Kadim tarım arazilerine sahip Trakya coğrafyası doğalgaz-kayagazı, petrol sondajları ve madenlerle adeta yok oluşa sürüklenirken, bölgeye yapılmak istenen nükleer santral Trakya’nın idam fermanı anlamına geliyor
Bülent Ongun / İstanbul
Birinci sınıf tarım arazilerine sahip Trakya’da yeraltı suları ve halen temiz akabilen akarsular enerji ve sanayi tesislerine bağlanırken, nehirler de debiler her geçen yıl düşmekte, sanayi tesislerinin atıklarıyla beslenen Ergene Nehri’nde ise su yerine zehirli akışkan akmakta. Tüm bunlara karşın Trakya’da tarımı yok edecek adımlar aralıksız artarak devam etmekte. Geçtiğimiz günlerde Edirne İl Genel Meclisi toplantısında konuşan Çevre ve Sağlık Komisyonu Başkanı Serdar Çığla, Kırklareli Kıyıköy (İğneada) bölgesinde kurulmak istenen nükleer enerji güç santral (NGS) projesiyle ilgili fizibilite ve altyapı çalışmalarının başladığını söylemesi Trakya’nın idam fermanı anlamına gelmekte.
13 bin dekarda çalışma
Toplantıda konuşan Çığla, toplam 13 bin dönüm arazi üzerinde kurulması hedeflenen projeye ilişkin kamuoyuna çağrıda bulunarak, “2023 yılından beri Kıyıköy bölgesine kaydırılan ve Trakya’yı ciddi şekilde etkileyecek bir nükleer enerji santrali projesi bulunuyor. Santralin, 13 bin küsur dönüm arazi üzerine kurulması planlanıyor ve fizibilite ile altyapı çalışmaları şimdiden başlamış durumda. Trakya’da yaşayan tüm insanlar olarak, bu enerji sisteminin insan sağlığına, çevreye, kullanma ve içme sularına, doğaya vereceği olumsuz etkiler karşısında durmamız gerekiyor. 13 bin dönümlük arazi, İstanbul ve Trakya’nın su ve doğa ihtiyacını karşılıyor. Ancak bu arazi, nükleer santral için kullanılacak ve binlerce, hatta on binlerce ağaç yok edilecek” dedi.
Rusya, ABD, Çin, G. Kore
Çinli şirketlerle yapılan görüşmelerde Trakya İğneada’da Nükleer Santral kurma hazırlıklarının devam ettiği açıklanmıştı. 2024 yılı Mart ayında yapılan bu açıklama sonrası ABD ve G. Kore’nin de Trakya’ya ilgi gösterdiği duyurulurken, Rusya’nın Trakya’yı enerji merkezi yapalım açıklamaları santrale Rusya’nın da yakın durduğu anlaşılabiliyordu. Türkiye enerji kaynaklarını çeşitlendirerek arz güvenliğini artırmak iddiasıyla 20 bin MW kurulu güçte nükleer santral kurmak istediğini beyan etmişti. Türkiye’de enerji arz fazlasının ihtiyacın 3 katı olması ise santrallerin Türkiye’nin ihtiyacı bağlamında ele alınmadığını gösterirken, Rusya’nın Akkuyu için, ‘başka ülke topraklarındaki santralimiz’ açıklaması santrallerin Türkiye’nin enerji ihtiyacı için değil nükleer sermayeye alan açmak amacı taşıdığı anlaşılabilmekte. Trakya İğneada’da nükleer santral kurma girişimleri bir yandan ilerlerken, Rusya, ABD, Çin ve Güney Kore nükleer sermayesi Sinop ve Trakya için sıraya girmiş durumda.
Nükleer santral gerilerken!
Diğer yandan 2022 Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’na (WNISR2022) göre nükleer enerjinin küresel elektrik üretim kapasitesindeki payı 2021’de yüzde 10’un altına düşerek kırk yılın en düşük seviyesine gerilediği yer aldı. Buna göre küresel nükleer enerji santrallerinde, 2021 yılında 2 bin 653 terawatt saat elektrik üretilerek küresel üretimin yüzde 9,8’ini oluşturdu. Raporda, 70’li yıllardan bu yana dünya genelinde yaygınlaşan ve 90’lı yıllarda büyüyen nükleer güç santralleri günümüzde önemini gittikçe yitirirken, birçok yeni santralde gecikmeler yaşandığına dikkat çekiliyordu. 2022’nin ortalarından itibaren 33 ülkede toplam 411 reaktörün faaliyet gösterdiği yer alırken, dünyanın en fazla nükleer enerji ise ABD’de üretiliyor. Fransa ise nükleer güç jeneratörleri konusunda ABD’nin ardından ikinci sırada yer alıyor. Raporda, 5 yıldan fazla süredir çalışan 182 nükleer santral ünitesi ise ya kapatılmayı bekliyor ya da hizmetten çıkarmanın çeşitli aşamalarında bulunduğu belirtiliyor. Ancak COP28 sonrası nükleer sermaye kendisine alan açmayı başardı.
COP28 ve nükleer sermaye
Çernobil ve Fukuşima nükleer santrallerinde yaşanan patlamaların yarattığı radyoaktif zehirlenme ve ölümler sonucunda nükleer sermaye kan kaybına uğrarken, yeni siparişler alamıyordu. Birçok ülke nükleerden çekilme kararlarını açıklarken, Türkiye gibi bazı ülkeler ise bu dönemde nükleer santral kurma hevesine soyundu. Diğer yandan küçük nükleer reaktörlerin güvenilir ve düşük maliyetli bir çözüm olarak tartışmaya açılırken, SMR’lerin çok daha fazla atık ürettiği ortaya çıktı. COP28’de nükleer sermaye ‘Nükleer Enerjiyi Üç Katına Çıkarma Deklarasyonu’nun imzalanmasıyla kendisine alan açmayı başarırken, yaşam için büyük tehdit olan nükleer santrallere kurtarıcı rolü yüklenmeye çalışılması dikkat çekiciydi.
ABD’de 115 bin ölüm
Geçtiğimiz günlerde Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu tarafından yürütülen bir çalışmada, ABD’de faaliyette olanvnükleer santrallere yakın konumdaki ilçelerde kanser kaynaklı ölüm oranlarının yüksek olduğunu ortaya koydu. Nature Communications dergisinde, nükleer santrallere yakın yaşamanın ölçülebilir bir kanser riski oluşturduğunu ve bu riskin mesafe arttıkça arttığını gösterdi. İstatistikler, 2000-2018 yılları arasında 115 bine yakın kanser kaynaklı ölümün aktif nükleer santrallere yakın olmakla ilişkilendirilmesi gerektiğine işaret etti.
Atıklar yüzbinlerce yıl zehirliyor
Türkiye’nin Paris iklim anlaşmasının imzalandığı sırada nükleer atıkların ithalinin önünü açan ek madde dikkat çekmişti. Zirvede AB’nin yaptığı güvenli tasfiye vurgusu atıkların AB topraklarından ihraç edileceğinin açık göstergesiydi. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkenin de bu atıkları almaya hazır olması ise attığı adımlardan anlaşılırken, büyük bir radyoaktif kirlilik kapımızın önünde beklemekte. Nükleer reaktörler tarafından üretilen atık, yüz binlerce yıl boyunca radyoaktif kalıyor olması ve bugüne kadar radyoaktif atıkların bertaraf edilebilmesinin bir yolunun bulunamamış olması başta Türkiye olmak üzere geri bıraktırılmış ülkeler için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye’nin Rusya ile yaptığı anlaşmada da atıkların nasıl bertaraf edileceği net olmazken, Türkiye nükleer atık merkezi haline getirilmek istendiği tartışmaları devam ediyor.









