Yeni Özgür Politika’nın yazarı Fuat Ali Rıza kaleme aldığı yazıda, ‘Mevcut Türkiye her bakımdan Kürt gerçeğine dar geliyor. Bu nedenle sürecin ilerlemesi için gerekli olan PKK’lilerin ne olacağı değil, Türkiye’nin başta ideolojik, siyasi ve hukuki duruş olmak üzere her bakımdan kendini değiştirmesidir’ dedi
Yeni Özgür Politika’nın yazarı Fuat Ali Rıza, sürece ilişkin kaleme aldığı “Sürecin ilerlemesi için neler yapmalı?” başlıklı yazısında önemli tespitlerde bulundu.
Yazıda şu ifadelere yer verildi:
“Kürtler, Barış ve Demokratik Toplum Süreci için ‘Nereden Başlamalı?’ sorusuna en çarpıcı ve güçlü cevabı verdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile hem süreci tanımladı hem de çok güçlü bir başlangıç yaptı. PKK de 5-7 Mayıs 2025’te gerçekleştirdiği 12. Kongre ile silahlı mücadele stratejisine son verip demokratik siyaset stratejisinin esas alınacağını ve mevcut örgütsel yapısının feshedildiğini karar altına aldı. Bu kararı uygulayacağını da çarpıcı pratik eylemlerle herkese gösterdi.
Böylece Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun siyasi çözümü açısından kapılar ardına kadar açılmış oldu. Kuşkusuz mutlaka böyle olmak zorundaydı denilemez. İçte ve dışta birçok çevre, söz konusu sorunların demokratik siyasi çözümü için PKK’nin böyle ön açıcı olmasını adeta zorunlu görüyordu. Bu nedenle çözüm için oluşan uygun koşullar bir türlü değerlendirilemiyordu. Kürt tarafı, büyük bir cesaret ve fedakârlıkla ve olabilecek en ağır riski alarak söz konusu beklentilerin gereğini yerine getirdi ve adeta herkese “Buyurun, şimdi top sizde” dedi.
İşte esas sorun bundan sonra başladı. Kürtlerin beklenmeyen ön açıcılığı üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen başta devlet ve AKP iktidarı olmak üzere Türkiye’nin siyasi ve toplumsal güçleri şimdiye kadar elle tutulur bir adım atamadılar. Bu konuda çoğu Kürtleri suçlayan söz üretiminden öteye geçemediler. Kimisi karamsarlık, kimisi de temelsiz umut yayarak süreci geçiştirmeye çalıştı. Sürecin ilerlemesi için ‘neler yapılmalı’ sorusu işte böyle ortaya çıktı.
Şimdi Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için cevaplanması gereken birinci soru, Türkiye’nin gerçekten PKK’yi içine alıp alamayacağı konusudur. Çünkü PKK bir parti veya hareket değil, varlık ve özgürlük mücadelesi yürüten bir toplumdur. PKK’de çağdaş Kürtlük kendi ifadesini buluyor. PKK’nin içinde örgütlenmiş olduğu Kürt toplumu, TC sınırları dışında da çok önemli bir yekûn oluşturuyor. Bu toplum 50 milyonu aşmış, bazılarına göre 60 milyon sınırına dayanmış durumda. Kadın özgürlükçü, ekolojist, demokratik komünalist bir bilinç edinmiş bulunuyor. Soru işte burada ortaya çıkıyor: Türkiye gerçekten bu ölçekte ve bilinçte olan bir toplumu içine alabilecek mi?
İdeolojisi, politikası ve sistemi ile mevcut Türkiye devleti bu soruya olumlu cevap verebilecek durumda değil. Önceki Adalet Bakanı, “Hukuki mevzuat uygun değil” diyerek cevap veriyordu. Gerçekten de mevcut Türkiye’nin hiçbir şeyi buna uygun değil. Söz konusu Kürt gerçekliğine göre çok dar ve de ters. O halde mevcut Türkiye her bakımdan kendini değiştirip yenilemeden Kürtleri içine alamaz ve PKK sorununu çözemez. Mevcut Türkiye her bakımdan Kürt gerçeğine dar geliyor. Bu nedenle sürecin ilerlemesi için gerekli olan PKK’lilerin ne olacağı değil, Türkiye’nin başta ideolojik, siyasi ve hukuki duruş olmak üzere her bakımdan kendini değiştirmesidir.
Sürecin ilerlemesi için cevaplanması gereken ikinci soruya aslında Rahmi Koç parmak bastı. Kuşkusuz amacı bu değildi ve tekil bir durum olmayıp Türkiye’deki genel yaşamı temsil etti. Geçen yüzyıldır, belki de iki yüzyıldır Türkçede, Kürtler için uydurulan sömürgeci ve soykırımcı, tabi aşağılayıcı ve hakaret edici dili gündeme getirdi. Kuşkusuz burada bunları sıralayacak değiliz. Ancak ciddi bir araştırma ile bunların açığa çıkartılıp Türkçe’nin bunlardan temizlenmesi gereği de açıktır ve sürecin ilerlemesinin ve sonuca ulaşmasının temel bir şartıdır. Bu dil değişmeden, Türkçe ve Türkler bu dilden kurtulmadan süreç başarıya ulaşmaz ve Türk-Kürt kardeşliği de gerçekleşmez. Konu işte bu kadar önemlidir. Bu durum belki de onur savaşı yürüten Kürt mücadelesinin özünü ifade etmektedir.
