• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Eylül 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Şehirler… Kapılar… Eşikler…

27 Eylül 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Forum, Manşet
  • Üretim ilişkilerinden kasıt, kadının köleleştirilmesine bağlı olarak gelişen tarım-hayvancılık-tekstil-deri işlemeciliği ve köle kadını tamamlayan köle-egemen erkek ikileminde yok edilen erkekliğin tesellisi olan farklı kentsel kurumlardır
  • Kapılar kadın için olduğu kadar bugün tüm ezilenler için aynı anlamı taşır. Kapıların ardındaki sınıfsal uçurum görülmez. Kapıların ardında yetersiz beslenme, soğuk, açlık ve şiddet hiçbiri görünmez. Ve tüm bu görünmezlerin en fazla yükünü taşıyan da kadındır
  • Önderlik birçok defa ‘Dêrsim kızlarının kafasını kazıdılar’ diyerek bu yapılanın kendisinde bıraktığı derin etkiyi gün yüzüne çıkarıyor. Kesilen sadece bir saç değildir, kesilen bir tarihsel damar, bir tarihsel toplum olma damarıdır. Kız çocukları üzerinden kesilmeye çalışılan tarihsel damarın acısı büyüktür

Dilzar Dîlok

 “Şehir” ideolojik bir olgudur. Zamanın oluşla buluştuğu mekân somutlaşması olmaktan öte, bir yaşam tarzı, bir kültür, bir toplumsal formdur. Bir dildir ve bir düşünme biçimidir. Bir gülme anlayışı ve kendince bir ağlama tarzı olan, inşa edilmiş bir duygulanım biçimidir. Şehir yaşamı kadını, kadın benliğini tüketen, bitiren ve tüm bunlara rağmen sonunda öldüren bir yaşamdır. Ovalarda kurulan şehirler devletçi uygarlığın temel kurumlaşma mekânı olurken, zor da olsa ovalardan yukarı doğru çıkıldığında, köy-kır yaşamı şehre nazaran maddi uygarlığın, devletçi uygarlığın daha az ulaşabildiği, aynı sebeple köleliğin daha az bulaştığı bir yaşam formu olarak varlığını binyıllar boyu sürdürmüştür. Köylerden de daha yukarı çıkıldığında, bugün ortalama insan yaşamının sürdürülemeyeceğine inanılan mekân olarak dağlar da devletçi uygarlığın ulaşmadığı-bulaşmadığı özgür yaşamlar olarak tarihte yerini alır. Dağlı kabileler devletin uzağında özgür bir yaşam formu yaratırken köy yaşamı şehir ile dağ arasında ikili sistemin kendini yaşattığı mekanlar olmaktadır.

Kadının sistematik olarak köleleştirilmesi

Şehir olgusunun temel bileşenleri ev-aile ve fabrikadır. İnsanın ve doğa değerlerinin mülk konusu olması, şehri mümkün kılan ve ekonomi olmayan ekonomi anlamındaki düzlemdir. “Hane” kelimesinin eklendiği birçok yapı da bu çerçevede değerlendirilebilir. Tüm haneler şehrin ideolojikleşmesinin fabrika (kargeh-kârhane-kârxane) formundaki değişik türleridir. Hanelerin farklılaşması, şehrin temel sürdürülebilirlik mekânı olarak hanenin özünü değiştirmez. Zira isim değişikliği karmaşıklaşan üretim ilişkilerine paralel olarak gelişen işbölümünün gerektirdiği tabela değişiklikleridir. Üretim ilişkilerinden kasıt, kadının köleleştirilmesine bağlı olarak gelişen tarım-hayvancılık-tekstil-deri işlemeciliği ve köle kadını tamamlayan köle-egemen erkek ikileminde yok edilen erkekliğin tesellisi olan farklı kentsel kurumlardır. Göbeklitepe-Karahantepe’deki belirgin kalıntılardan olan “kemik parçaları, bira, fallus heykelleri” şehir ideolojisinin altyapısını oluşturan unsurlardandır. Kadının sistematik olarak köleleştirilmesi, zorbalıkla mal ve çocuk üretim mekanlarına kapatılması, cinselliğinden ve emeğinden cebren faydalanılması şehirde kurumlaşmış bir temelde gerçekleşmektedir. Devletçi uygarlık, kadına yönelik tecavüz, köleleştirme ve bağlantılı zor uygulamalarıyla varolmaktadır. Şehir bu uygulamanın olgunlaştığı ve yaygınlaştığı mekandır. Sümer’deki Ziggurat ile ABD’deki ikiz kule arasındaki fark kullanılan malzeme ve kısmen ebatlardır. İşlevsellik bakımından her ikisinin özü aynıdır, her ikisi de kendi çağının en modern yapılarıdır, ileri ya da geri olanı yoktur. Hepsinde de kadına yaşatılan, bir yerleşkeye kapatılma, cinselliğinden ve emeğinden zor yoluyla faydalanılmasıdır. Yerleşke olarak kullanılan ilk evlerin kapılarının olmaması, hücre tipinin çok ötesine gitmemesi, aile formunun oluşması, kadının zorbalıkla kapatılması konularıyla bağlantılıdır. Ev formu için önemli bir bölüm olan “kapı” da söz konusu işlevleri olan mekâna girişi kolaylaştıran, mekânın işlevselliğini artıran bir tamamlayıcı alt formdur.

