Zorla Türkleştirme bir faşist uygulamadır. Hatta buradaki örnekte bir saçmalığı da içermektedir. ‘Biz köken araştırmıyoruz, yeter ki kendisini Türk olarak ifade etsin’ deniliyor. Bu yaklaşımla uygulanan faşizmdeki derinlik örtbas edilmek, hatta insaniymiş gibi gösterilmek isteniyor
Dr. Hayri Hazargöl
Vatandaşlık konusu bu süreçte en fazla tartışılan konulardan biridir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan çeşitli görüşmelerde vatandaşlık konusunda değerlendirmeler yapmıştır. Konunun anlaşılması için biz bu yazımızda esas olarak bu değerlendirmeleri yansıtacağız. Çokça üzerinde durulan “vatandaşlık” kavramına da bir açıklık getirmek önem arz ediyor. Mevcut anayasada vatandaşlığı düzenleyen madde üzerinde yürütülen bir tartışma yürütülmektedir. O tartışmaya girmenin bir anlamının olmadığını düşünüyoruz. Öncelikle ifade etmeliyiz ki, anayasalar ideolojik metinler değildir. Sosyal olguları icat etmek gibi bir görevleri yoktur. Demokratik bir anayasa var olan toplumsal olgulara yasak koymadan, kendilerini özgürce ifade etme olanaklarını yasal olarak hazırlar. Anayasa ve yasalar özgürlükçü demokratik bir perspektife göre yenilenmek durumundadır. Diğer yandan ulus-devlet amacının olmadığını belirttik. İlkesel olarak karşı olduğumuz bir durum olduğunu da ifade ettik. Ancak şu açıktır ki, devlet vatandaşlığı ile ulusa aidiyeti aynılaştırma faşist bir ilkedir. Ne Kürtler ne de başka bir etnik grup kendini Türk olarak ifade etmek zorunda değildir. Asıl faşizm burada gizlidir. Zorla Türkleştirme bir faşist uygulamadır. Hatta buradaki örnekte bir saçmalığı da içermektedir. “Biz köken araştırmıyoruz, yeter ki kendisini Türk olarak ifade etsin” deniliyor. Bu yaklaşımla uygulanan faşizmdeki derinlik örtbas edilmek, hatta insaniymiş gibi gösterilmek isteniyor.
İlkesel olarak belirtiyoruz; vatandaşlık devlete aidiyeti belirler. Milliyete aidiyet ise vatandaşlığın konusu değildir. Aynı vatandaşlık bağıyla birbirine bağlanmış ancak farklı milliyet aidiyetlerine mensup insanlar bir arada yaşayabilir. Bunun örneklerini dünyanın çok farklı bölgelerindeki ülkelerde görmekteyiz. Vatandaşlık ilkesi bahane gösterilerek bir topluluğun etnik kimliği yok sayılamaz. Çünkü vatandaşlık ilkesi sadece bir devletle kurulan aidiyetle ilgilidir. Süryani, Çerkez, Arap, Ermeni, Afrikalı veya Rus Türkiye vatandaşı olabilir ama bunlara kendilerini Türk olarak ifade etmelerini dayatmanın faşizmden başka bir tanımı yoktur. Bir insan hem Kürt hem Türkiye vatandaşı olabilir ve hatta yegâne çözüm budur. Amerika’da insanlara kendi aidiyetlerinden soyunarak vatandaş olma dayatılmıyor; Fransa’da Kuzey Afrikalılara zor yoluyla Fransız olmaları dayatılmıyor. Ama Türkiye’de Kürtler ve diğer birçok halk sırf bu ülkede, kendi anayurtlarında yaşamak istedikleri için Türk olmaya zorlanıyor! Türk kimliği bundan ne kazanacak? Açık ki, bu durum Türk kimlik ve kültürüne de en büyük hakarettir. Türk kimliği o kadar yoksun mudur ki, başka kimliklerden insanların kendisine tabi olmasını zor yoluyla dayatmak durumunda kalıyor? Niceliği mi niteliği mi yetersizdir? Kadim bir kimlik, faşizm uğruna tartışma konusu yapılmakta ve bu da sözde Türk kimliğinin yüceltilmesi adına savunulmaktadır.
