• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Temmuz 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Siz hepiniz…

5 Temmuz 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Yazarlar, Zafer Yörük

Olağanüstü bir milliyetçi kışkırtma eşliğinde ABD’ye gönderilen “Türkler” bir milli hezimetle kısa sürede gerisin geri döndüklerinde, bunun bedeli hakkında bazı korkular oluşması kaçınılmazdı. Çünkü yakın coğrafyada korkunç, trajik örnekler mevcuttu. Saddam rejimi döneminde futbol başta olmak üzere Irak’ta bütün sportif faaliyetler oğlu Uday Hüseyin’in kontrolündeydi. Uday özellikle milli takım futbolcularına yaptığı işkencelerle namlıydı. Her maç kaybından sonra oyuncuların hepsine falaka dayağı atılması ve lağım suyuyla dolu havuzlarda banyo yaptırılması adettendi. Maçta hata yaptığı saptanan futbolcularsa uzun süre tabutlukta hapsedilir ve sistematik olarak kırbaçlanırdı. Bacak kesme tehdidi de sıkça yapılıyordu ama bacağı kesilen bir futbolcu (neyse ki) vaki değil. 

Mağlup tesellisi

Ama Türkiye aşırı medeni bir ülke. Futbol Federasyonu başkanı “kader/kısmet” temalı bir beyanda bulunarak, aynı teknik direktörle devam edileceğini, ayrıca futbolcuların ödüllendirileceğini ilan etti. Futbolculara villa ve 16 milyon dolar prim verilecek. Bu orantısız hatta alakasız ödüllendirmenin bazı sorunları içinde taşıdığı aşikâr. Birincisi, bir Dünya Kupası/savaşı miti yaratarak aylarca kışkırtılan kamuoyunun yaşadığı hayal kırıklığı tamamen göz ardı ediliyor, kimse sorumluluk almayıp bu hezimetin ağırlığını “nasip değilmiş, kısmet değilmiş” diyerek geçiştirebiliyor. Spor Bakanı, TFF Başkanı, teknik direktör… Hiç kimse istifa etmeye niyetli değil. Bu tavır anti-demokratik olmanın ötesinde gayrı medenidir. İkincisi ve daha da kaygılandırıcı olanı ise, ödül ve ceza arasında bir kategoriden habersiz olunduğunun sergilenmesidir. Ödüllendirmenin devlet aklındaki tek alternatifi, futbolcuların Uday’ın yaptığı gibi kırbaçlanması, işkence görmesi olsa gerek. Barbarca cezalandırma dünya kamuoyunun gözleri önünde yapılamayacağına göre, aynı ölçüde gayrı meşru ödüllendirme opsiyonuna başvurulmuştur. Arası yok. Başka bir seçenek yok. Ama elbette, yenilgiye ve milli hayal kırıklığına tepki göstermenin bazı medeni ve meşru yöntemleri var. Örneğin, 2026 Dünya Kupası finallerinden Türkiye’yle eşzamanlı olarak elenen Uruguay’ın futbol federasyonu, milli takımın uçak rezervasyonunu iptal ederek futbolculara kendi imkânlarıyla ülkelerine dönmelerini söyledi. Suudi Arabistan Federasyon Başkanı istifa etti; Hollanda ve İskoçya da dahil olmak üzere altı ülkenin teknik direktörleri görevden alındı. Medeniyet ve demokrasi, barbarca cezalandırmayla gayrı meşru ödüllendirme dışında bir yerde, yasal ve meşru bir zeminde sorumluluk almak ve gereğini yapmak anlamına geliyor.

Spor, şiddet ve medeniyet

Medeniyet kavramının bu bağlamda anlamsız olduğu düşünülebilir çünkü futbol, özellikle de milli maçlar savaşı çağrıştırır. Bu durumda, dört yılda bir gerçekleşen Dünya Kupası final turnuvası adeta bir dünya savaşıdır.  Eleme aşamasına geçildiği andan itibarense bir ölüm-kalım mücadelesi başlar. Sahne adeta Thomas Hobbes’un “doğa durumu” olarak adlandırdığı bir alana dönüşür: “Herkesin herkese karşı savaşı”. Ama savaşla spor arasında öz itibarıyla önemli bir fark var: Sportif rekabet, son tahlilde şiddet içermez hatta kendini şiddetin yerine ikame eder. İnsan doğasına içkin saldırgan dürtüyü elemine eder; onun yerine kuralları ve etiği olan, eşit koşullarda mücadeleyi, yarışmayı getirir. Antik Yunan’daki olimpiyatlar, bir yanıyla savaş simülasyonuyken başka bir yanıyla özellikle genç erkekler arası rekabet ve husumetin çatışma ve ölümle sonuçlanmasını engelleme yolunda zekice bir buluştur. (Daha eski çağlardan beri dünyanın birçok bölgesinde benzer yarışmaların yapılmakta olduğuna dair tarihsel, arkeolojik ve antropolojik bulgular, “aklın yolu bir” deyişinin doğruluğunu gösterir.) Şiddet ve saldırganlık güdüleri bastırılmaz, süblime edilir. Saldırgan enerji, çatışma yerine yarışma yönüne aktarılır. “Herkesin herkese karşı savaşı,” yerini “herkesin herkesle yarışı”na bırakır. İnsan hayatı korunur.