Burada Kürt ile kadının aynı noktada buluşması da üzerinde durmayı gerektiren önemli bir konu olmaktadır. Adeta Kürt sorunu ile kadın sorununun nasıl iç içe geçmiş olduğunu bize göstermektedir. Kürt karşıtı soykırımcı zihniyet ve dilin nasıl kadın karşıtı zihniyet ve dille aynı olduğunu gösterdiği gibi, Kürt özgürlük mücadelesinin de erkek egemen zihniyet ve dile karşı gelişen kadın özgürlük mücadelesi ile nasıl iç içe geçtiğini ortaya koymaktadır. Adeta Kürt halkıyla kadınların kaderlerinin ortaklığını göstermektedir. Derler ya, “Üslubu beyan aynıyla insan” diye. Yani Rahmi Koç’un söyledikleri ne tesadüftür ve ne de tekildir, Türkiye’deki genel zihniyet ve dil-üslup böyledir. Kürtlerle kardeş olabilmesi için Türk zihniyetinin ve dilinin temizlenmesi ve düzeltilmesi gerekir.
Son olarak, tartışılan yasa konusuna gelelim. DEM Parti İmralı Heyeti, 24 Mayıs tarihli İmralı ziyareti ve de bayram ardından AKP Yönetimi ile görüştü. Görüşme ardından bir “Çerçeve Yasanın” hazırlıklarının yapıldığı ve yakında 7-8 maddelik böyle bir yasanın çıkartılacağı açıklandı. Bu konuda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ön görüşlerinin alındığı ve taslak hazırlandıktan sonra tekrar İmralı’ya götürüleceği belirtildi. Kısaca bir süredir tıkanıp tıkanmadığı tartışılan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ilerlemesi açısından umutlu ifadeler kullanıldı.
Kuşkusuz Önder Abdullah Öcalan’ın da “Kök yasa” olarak tanımladığı hazırlanan taslakta nelerin olduğunu şimdilik bilemiyoruz. 7-8 madde dendiğine göre, konuya ilişkin temel ilkeleri içereceğini tahmin ediyoruz. Ancak açıklama yapanların kısmen ifade ettiklerine göre, ‘Çerçeve Yasa’ maddeleri PKK’nin silahsızlandırılması ve Türkiye’ye dönüşünü içerecekmiş! Halbuki PKK silahları yakarak kendi tutumunu 11 Temmuz 2025 tarihinde zaten ortaya koydu. Yani bu durum bir yıl öncesinden aşılmış bir şey. Pratikleşmesi ve PKK’lilerin Türkiye’ye dönüşü de yukarda ifade etmeye çalıştığımız siyasi ve hukuki değişiklikleri gerektiriyor. Yani PKK’nin çözmüş olduğu sorunları yeniden çözmeye çalışmak değil, süreci ilerletecek ve PKK’lilerin dönüşünü sağlayacak demokratikleşme ve Kürt varlığını tanıma yasalarını çıkarmak devletin ve AKP iktidarının işi olmalıdır. Bunun için de artık devlet kimse onlar toplanıp, Kürt varlığını resmen tanıyan ve demokratikleşmeyi öngören kararlar almalı ve bunu yeni hukuk haline getirmelidir.
Medya Haber TV’de “Kürt Dirilişi” adında bir belgesel yayınlanıyor. İzleyenler bilirler, geçen cuma günü yayınlanan bölümde 1993 ateşkes dönemi ile Turgut Özal’ın ölümü yer alıyordu. İlginç ama tam da Özal’ın PKK ile doğrudan görüşmek istediği gün ölümü gerçekleşiyor. Peki kim bu ölümü Kürt sorununun çözümünden kopuk düşünebilir ve de ele alabilir? Bir cumhurbaşkanı bunu yaşamışken, başka hangi siyasetçi Kürt sorununun çözümü için gerçekten çalışabilir? Biz bu konuda hep siyaseti ve siyasetçileri eleştirdik ve de suçladık; ancak siyaset üzerinde böyle bir ölüm fermanı varken ve bu durum değişmemişken hangi siyasetçi Kürt sorununun çözümüne ciddi ve gerçekçi yaklaşabilir?
O halde, demek ki önce Kürt sorununun çözümü üzerindeki korkuyu ortadan kaldırmak lazımdır. Bu da devletin zihniyet ve siyasetinde değişiklik yapması demektir. O halde, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ilerlemesi için PKK’lilerin ne olacağından önce devletin toplanıp Kürt halk varlığını ve Kürt kimliği ile siyaset yapmayı yasaklayan zihniyet ve siyasete son vermeli, bunları özgür kılan yasalar çıkarmalıdır. ‘Çerçeve Yasa’ sadece PKK’lilerin nasıl döneceğini içermekle kalmamalı, esas olarak Kürt kimliğiyle de siyaset yapma özgürlüğü içermelidir. Bu gerçekleşirse, yani süreç hukuki zemine kavuşursa, işte o zaman siyasetçiler korkusuzca düşünüp çözüm üretir ve PKK dahil tüm yasa dışı olmuş güçlerin dönüşünün de önü ardına kadar açılır. Şimdi esas yapılması gereken budur ve bunu da ancak devlet yapabilir. Demek ki yeni adımı devletin kendisi atmak durumundadır.”
Kaynak: Yeni Özgür Politika