Peki, kadim halkların, kültürlerin coğrafyası olan bu toprakların insanları bunu öylece kabul edecekler mi? En küçük bir çatlaktan sızarak böylesi bir sistemi yerle bir etmek için pusuda kalmaya devam etmeyecekler mi? Bu dayatmalar, tedirgin ve ürkek bir beraberlikten başka ne kazandıracaktır? Hadi Kürt kendisinden vazgeçti, artık Türk olduğunu kabul etse bile, buna kim inanır? Kökleri binlerce yıla yayılan Süryaniler, Ermeniler, Araplar, Çerkezler, Lazlar “ben Türk’üm” dediklerinde Türklük kimliği kurtulmuş mu olacak? “Biz kendi aidiyetimizden vazgeçtik” deseler bile bunun sosyolojik bir karşılığı olacak mı? Vatandaşlık ilkesi adı altında dayatılan faşizmin ne bir mantığı ne de bir tutarlılığı vardır. Bunun hızla terk edilmesi hayati önem arz etmektedir. Türkiye akademi dünyası, aydınlar, düşünürler ve siyaset çevreleri bu yaklaşımı terk etmeliler. Bunu sosyoloji adına, ilericilik adına savunmaları tam bir garabet örneğidir. Tarih bu tezi savunanların içlerindeki derin ırkçılığı, ayrımcılığı yazacaktır. Açık ki dayatılan “kendini inkâr etme özgürlüğü”dür. Bunun mantıkla, ahlakla, inançla veya bilimle izah edilecek tarafı yoktur. Bu anlayış sahiplerinin böylesine bir faşizmi toplumlara dayatmaktan vazgeçmeleri gerekiyor.
Önemli olan özgürce kendini ifade etmedir. Bir insanın kendi aidiyetini şu veya bu olarak ifade etmesine anayasa veya vatandaşlık ilkesi karışamaz. Tekrar vurgulamak gereği duyuyoruz: Vatandaşlık devlete bağı düzenler, milliyete aidiyet ise bireyin sahip olduğu sosyo-kültürel bağlar tarafından ve bireyin kendi özgür iradesince belirlenir. Devlet; milliyet, din ve mezhep aidiyetlerine karışamaz. Bunun dışındaki her türlü yaklaşım reddedilir.
Vatandaşlık ilkesi doğru anlaşılmalı ve içeriği son derece anlaşılır biçimde düzenlenmelidir. Vatandaş, milliyet, din, kültür ve sistem tercihinde özgürdür. Bunun pratikleştirilmesinin önünde de devletten doğan bir engelin olmaması gerekir. Vatandaşlık tanımı devlet üyeliğini belirler. T.C. vatandaşı olan herkesin bu devlete bağlılığını ifade eder; Kürt veya Türk olmasını değil… Bir millete, ulusa vatandaş olunmaz; bir dine vatandaş olunmaz, bir mezhebe vatandaş olunmaz; bir devlete vatandaş olunur. Türkiye Cumhuriyeti söz konusu olduğunda üye olacak kişi Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaş olabilir. Bu tanımın doğru anlaşılması gerekir. Devlet vatandaşlığı ile ulusal aidiyetler karıştırılıyor, ikisinin aynı olduğu gibi bir yanlışlık doğru gibi dayatılıyor. Anayasaya konulan böylesi bir maddenin her türlü birlikteliğin önünü tıkadığı iyi anlaşılmalıdır.
Bir anayasa maddesiyle Kürtleri ve diğer halkları Türk ilan etmenin hiçbir mantığı yoktur. Bu madde gerçeklere aykırı ve inkârcı bir maddedir. Israr edilmesinin anlamı da faşizmde ve soykırımda ısrar etmektir. Zorla kimse Türkleştirilemez. Türkiye’de yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır, ama herkes Türk değildir. Bunu daha fazla zorlamamak gerekir.