Kapıların kadın ve erkek için anlamları bambaşkadır. İşlevsellikten kaynaklı değildir bu. Arka planında on binlerce yıllık bir hafızayı taşıyan ve sürekli kendini güncelleştirmeye çalışan egemen sistemin yarattığı bir sonuçtur. Çarpan bir kapı, erkek için yeterinden fazla anlamın yüklendiği bir restleşme ya da kendine güvenin imgesi olabilir, ancak kadın için şiddet-öfke ve türlü cezalandırma anlamına gelebilir. Erkekte öfkeyi diri tutan deyim yerindeyse körükleyen bu metafor kadında korkuyu tetikleyen-derinleştiren bir anlam barındırabilir. Örnekler çoğaltılabilir ancak özü kadın ve erkeklerin dünyayı, yaşamı, evleri ve kapıları bambaşka türlü, hatta birbirinin tersi yönde anladıklarıdır.

Şehirler bir tükeniş mekânı

Kapılar kadın için olduğu kadar bugün tüm ezilenler için aynı anlamı taşır. Kapıların ardındaki sınıfsal uçurum görülmez. Kapıların ardında yetersiz beslenme, soğuk, açlık ve şiddet hiçbiri görünmez. Ve tüm bu görünmezlerin en fazla yükünü taşıyan da kadındır. Kapının kapatıldığı an, kadının başına her şeyin gelebileceği andır. Bugün her ev kapısı bir zindan kapısı hissiyatı doğurmaktadır. Ailenin mahremiyeti denilen örtü altında kadına yönelik şiddet başta olmak üzere her tür ve düzeydeki kadın onursuzlaştırması kamufle edilir. Kadına yönelik şiddet giderek arttığı gibi kapitalist sistem içindeki erkek giderek daha da pervasızlaşmaktadır. Şehirler kadınların ağlarından hiç kurtulamadığı tuzaklardır. Şehirler kadının metaların kraliçesi haline getirildiği bir tükeniş mekanıdır. Şehirler kadın karşıtı sistemin ideolojik zemininin oluşturulduğu mekandır. Şehirler kadınların çöp konteynırlarında bavullarda paramparça edilmişliğidir. Şehirler herhangi bir erkeğin tüm kadınlara yönelik saldırısının meşrulaştığı mekandır. Her kadının sokakta, otobüste, fabrikada ya da herhangi bir mekânın herhangi bir köşesinde bir erkek tarafından öldürülebilme olasılığıdır.

Bir kapıdan girmek olgusal eylem olarak kadının tuzağa girişiyle aynı hissiyatı verir. Girilen kapı kapanırken kadında güneş batar. Kutsal aile adı altındaki eve kadının girişi birçok gelenekte seyreltilerek de olsa yaşatıldığı gibi kadına yönelik şiddetin kurumlaşmış ve gelenekleşmiş halini anlatır. Direkt kaba şiddet, göz korkutma, irade kırma, başında bir şeyler kırma, şiddet-kan anımsatıcısı farklı metaforlar kullanma, sopa gösterme gibi erkek eylemleri kadına evliliğin ne olduğunu gösterme eylemleridir. Erkeklik de bu motivasyonu hak edecek kadar yaşamak ve yaşamadığı müddetçe sistem içinde yer alamayacağını bilmektir.

Kastik katilin cinsel tecavüzünün uygulandığı mekânlar

Göbeklitepe-Karahantepe’deki kimi yapılar girişi ve çıkışı ayrı olan mekanlardır. Bildiğimiz tek kapılı odalar gibi değil, karşılıklı iki kapının olduğu yerlerdir. Bu yerlerin erginlenme törenleri ya da kimi ritüellerin yapıldığı mekanlar olduğu tahmini yürütülmektedir. Bazı arkeologlar da bu mekanların bir cinsin hakimiyetinin geliştirildiği mekanlar olduğunu belirtmektedir. Ne yazık ki pozitivist bilimciliğin izin verdiği ölçülerin dışına çıkılmadığından adı konulamayan erkek egemenlikli kastik katil sistemin cinsel tecavüzünün sistemsel olarak uygulandığı bu mekanların, saldırılar sonuç aldıktan ve sistem kurulduktan sonra günümüzdeki ev-hane formuna kadar dönüştürüldüğü tahmin edilemez değildir. Ve maalesef o yuvayı dişi kuş yapmamıştır. Mimarın erkek olduğu fazlasıyla belli olan bu arkeolojik yapılarda erkek, cinsellik üzerinden kadına saldırır, gücünü oradan ispatlar, cinsel organını yüceltir, cinselliğini bir silah olarak kullanır. Bu arkeolojik bölgedeki kabartmalarda silah tutar gibi tutar, vahşi hayvanlara karşı kendini onunla savunur, vahşi dünyaya cinsel organıyla meydan okur. Ne yazık ki bu zihniyet günümüze kadar devam etmektedir. Tüm bunlar Karahantepe başta olmak üzere ortaya çıkarılan birçok arkeolojik alanda sergilenmektedir. Sergilenenlerin kurumlaşması ve eve kapatılması da tarihsel bir kırılma aşaması olarak kadın özgürlük tarihine yazılmaktadır. Bu anlam kimi zaman yenilense de bugüne kadar aynı içerikle taşınmıştır.

Sokak da ideolojiktir

Ev ve kapı olgularının inşa edilmesi ardından oluşturulan sokak metaforu da kadın karşıtlığının önemli bir mekânı olmuştur. Bugün ev formundan kurtulmaya çalışan kadına dayatılan “sokak” metaforu, kadına sokak kadınlığı gösterilerek ev kadınlığının kabul ettirilmeye çalışılmasının başka yöntemidir. Kız çocukları kapalı kapılar ardında mutlu ve namuslu ev-evlilik hayalleriyle sokağa karşı olan korku derinleştirilerek kendi mahpusluğunu küçüklükten örer hale getirilir. Evcilik ile çocuk yaşta örneklendirilen ve sevimli gösterilen sistem modellemesi, evlilik ile sevimsiz gerçeğin kendisiyle sonlanır. Sokak da ideolojiktir. Eve kapatılamayan kadının sistem tarafından cezasının verileceği alandır. Genelev köleliği yerine özelev köleliği dayatılarak eve kapatılmalar kabullenilir hale getirilir. Oysa kadın sokaktaki sistemli erkek egemenliği ve tecavüzkârlığı olmasa, sokakta ev denilen zindan tipi uygulamasından daha rahattır. Kadın sokağı kafesin dışı gibi görür. Oysa evleri bağrında taşıyan sokaktır. Sokaktaki ya da evdeki egemen-kastik-tecavüzkâr ya da başka tür erkek modelleri, sistemin erkeğe verdiği görevden, oluşturulan işbölümlerinden ibarettir.

Kadına yönelik şiddet görüntülerinde kadınların kendilerini sokağa atma eğilimleri, evin içine girmemek için ayaklarını sürümeleri ve benzer yönlü direnişini her gün ekranlarda görüyoruz. Kadın bilir ki kapıdan geçtikten sonra, ve o kapı kapandıktan sonra o duvarların arkasında başına gelecek hiçbir şeyden hiç kimse haberdar olmayacaktır. Oysa sokakta-balkonda-kapı önünde olsa en azından yapılanlardan-yapılacaklardan birileri haberdar olacak, varsa bir destek gelecektir.

Kapı arkası ölümdür kadına, kapının dışında ise yaşam, olasılık da olsa, vardır. En azından ölse bile direniş vardır, direnme olasılığı vardır. Bundan dolayı çocukluktan itibaren evlerin çok güvenli olduğu, sağlam kapılar ardında sağlam duvarlar arasında olmanın kadını koruyacağı öğretilir. Kadınların kapıdan başını uzatıp sokağa bakması bile geleneğe göre “kötü” kadın adlandırmasına gidişin ilk eylemi olarak adlandırılır. Sokakta olmak, sokağa çıkmak, sokağa bakmak, gözü dışarda olmak, eli işte gözü oynaşta olmak, gözü sokakta olmak gelenekte “kötü kadın” tipine doğru gidişin adımlarıdır.