Hülasa, sportif yarışma, çıplak şiddetin ve çatışmanın yerine kendini ikame etmesi hasebiyle ilkellikten medeniyete geçiş yolunda atılan önemli bir adımdır. Dünya kupası finallerini de bir dünya savaşı olarak değil tam tersine onun panzehri olarak görmek doğru olur. Ama Türkiye Milli Takımı’nın tanıtım filminden anlaşıldığı kadarıyla devlet aklı bunu kavrayamamış durumda.

Milli takım marşı

Filmde dört kare birbirini kovalar şekilde tekrarlanıyor. Önce bir-iki milli maçtan görüntüler, ardından cumhurbaşkanı, sonra jetler, füzeler, toplar, tanklar patlıyor, ardından bayraklar ve o bayrakları sallayan, kendini kaybetmiş fanatik kitleler, cami ve dua, sonra yine tanklar, füzeler, jetler ve cumhurbaşkanı… ve böylece devam edip gidiyor. Melodi kulakları tırmalıyor, icraat mehter bandosuyla yapılmış; sözlerineyse bakmaya yer yok ama adı bile yeter: “Siz Hepiniz Biz Türkiye.”

Bu klibi yapanların “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” amacı güttükleri aşikâr. “Siz hepiniz” olduğuna göre, insanlığın Türk olmayan ezici çoğunluğuna karşı bir nefret söylemi icra ediliyor. Ama halk, öteki’ye yani ‘dış güçler’e karşı tahrik edilince suç olmaktan çıkıp ‘milli gurur’ haline geliyor. Burada söz konusu olan o klişeleşmiş “savaşa mı gidiyoruz maça mı?” sorusunun da ötesinde bir durum: Türk milleti, uygarlıktan ilkelliğe; kır ve kent medeni kültüründen adeta mağara adamlığına doğru dev bir geri adım atmaya çağrılıyor. Bu klipte millileştirilmiş primordiyal şiddet esas, futbol teferruattır.

Bu marşın motivasyonuyla milli formayı giyen genç sporcular, doğal olarak top oynamayı değil rakibe faul yapmayı başarabildiler. Amerika kıtasında arka arkaya yenilgilerle milli tribünleri şoka soktular. Öte yandan klibin coşturucu etkisi, futbolculardan çok Ahmet Davutoğlu üzerinde görüldü: “Bizim çocuklar ayağa kalkın. Eğer ABD maçında bir destan yazarsanız Gazzeli çocuklar da… Bütün dünyanın mazlumları da ayağa kalkacak.”  Davutoğlu geç kalmıştı çünkü bunları söylediğinde Türkiye zaten elenmiş durumdaydı.

Bir başka gecikmeli etki, gazeteci Cüneyt Özdemir üzerinde görüldü. ABD maçında set ekibine tribünlerde abartılı bir sevinme mizanseni çekimi yaptırdı. Sahiden sevindiği için mi öyle bas bas bağırıyor ve eğer öyleyse tam olarak neye seviniyor halen anlaşılmış değil. Bu jest, milliyetçi/mukaddesatçı devlet büyüklerinden nasıl bir takdir görmüştür bilemeyiz.

Türkiye evine döndü ama şölen devam ediyor. Sahalarda her gün “herkesin herkese karşı savaşı” simülasyonu sergileniyor; dünyanın her kıtasından genç sporcular birbirleriyle kıran kırana mücadele ediyorlar. Tribünlerde de dünya halkları tam bir destek yarışı içinde. Samba davulları susmak bilmiyor, Meksika dalgaları hiç durulmuyor ve Vikingler korkunç bir tempo davulu eşliğinde hep birlikte küreklere asılıyorlar. Herkesin herkese karşı savaşı yerine, aynı dünyada bir arada yaşamanın ve uygarca rekabetin değeri kutlanıyor. Bu atmosferde insanlığa “siz hepiniz” deyip parmak sallamak, füze göstermek hiç yakışık almıyor; sonu hüsran oluyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İşkenceci: Beni hatırladın mı Resul?

Sonraki Haber

Çerçeve yasa ve bizi bekleyen tehlike

Sonraki Haber

Çerçeve yasa ve bizi bekleyen tehlike

SON HABERLER

Tarihten günümüze Rojava

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Bu rejimin adı seçim garantili otokrasidir

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Çerçeve yasa ve bizi bekleyen tehlike

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Siz hepiniz…

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

İşkenceci: Beni hatırladın mı Resul?

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Barajda akıntıya kapılan gencin cenazesi bulundu

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Amedspor Akademi’de 2016 doğumluların programı açıklandı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır