Özgür Özel’in “sosyal patlamanın eşiğindeyiz” sözünü neden sarf ettiğini hatırlayanınız var mı? Sanmıyorum. Siz hafızalarınızı yoklaya durun, ben size, meydana geldiği zaman yeri yerinden oynatan birkaç tarihi olayı hatırlatayım:
Üniversiteye henüz yeni adımımı atmıştım ve Türkiye İşçi Partisi’ne üye olmuştum. O zamanlar partilerin genel merkezlerinin Ankara’da olması zorunlu değildi. TİP Genel Merkezi Cağaloğlu’nda, söylendiğine göre Teşkilat-ı Mahsusa’ya ait eski bir binadaydı. TİP Genel Başkanı Aybar’ı dinliyorduk. Elindeki resmi havaya kaldırdı. Bir insan alevler içindeydi. Bu insan Thich Quang Duc adında bir Vietnamlı Budist idi. Güney Vietnam diktatörlüğünü protesto etmek için kendini yakmıştı.
İntiharı dünyanın bütün gözlerini Vietnam’a çevirmesine yol açtı. Günlerden 1963 yılının 11 Haziranı’ydı. Tıpkı bugün İran savaşı gibi, dünya Vietnam savaşına uyanmıştı.
Erdoğan’ı tek başına iktidara taşıyan bireysel protestoyu hatırlıyor musunuz? Tuhaf bir olay meydana gelmişti: Cumhurbaşkanı Necdet Sezer Başbakan Bülent Ecevit’in suratına Anayasa kitapçığını fırlatmış, ülke ekonomisi felce uğramıştı. İşçisi, esnafı yıkıma uğramıştı. Tıpkı bugünler gibi. Günlerden 2001 yılının 4 Nisanı’ydı. Ahmet Çakmak adında iflasa sürüklenmiş bir esnaf dükkanının yazar kasasını Başbakanlık binasından çıkan Ecevit’in önüne fırlatmıştı. Az sonra Ecevit Başbakanlıktan düşmüş, AKP erken seçimde tek başına iktidar olmuştu. Bugün hâlâ iktidarda. 25’inci yılında. Tıpkı Tunus Cumhurbaşkanı’nın bir zamanlar 23 yıl iktidarda olduğu gibi.
Sene 2010, günlerden 17 Aralık. Tunus’un Sidi Buzid kentinde yaşayan 26 yaşındaki seyyar satıcı Muhammed Buazizi zabıtaların saldırısına karşı kendini Valilik binası önünde yakarak intihar etti. Bu intihar Tunus’u ayağa kaldırdı. Öyle ki Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin bin Ali korkudan ülkesinden kaçtı. Rejim “Yasemin Devrimi’’ ile yıkılmakla kalmadı, Tunus’taki bu halk hareketi domino etkisi yarattı. Mısır, Libya, Yemen, Suriye ve Bahreyn’e sıçradı. Adı “Arap Baharı”dır.
Sanıyorum artık hafızanızı yoklama işlemini tamamlamıştır. O halde yazayım:
Bundan bir yıl falan önce değildi. Bu yazıyı okuduğunuzdan 2 (yazıyla iki) gün önceydi. Sene 2026 ve günlerden 25 Eylül’dü. Videoyu dehşetle izledim. Ankara’da seyyanen zam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde emekliler eylem yapıyorlardı. Birden eylemciler yanlara çekildi. Sırtında Türk bayrağı, elinde “Para için değil, onurumuz için” yazılı bir pankart taşıyan yaşlıca bir adam alanın ortasında yalnız kaldı. Elindeki silahı şakağına dayadı, tetiğe bastı ve sırtüstü yere yığıldı. Adı Ali Şekeroğlu. Emekli polis memuru. Son sözleri “Artık geçinemiyorum” oldu. Son başvuru mercii AYM’nin önünde can verdi.
İşte Özgür Özel “sosyal patlamanın eşiğindeyiz” dediği gün o gündür.
Patlama olmadı.
Şu ana kadar kimse sokakları doldurmadı. “Türk baharı” yaşanmadı. Saray’ın ışıkları sönmedi. Türkiye kendi krizli, operasyonlu, vurgunlu, soygunlu hayatını yaşamaya devam etti.
Hayır! Alışkanlıktan değil. Türk halkı 2015 yılından beri “süreç içinde darbe”nin etkileri altında “süreç içinde terörize olmuştu.”
Evet, “süreç içinde.”
12 Eylül faşist darbesinin ertesi günü “terörize” olan bu halk, yıllardır süren darbe sürecinin bugünkü aşamasında “süreç içinde terörize” olmuştu. İBB önündeki protestolar CHP’nin “erken seçim” ninnisi yüzünden legalizm ve parlamentarizm salıncağında uykuya dalmıştı. Pasifikasyon şimdilik de olsa başarıya ulaşmıştı.
Artık düşünme zamanı.
Nereye gidiyoruz?
Seçime mi, devrime mi, son günlerinde Baböf’ü okuyan Talat Aydemirlerin askeri ayaklanmasına mı? 9 Mart cuntasına mı? Geçiniz. Ve 2015’ten beri pasifikasyon sürecini ilmik ilmik planlayarak tüm engelleri ortadan kaldıran “esrarengiz güç” kim? Erdoğan mı? Yapmayın. Erdoğan’ı bir AB’ci, bir Şangay’cı, yeniden NATO’u, bir Cemaatçi, bir Ergenekoncu ve şimdi bilinmeyen bir “şeyci” yapan güç kim?
Devlet. Adına “norm dışı devlet” de diyebilirsiniz. Şu andaki Bakanlar ve Danışmanlar kliği tarafından temsil edilen devletin elitleri ya da “çelik çekirdeği” diye de tarif edebilirsiniz.
Türkiye seçimsiz diktatörlüğe ve Mekke ittifakı denilen alamete binmiş İran savaşı kıyametine gidiyor. Darbe, akıl almaz tutuklamalar, karışıklık bir Amerikan, İngiliz ve İsrail savaş planının uygulanmasıdır.
Akıl almaz. Çünkü akıl alabilse bu akıl darbeyi çoktan önlerdi. Bir ona, bir buna, yoksa bana da mı diyen akıl sonunda tutulmuştur.
Öyle tutulmuştur ki, devletin Kürt halkını da pasifleştirmeye kalkan tasfiye planını bozan ve tasfiyeyi “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine çeviren Öcalan’a bu karışmış akıl, akıl erdiremez olmuştur.
Müzakere sürecinin başarıya ulaştırılması dışında diktatörlüğe ve savaşa gidişi durduracak başka bir alternatif kalmamıştır. Darbe heveslileri aynı anda hem Erdoğan’a, hem Özgür Özel’e, hem Kılıçdaroğlu’na, zaten tasfiye olmuş İmamoğlu’nu bırakıp, hem de Yavaş’a ve en aşağılık ağızlarla hem de Öcalan’a, ve biricik alternatif olan müzakere sürecine karşı milyonlara hitap ederek yıkıcı kampanya yürütmekte. Amaçları hepsine karşı darbenin ve diktatörlüğün yolunu açmaktır.
Butlancı CHP’de mevzilenen, Sözcü’de, Cumhuriyet’te, Nefes’de gizlenen müzmin cuntacılar, Ergenekoncular, bakanlar ve danışmanlar kliği, belki de Erdoğan’ı da sırtlarından atarak aralarındaki çelişkileri şu ara gidererek hedefe yürümekteler.
Bu ufunet yuvası amaca ulaştığı gün, eğer şimdi harekete geçilemez ve bu gidiş durdurulamazsa, aklı dumura uğratılan Türk halkı, o günü “şükür kaostan kurtulduk” diye bayram ilan edecektir. Tıpkı 12 Eylül darbesinin sabahı “çok şükür terörden kurtulduk” dediği gibi.
Ya şimdi?
Ne yapmalı?
İntiharıyla toplumu yerinden kıpırdatamayan emekli polisin çaresizliğini nasıl aşmalı?
12 Eylül darbesine karşı ayaklanan Kürt halkını hatırlamalı.
Bir saniye bile kaybetmeden Öcalan’la, 60 milyonluk dört parçadaki Kürt halkıyla ittifak yoluna koyulmalı. Bu halk darbelere ve diktatörlüklere şerbetlidir. Türkiye’yi düze çıkaracak biricik diri, örgütlü, bilinçli ve her yöntemle direniş tecrübesine sahip güç bu halk ve onun Hareketi, Hareket’in rehberidir. Tabiri beğenmeseniz de bu halkla “entegre” olun direniş gücünü bulacaksınız.
Son şanstır.
Öcalan her fırsatta hepimize darbe mekaniğinin ve savaş saatinin “tik taklarını” duyuruyor. Diktatörlüğün ilk hedefi O’dur.
Duyalım artık.