Devletçi uygarlığa direnen demokratik uygarlık

Göbeklitepe-Karahantepe’deki kapılar korkunç bir tecavüz kültürünün taşlaşmış halinin sergilenişidir. Kapılardan geçmek, kendi dünyasından başka bir dünyaya, artık geri dönüşü mümkün olmayan ve çıkıldığında bambaşka biri olunacak olan dünyaya geçiş yapmaktır. Birinci kapıdan giren kişi, ikinci kapıdan çıktığında artık o kişi olmayacaktır. Kadınlar da evlerin kapısından girdikten sonra artık o kapıdan giren genç kız olmamaktadır. “Girdikten sonra ancak ölüsü çıkar” denilerek namus sözüyle kadın etrafında örülen kölelik duvarları kadını her an öldürmekten beter etmektedir.

Bir de devletçi uygarlığa direnen demokratik uygarlık içinde sayabileceğimiz dergahların kapıları vardır. Dergahlara girilen kapı ile dergâhtan çıkılan kapı da aynı değildir. Çünkü dergâha giriş kapısı, bir karar verilerek girilen, özünde gönüllü olarak gerçekleştirilen bir eylemin şahitliğini yapan bir kapıdır. Dergâhlar insan-toplum-yaşam ve tanrısallık kavramlarının derinliğine öğrenildiği, karar verme gücü gösterebilenlerin kendi nefslerini sınadığı ve kendini aşmanın aracına dönüştürdüğü mekanlardır. Dergâhtan insan-ı kâmil olarak çıkmak da başka bir kapının şahitliğinde gerçekleşecektir. Bundandır, dergâhtan çıkan bir daha o dergâha gelemez. Varsa gücü, iradesi, iddiası kendisi bir dergâh olmanın arayışına girecektir. Burada da kapılar insanın maddi uygarlığın ayartıcılığından sıyrılmasının ve kendi manevi uygarlığını bilmenin vesilesi olduklarından başka tür bir erginlenmeyi anlatırlar. Erginlenmeyi tamamlamayıp da ömür boyu dergâhta kalan, kendi iradesince-kararınca hizmet sunan bireyler yok değildir. Ama tarih onları yazmaz, çünkü tarihin etken unsurları-özneleri olamamışlardır. Yunus’un kırk yıl düzgün ve kuru odun taşıdığını biliyor olmamız, kırk yılın sonunda da olsa nihayetinde onun dergâhtan çıkmaya vakıf olmasındandır. Kapılar dergahla bitmez.

‘Kapının önüne çıkamayan Kürt kadını dağlara çıktı’

Bilim kurgu filmlerinde en çok kullanılan metafor sonsuz kör edici bir beyaz duvarın üzerinde kendisi de beyaz olan, bu anlamıyla sınırları belli olmayan, kapandığında fark edilmeyen ancak varolan, hissettirmeden geçilen ve kapanan kapılardır. Bu, bugünün kapitalist modernitesinin özelde biz kadınlara dayattığı kapıları en iyi anlatan örnektir. Kapılar belirgin değildir ancak kapıların ardındaki fark belirgindir. Bu tarz kurgu hikayelerde kapının ardında denek olan kişiyi ilk bekleyen yeni kıyafetler olması, eski kıyafetlerinden kurtulmak, eskiye dair terden-kirden arınarak yeni giysilerin giyilmesi, eşiği aşmanın bir şartıdır. Eski anlamların-yaşamların teriyle yeni kıyafet giyemez kişi. Ve arınıp yeniden giyindikten sonra geçtiği kapı ile bambaşka bir yaşama, bir daha geri dönemeyeceği bir yaşama geçiş yapacaktır. Bir dünyadan başka bir dünyaya… Eskinin izlerinin silindiği mekân özünde yeniye hazırlık olurken hafızayı da silme mekanıdır. Kadına yönelik her tecavüz geçmişi unutturma amacı taşır. Tecavüzün ve katletmenin erkek tarafından “bir silah” olarak kullanılması, günümüzde sıkça dillendirilen cinnet durumundan değil, on binlerce yıldır oluşturulmuş erkeklik anlamından kaynaklanır. Bu anlamıyla erkeklik, cinsel organ üstünlüğünü kadına karşı her tür darbe vurmanın temel cephanesi olarak kullanmakla başlar. Bu zihniyet yaşamın her anına ve her ayrıntısına yansır. Özgürlük mücadelemiz ilk başladığından günümüze kadar, Kürt kadınında yaşanan gelişmeler anlatılırken sık sık “Kapının önüne çıkamayan Kürt kadını dağlara çıktı, hem de on binlerce…” denilir. Bu kimi zaman sıkıcı tekrar ya da çoktan aşılmış bir eşik olarak tanımlanabilir. Ancak hakikat odur ki, Kürt kadını PKK ile, sadece evinin kapısından değil hapsedildiği kölelik hanesinin kapılarından dışarı çıkmıştır ve bu özgürlüksel hakikat ne kadar anlatılsa azdır.

On binlerce yıldır tutulduğumuz hanelerin kapısını açıp-kırıp çıktık. Ancak yeni bir kapıdan giriş yapabildik mi? Özgürlük mücadelesi derinleştikçe bu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor. Çoğunda bir eşikte olduğumuzu düşünüyoruz. Yeni ve özgür olana adım atmayı başarabiliyorsak o kapılardan çıkışın ve eşikte belli süreler durmanın bir anlamı vardır. Ancak yaşam bir eşikte, bir aralıkta, eskiyle yeni arasında sürekli durma durumu şeklinde karşılanıyorsa, bu durma bir donmuşluğu, dogmatizmi, yaşamdan kopmayı ve yaşam anlamına tam ulaşamamayı anlatır. Eşikte olmanın da anlamı tek boyutlu değildir. Eşikler aşılmayı ve başka eşiklere bağlanmayı getirmiyorsa, bir kapatılmışlığın ve dört duvarın habercisi olurlar. Konuyu tarihimizden daha somut bir durumla derinleştirebiliriz.

Dêrsim Katliamı’nda kız çocuklarının saçlarının kökünden kesilmesi, kafalarının kazılması da bir kapıdan geçiş metaforu gibidir. Bir evden başka bir eve, bir evrenden başka bir evrene geçerken yapılan uygulamalar bilim kurgu filmlerindeki deneklere yapılanlarla büyük benzerlik gösterir. Bu, evrenler arası geçişe atıf yapılan durum, “artık içinden geldiğin dünyadan değilsin, olamayacaksın, o dünyanın giysilerine, tırnaklarına, saçlarına artık ihtiyaç duymayacaksın” denilerek Kürt kızlarını kendisi olmaktan çıkaran ve özgürlükten uzaklaştıran Türk Sünni geleneğinin dünyasına hapsolmayı anlatır. Önderlik birçok defa “Dêrsim kızlarının kafasını kazıdılar” diyerek bu yapılanın kendisinde bıraktığı derin etkiyi gün yüzüne çıkarıyor. Önderliğin Dêrsim somutunda Kürt kızlarına uygulanan bu durumu bunca dile getirmesi, Önderlikteki tarih bilincinin büyük sezgi gücüyle oluştuğunu, tarihi günümüzde yaşadığını ve tersine çevirme çabasının derinliğini de gösteriyor. Kesilen sadece bir saç değildir, kesilen bir tarihsel damar, bir tarihsel toplum olma damarıdır. Kız çocukları üzerinden kesilmeye çalışılan tarihsel damarın acısı büyüktür ve Önderlik gerçeğinde bu acı hep tazedir.

Kapılar türlü türlüdür. Görüneni, görünmeyeni, renkli parlak olanı renksiz soğuk olanı da vardır. Aslolan kapıların kadın benliğinde yarattıklarıdır. Burada erkek nerededir? Önderliğin ortaya koyduğu, derin sezgisellikle hissederek güncele taşıdığı ve dönüştürmeyi hedeflediği sistemi anlamak, aşmak ve bunun için kendinden başlamak erkeğe düşen roldür. Bu olmadıktan sonra söz konusu uygulamaların kadınları vururken erkekleri kapının dış tarafında bıraktığını düşünmek fazla hayalcilik olacaktır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Fon soruşturması: 42 kişinin mal varlığına tedbir konuldu

Sonraki Haber

Ya çözüm ya da seçimsiz diktatörlük ve savaş

Sonraki Haber

Ya çözüm ya da seçimsiz diktatörlük ve savaş

SON HABERLER

Kurtlar sofrası

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Adalet mi dediniz?

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Nezahat Doğan

Önder Çakar: Kendimizi yıkıp yeniden inşa edelim

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Ya çözüm ya da seçimsiz diktatörlük ve savaş

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Şehirler… Kapılar… Eşikler…

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Fon soruşturması: 42 kişinin mal varlığına tedbir konuldu

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Cevdet Yılmaz: Kurulun ikinci toplantısı yapılacak

Yazar: Yeni Yaşam
27 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır