Doku cinayetindeki son gelişme, iktidarın sürmekte olan müzakere sürecini oyalama ve CHP’ye karşı darbe sürecini sürdürme politikasının krize girdiğini gösteren çok önemli bir işarettir. İktidar karaya oturan, su almaya başlayan teknesini yüzdürebilmek için, ambarları tıka basa “safralarla” dolu olan tekneden, en “çürük ve kokuşmuş” olanlarını güvertesinden suya atmaya başlamıştır. Bu en “çürük ve kokuşmuş safralardan” biri Dersim Belediyesi’ni gasp eden Vali’dir. Oğlunun işlediği iddia edilen cinayetin tüm delillerini bizzat yok etmiştir.
Olan bitenlerin altında çok ciddi gerçekler yatıyor.
Akla durgunluk veren bir sistemle karşı karşıyayız. Her zaman ve özellikle 15 Temmuz çakma darbesi ve ardından “tek adam” gerçek darbesinden beri ülkede illegal bir kapitalist sermaye, illegal suç örgütleri, mafya, illegal kara para, fuhuş ve uyuşturucu pazarı, bu pazarın tuzaklarına düşürülmüş medya ve eğlence sektörü, en önemlisi bunlarla organik bağ içinde illegal bir askeri ve bürokratik yapı ve onunla bütünleşmiş bir parti iktidarı yaratılmıştır.
Bu sistemin zirvesindeki askeri, siyasi , idari ve adli oligarşi, kendi elleriyle yarattıkları bu suçlular aleminin piramidinin altında katmanlar halindeki tüm suçlularının kimliklerini bunların bütün belgelerini, suç delillerini istihbaratın gizli kasalarında muhafaza etmektedir.
Uzun bir zamandan beri tüm suç dünyası oligarşik piramidin tepesindekilerin şantajıyla karşı karşıyadır. Bugüne kadar oligarşik piramidin zirvesindeki siyasi ve bürokratik elit tarafından işledikleri suçların örtbas edilmesiyle bir “ahtapot” gibi ülkeyi saran bu ekonomik ve kriminal suç dünyası, siyasi ve bürokratik elit tarafından şantajla “siyasi suçların” da aktörleri haline getirilmiştir.
İktidar bu “suç alemini”, mafyasından, haklarında hırsızlık, rüşvet , hatta cinayet dosyaları bulunan asker-kolluk-sivil bürokrasiye, tüm partilerin içindeki “kasetleri” bulunan siyasilerden, bu sistemin kurbanı olan ve uyuşturucu-fuhuş tuzaklarına düşen gazeteci ve eğlence sektörünün mensuplarına kadar hepsini rakiplerine karşı kullanmıştır. Kimisine cinayet işletmiş, kimisini “ihbarcı”, kimisini “itirafçı” kılığında mahkemelerde “iftiracı” olarak kullanmıştır. Zindanlardaki binlerce DEM Partili, CHP’li ve Cemaatçi olduğu iddia edilen ordu, polis ve yargı mensupları, çoğunlukla bunların kurbanlarıdır.
Böylece bu ekonomik ve kriminal suç alemi, aynı zamanda oligarşik piramidin zirvesindeki siyasi ve bürokratik elit tarafından “siyasi suç örgütleri” haline getirilmiştir.
Söz konusu “elitin” her bakımdan dokunulmazlığı olduğu halde, piramidin yukarıdan aşağıya alt katmanlarında yer alanların kaderi, bu zirvenin elindeki dosyaları kullanıp kullanmayacağına bağlı kalmıştır. İşte bu şantaj sistemi sistem içinde var olan tüm çelişki ve çıkar kavgalarına rağmen, bir bütün halinde bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. Denildiği gibi “suç ortaklığından” daha sağlam hiçbir ortaklık yoktur.
Ancak yolun sonu gözükmüştür. Kurulu bu sistem ülkenin ekonomisini görülmemiş bir krize sokmuş, yalnız emekçi ve emekliler değil, bu suç sistemine en az bulaşan tekeller bile varlık-yokluk ikilemiyle karşı karşıya kalmıştır. Mesela Sabancı Holding gibi bir tekel elindeki en önemli marketleri, borçları nedeniyle satışa çıkarmış, tekstil devleri ülkeyi terk etmiştir. Toplum bir bütün halinde ahlaki bir kriz altında çözülmektedir.
Bu sistem Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında, sık kullanılan bir terimle söyleyecek olursak ülkenin “milli güvenliğini” tehlikeye sokmuştur. Piramidin zirvesindeki elit, alt katmanları nasıl şantajla kendi amaçları için siyasi suçlara sürüklemişse, ABD ve İsrail, Rusya ve İran da bu zirvedeki siyasi ve bürokratik eliti aynı silahla, yani şantajla “savaş suçuna” ortak etme imkanına sahiptir.
Bu akıllara durgunluk veren sistem artık krize girmiş bulunuyor. Ekonomik ve sosyal kriz söz konusu “elitin” umurunda olmasa da kurulu bu “suç örgütü piramidinin” krizi elit için ölümcüldür. Ve şimdi onlar işte bu korkuyla, piramidin alt katmanlarında yer alan “suç ortaklarını” teker teker açığa çıkarmakta, karaya oturan teknelerini batmaktan kurtarmak için “safraları” suya atmaktadırlar.
Gülistan Doku cinayetinin failleri bu elit için birer safradır. Adalet Bakanı’nın “AKP’li belediyelere şu ana kadar operasyon yapılmaması, operasyon yapılmayacak demek değildir” şeklindeki açıklaması, piramidin en altlarındaki AKP’li belde ve ilçe belediyelerine sıranın geleceğini haber vermektedir.
Gerek Doku cinayetindeki gelişmeler, gerekse bir iki AKP’li belediyeye yapılan ve yapılacak olan operasyonlar, önce CHP’ye yapılan darbeyi “inandırıcı” kılarak baskıdan kurtulmayı, Dêrsim’de halk iradesini gasp eden Vali’nin tutuklanması gibi adımlar da yürümekte olan müzakere sürecini “oyalamanın” yarattığı tepkileri geriletmeyi hafifletmek ve zaman kazanmak amacıyla atılmaktadır.
Ancak bu adımlar piramidin alt katmanlarındaki “suçluların”, “sıra bize gelecek” diyerek su alan tekneyi terk etmeleri riskini kesinlikle büyütecektir. Zaten bu riskin ilk işaretleri ortaya çıkmıştır.
Özetle ortada “temiz el” yok, ”kirli eli” kurtarma operasyonu var.
O nedenle, ülkede var olan “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin gerektirdiği adımlar atılmadıkça, CHP’ye dönük darbe sona erdirilmedikçe, Başta Öcalan olmak üzere, İmamoğlu, Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala ve tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmadıkça, hiç kimse “piramidin zirvesindekilerin” safraları fırlatma tuzağına düşerek, içi boş iyimserliklere kapılmamalıdır. Safraların atılması mevcut rejimi demokratikleştirmez, oligarşik elitin diktatörlüğünü kurtarmaya ve devamını sağlamaya yol açar.
Piramidin tepesindekilere sistemlerinin krizi bu adımları attırıyor. Bir yandan safraları atıyor, diğer yandan müzakere sürecini oyalıyor, CHP’ye karşı darbe sürecini tırmandırıyor. Ve bir de kendi eliyle krize soktuğu ekonominin tüm yükünü emekçi halkın sırtına yüklemeye devam ediyor. Ve eğer “kurtarıcı” Mehmet Şimşek de safra haline geldiyse, yarın onu da güverteden fırlatıp atarlarsa kimse şaşırmasın. Kimse Şimşek’in tasfiyesiyle, halkın üzerine yağan şimşeklerden sonra ılık rüzgârların eseceği iyimserliğine kapılmasın.
Müzakereyi oyalama sürecini de darbe sürecini de ekonomik krizi emekçilerin sırtına yükleme krizini de safraların atılması değil; Türk emekçilerinin Kürt emekçileriyle ittifakı ve tüm muhalefetin müzakere sürecinde, darbeye karşı mücadele sürecinde, ekonomik krizi aşma sürecinde işbirliği, ülkeyi demokratik çözüme götürebilir.









