkinson yakın zamanda özellikle kentleşmenin rolüne odaklanan benzer bir argüman oluşturdu. Wilkinson, kentleşmenin, toplumu yalnızca iktisadi servetler değil aynı zamanda kültürel değerler açısından da ayıran, mekansal bir sınıflandırma süreci olduğunu savunuyor. Kentleşme, sosyal liberal değerlerin hakim olduğu gelişen çok kültürlü, yüksek-yoğunluklu alanlar yaratır. Ve sosyal muhafazakarlık ile farklılığa karşı olmak anlamında giderek tektip olan kırsal alan ve daha küçük kent merkezlerinin arkasında kalıyor.

Üstelik bu süreç kendi kendini pekiştiriyor: geri kalan bölgelerden göç, kutuplaşmayı daha da arttırırken büyük şehirlerde ekonomik başarı kentsel değerleri geçerli kılıyor. Avrupa’da ve ABD’de olduğu gibi, homojen, sosyal açıdan muhafazakar alanlar, milliyetçi popülistlere desteğin temelini oluşturuyor.

Argümanın diğer tarafında, iktisatçılar, popülistlere olan desteği iktisadi şoklara bağlayan bir dizi çalışma yaptı. Bunlar arasında belki de en bilinenleri sırasıyla MIT, Zurich Üniversitesi, San Diego’da Kaliforniya Üniversitesi ve Lund Üniversitesi’nden David Autor, David Dorn, Gordon Hanson, ve Kaveh Majlesi, 2016 başkanlık seçimlerinde ABD halkı arasında Trump’a verilen oyların Çin’in karşı ticaret şoklarının büyüklüğü ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu gösterdi. Diğer herşey aynı iken Çin’den yapılan ithalatın artmasına bağlı olarak iş kayıpları arttıkça Trump’a verilen destek artıyor.

Dahası Autor, Dorn, Hanson ve Majlesi’ye göre Çin ticaret şoku 2016’da Trump’ın seçim zaferinde doğrudan sorumlu olabilir. Tahminleri, 2002-14 döneminde ithalat nüfuzunun şimdiki oranından yüzde 50 daha düşük olması halinde Demokrat bir başkan adayı Michigan, Wisconsin ve Pennsylvania gibi kritik eyaletleri kazanıp, Hillary Clinton’ı seçimin galibi yapabileceğine işaret ediyordu.

Diğer ampirik çalışmalar Batı Avrupa için benzer sonuçlar verdi. Çin ithal mallarının daha fazla girmesinin Britanya’da Brexit ve kıta Avrupasında aşırı sağ milliyetçi partilerin yükselişine destek olduğu ortaya çıktı. Kemer sıkma daha geniş kapsamlı iktisadi güvensizliğe karşı tedbirlerin de istatistiksel olarak anlamlı bir rol oynadığı gösterildi. Ve İsveç’te artan emek piyasası güvencesizliği aşırı sağ İsveç demokratlarının yükselişi ile ampirik olarak bağlantılıydı.

Kültürel ve ekonomik argümanlar – kesin olarak tutarsız olmasa bile- birbiri ile karşıtlık içinde görünüyor olabilir. Ama satır aralarını okuyarak bir tür yakınsamayı fark edebiliriz.

Post-materyalizm ve kentleşmenin desteklediği değerler gibi kültürel eğilimlerin uzun dönemli olmasından ötürü popülist tepkilerin zamanlamasını tam olarak hesaba katmıyorlar. (Norris ve Inglehart sosyal olarak muhafazakar grupların azınlık haline geldiği ama hala orantısız bir siyasi gücü olduğu yerde son noktayı koyuyor.) Kültürel açıklamaların önceliğini savunanlar aslında iktisadi şokların rolünü reddetmiyor. Bu şoklar, otoriter popülistlerin ihtiyaç duyduğu itkiyi vererek kültürel bölünmeleri ağırlaştırmakta, kötüleştirmekte ve devam ettirmektedir.

Örneğin Norris ve Ingleart, “orta vadeli iktisadi koşulların ve toplumsal çeşitlilikte büyümenin” kültürel tepkileri hızlandırdığını ve kendi ampirik çalışmalarında iktisadi faktörlerin popülist partilere destek vermede rol oynadığını ileri sürmektedir. Benzer şekilde Wilkinson “ırksal kaygı” ve “iktisadi kaygı”ların alternatif hipotezler olmadığını, çünkü iktisadi şokların kentleşme güdümlü kültürel sınıflandırmayı büyük ölçüde yoğunlaştırdığını vurgulamaktadır. Onlara göre, iktisadi deterministler Çin ticaret şokları gibi faktörlerin dünyadan kopuk bir şekilde gerçekleşmediğini ama önceden varolan toplumsal ayrılıklar bağlamında sosyo-kültürel hatlar boyunca gerçekleştiğini kabul etmelidir.

Sonuçta, otoriter popülizmin yükselişinin ardındaki nedenlerin kesin olarak ayrıştırılması bundan çıkarılacak politik derslerden daha az önemli olabilir. Burada küçük bir tartışma var. Eşitsizlik ve güvencesizliğe karşı iktisadi çözümler önceliklidir.

*Ekin Değirmenci tarafından çevrilen bu yazı PolitikYol’dan alınmıştır.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Türkiye NATO’nun ‘ileri üs bölgesi’ mi oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Önce Rusya-Ukrayna savaşı, ardından ABD’nin birçok ülkeyi tehdit eden çıkışları ve nihayet ABD ile İsrail’in İran’a saldırısıyla zirveye ulaşan, ekonomik...

1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist...

Madencinin zaferi ve 1 Mayıs

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Maden işçilerinin destansı direnişi, 1 Mayıs öncesi tüm emekçilere yeni bir moral ve güç kaynağı oldu. Önce bastıracaklarını düşündüler. İşçilerin...

140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Bundan 140 yıl önce ABD’de 13.000 işyerinde çalışan 300.000 işçi iş bırakarak sokaklara çıktı. Eylemlerinin nedeni, günde 16 saati bulan...

1 Mayıs’a doğru mücadelenin yaşamla, yaşamda kesişimi

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

1 Mayıs arifesinde Doruk Maden işçileri; –açız- diye başlattığı Eskişehir’den Ankara yürüyerek gelip biber gazına rağmen sürdürdükleri direnişi tamamladılar. Aylardır...

Suriye’de neler oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Mayıs 2026

Suriye hükümeti ile SDG arasındaki entegrasyon antlaşmaları bütün hızıyla devam ederken ileriye dönük bir gelişmeye de şahit olmuyoruz.  Nasreddin Hoca’nın...

Sonraki Haber

Boris Johnson, Brexit ve ‘Ulusalcılık’ - Zafer Yörük

SON HABERLER

KNK’den ‘yeni dönem’ toplantısı: Ulusal birlik zorunluluktur

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Kuzey ve Doğu Suriye kentlerinde tutsaklar için protesto

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Siyasetçilerden Amedspor’a tebrik mesajları

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Amedspor Newroz Parkı’na geçeceğini duyurdu

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

KBG ‘faili meçhul’ kadınlar için eylemde: Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Amedspor taraftarından birçok kentte kutlama

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Akın Gürlek: Yeni anayasa zorunluluktur

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır