• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
20 Şubat 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Karasu: Attığımız adımların hukuki ve siyasi karşılığı olmalı

3 Ocak 2026 Cumartesi - 10:57
Kategori: Güncel, Manşet

Abdullah Öcalan’ın ikinci aşamaya geçilmesini istediğini hatırlatan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, attıkları adımların hukuki ve siyasi karşılığı olması gerektiğinin altını çizdi

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair ANF’ye verdiği röportajın ikinci bölümünü paylaşıyoruz. Mustafa Karasu, yaşamını yitiren gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak, başladığı bu bölümde şu ifadeleri kullandı:

“Yaşamını yitiren değerli devrimci Hüseyin Aykol’u saygı, sevgi ve minnetle anıyor; yakınlarına, yoldaşlarına ve tüm sevdiklerine başsağlığı diliyorum.

Hüseyin Aykol hem bir dostumuz hem de bir yoldaşımızdı. Hüseyin Aykol, tüm hayatını özgürlük mücadelesine adamış ve bu yolda bedel ödemekten çekinmemiştir. Türkiye’nin demokratikleşmesini Kürt halkının özgürlüğünde görerek yaşamının son 36 yılını aralıksız bir şekilde Özgür Basın içinde geçirdi. Bu duruşuyla Türkiye’nin gerçek bir yurtseveri ve devrimcisi oldu. Özgür basındaki çalışmalarıyla Kürt halkının özgürlük mücadelesinin sesi olurken, acılarına ve sevinçlerine de ortak oldu. 12 Eylül faşist askeri darbe döneminde zindanlarda işkenceyi yaşayan bir devrimci olarak, özgürlük tutsaklarının sesini yazılarıyla herkese duyurdu. Türkiyeli sosyalist, devrimci, gazeteci ve yurtsever nasıl olunur denilirse; Hüseyin Aykol yoldaşın duruşu ve mücadelesi örnek olarak gösterilecektir. Kürt halkı, gerçek Türkiye yurtseverleri, mücadele arkadaşları, Özgür Basın ve onun eğitiminden geçen Kürt gazeteciler Hüseyin Aykol’u unutmayacak, unutturmayacak. Biz de yoldaşları olarak onun özgür ve demokratik Türkiye özlemini yerine getirme sözümüzü yineliyoruz.

‘Kürt sorununun var olmasında CHP politikalarının rolü çoktur’ 

Dünyanın her yerinde çatışma çözümlerinde toplumsal destek önemli görülür. Çözüm iradesi olan iktidarlar toplumsal desteği artırıcı politika izlerler. Bu açıdan tüm muhalif kesimlerin de çatışma çözümüne destek vermesi için özel çaba gösterirler. Kuşkusuz bir çözümü on yıllardır isteyen bir hareket olarak toplumsal desteğin oldukça fazla olması anlayışıyla hareket ediyoruz. Özellikle demokrasi güçlerinin desteğini çok önemli görüyoruz. Çünkü Kürt sorununun çözümü ile demokratikleşmenin etle tırnak gibi olduğunu düşünüyoruz. Bu açıdan tüm toplumsal kesimlerin bu sürecin destekçisi olmasını hedefliyoruz. CHP’nin de Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme çabasında rol alması önemlidir. CHP, Türkiye’nin kurucu partisidir. 30 yıl kadar tek parti olarak iktidarda olmuştur. Bu açıdan Kürt sorununun var olmasında CHP politikalarının rolü çoktur. Ancak Türkiye’deki sosyalist sol dışında Türkiye’deki diğer siyasi akımların da Kürt sorununda farklı politikaları olmamıştır. Kürt sorununun çözümsüz kalmasında bu siyasi durum büyük etkide bulunmaktadır. Bu açıdan Türkiye gerçeğinde siyasi alanda değişim yaratmak çok önemlidir. Kürt sorununun çözümsüzlüğü siyasi alanı rehin almış durumdadır. Bu yönüyle bizim mücadelemiz aynı zamanda Türkiye’deki siyaseti de doğru temele oturtma mücadelesidir.

‘Sol söylemler, CHP içinde demokratik damarı ortaya çıkardı’

CHP uzun yıllar tek parti olduğundan birçok siyasal eğilimi içinde taşımıştır. Öte yandan Batı modernitesinin etkisinde olan bir parti olmuştur. Bir yönüyle partinin bu politik duruşu toplumla ilişkilerini olumsuz etkilerken, diğer yandan Batı’nın bazı olumlu özelliklerinden de etkilenmiştir. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’nin ve onun devamı olan Adalet Partisi’nin sağcı görülmesi CHP’yi onlarla kısmen sorunlu hale getirmiştir. Özellikle Adalet Partisi’nin 1968 kuşağı devrimci gençlere karşı olumsuz tutumu ve Denizlerin idamında aktif rol oynamaları, sol kesimin 12 Mart sonrası CHP’yi desteklemesi gibi bir durum ortaya çıkarmıştır. 1970’li yılların çatışma ortamında CHP’nin bazı sol söylemlerde bulunması, CHP içinde bir demokratik damarın ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir.

‘Şu anki tutumu tarihi bir fırsatı kaçırmayı ifade etmektedir’ 

Demokrasi güçleri ve Kürt halkı da bu durumu CHP’yi demokratikleşme yönünde teşvik etme yaklaşımı içinde olmuşlardır. CHP de son zamanlarda Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin desteğini almak için Kürt sorununun varlığından ve çözülmesi gerektiğinden söz etmiştir. Ne var ki Kürt sorununun çözümü konusunda somut tutum alma durumu kendini dayatınca CHP’nin içindeki Kürt’ü soykırıma uğratmayı hedefleyen eğilim başını kaldırmıştır. Dili, kimliği ve kültürü ile ayrı bir halk olma gerçeğine karşı gerici bir duruş içine girmişlerdir. Klasik inkarcı ve Kürt’ü Türklük içinde eritme zihniyetinde olanlar, kendilerini dayatarak CHP içindeki demokratik eğilimi ve duruşu geriletmişlerdir. Her ne kadar bazıları bu durumu AKP karşıtlığıyla açıklasalar da Türkiye’nin en temel sorununda böyle bir izah yapılması kabul edilemez. Sadece CHP içindeki bu gericiliği örtmenin argümanı yapılmaktan başka bir anlam taşımaz. Kuşkusuz bizler de AKP iktidarının sürecin toplumsallaşması için sorumluluklarını yerine getirmediğini söylüyoruz. Ancak CHP’nin AKP’yi gerekçe göstermesi, tutumlarını izah etmez. Halbuki Kürt sorununda doğru ve aktif tutum alsaydı, temel demokratikleşme konusundaki bu yaklaşımıyla demokrasi isteyen toplumda etkisi artar, gerçek bir iktidar alternatifi haline gelirdi. Tek parti dönemi sonrası iktidara gelen tüm partiler, ilk önce demokratikleşmeye vurgu yapmışlardır. Buna AKP iktidarı da dahildir. Bu açıdan CHP’nin şu anki tutumu tarihi bir fırsatı kaçırmayı ifade etmektedir. Eğer CHP mevcut süreç konusunda önümüzdeki dönemde olumlu rol oynamazsa demokrasi ve özgürlükler konusundaki söylemleri inandırıcılığını tümden kaybedecektir.

‘Kürt’e ve Kürt siyasetinin taleplerine de karşıdırlar’ 

Önder Apo’nun muhatap alınmasından rahatsız olanların, başka bir Kürt’ün muhatap alınması ve Kürt sorununun çözümünü isteme gibi bir yaklaşımları yoktur. Bunlar Kürt düşmanıdırlar. Kürtleri bir siyasi irade görmek istemeyenlerdir. Öyle Kürt siyasi iradesi olarak tanıyacakları muhatap aramazlar. Zaman zaman bazı isimleri dillendirmeleri sadece Kürtler içinde kafa karışıklığı yaratmak içindir. Bunlar herhangi bir Kürt’e ve Kürt siyasetinin taleplerine de karşıdırlar. Bu açıdan söz konusu çevrelerin rahatsızlığı Önder Apo’nun muhatap alınmasına değil; Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamını savunan birisinin muhatap alınmasınadır. Bu kesimlerin Kürt sorunu konusundaki yaklaşımlarına bakıldığında iradeli ve Kürtlerin temel demokratik haklarını isteyen ve savunan bir Kürt’ün muhatap alınmasını kabul etmeyenler oldukları görülür.

‘Kürtlerin desteğiyle Anadolu kurtuldu’

Ortadoğu’da halklar yüzyıllar boyu komşu olarak yaşamışlardır. Zaten ulus devletlerin oluşumuna kadar halklar bazı imparatorlukların siyasi egemenliği altında yaşamışlardır. Kürtler de bir dönem İrani imparatorluklar, bir dönem Arap İslam imparatorlukları, daha sonra da Osmanlı İmparatorluğunun siyasi egemenliği altında yaşamışlardır. İmparatorluklar için siyasi egemenliğinin kabul edilmesi yeterlidir. İmparatorluk içinde yaşayan her halk kendi dili, kültürü ve kimliğiyle yaşayabilir. İmparatorluklarda yerel otoriteler de kabul edilir. Kürtler 1071 yılından itibaren Türklerle birlikte yaşamışlardır. Türk beylikleri ya da imparatorluklar içinde kendi kimliklerini koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kürtlerle-Türklerin ilişkileri yüzyıllarca ciddi bir sorun olmadan sürmüştür. Nitekim 19. yüzyılın başına kadar ciddi bir sorun yaşamamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu içinde Kürtlerin her bakımdan pozisyonu güçlü ve stratejiktir. Osmanlının Arap alanları ve Avrupa’ya yönelik yayılması da Kürtlerle iyi ilişkileri sonucudur. Osmanlı İmparatorluğu, bu gerçekliğin bilincindedir. Osmanlının sorunlar yaşamasında Kürtlerle kurulan ilişki ve dengenin bozulmasının önemli etkisi vardır. Yüzyıllar boyu Kürtlerle kurduğu ilişkiye dayanarak güçlü olan Osmanlı İmparatorluğu dağılma sonrası Türkiye olarak ayakta kalmasını yine Kürtlere borçludur. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtlerin verdiği destekle Anadolu kurtulmuş, Türkler varlığını yeni Türkiye ile sürdürmüştür.

‘Türk halkının aslında Kürtlere düşmanlığı yoktur’

Önderlik Türkiye ile Kürt sorununun çözümünü isterken, bunu tarihsel Kürt-Türk ilişkilerine dayandırmaya çalışıyor. Kürt ilişki diyalektiği Türklerin bölgede var olmasının ana dinamiğidir. Böyle bir tarihsel gerçeklik var. Eğer bu tarih ciddiye alınır ve bu tarihe dayanılırsa yeniden güçlü Türk-Kürt ilişkisi kurulur. Bundan hem Türkler hem Kürtler yararlanır. Önderlik, bu zihniyetle demokratik ulus çözümünü kabul ettirmeye çalışıyor. Kürtler böyle bir çözüme hazırdır. Türk devleti ve siyasi güçler de tarihsel gerçekliğe dayalı böyle bir çözümü kabul ederlerse, böyle bir çözüm gerçekleşir. Türk halkının aslında Kürtlere bir karşıtlığı ve düşmanlığı yoktur. Ancak yüzyıllık politikalarla Türk halkı içinde Kürt düşmanlığı geliştirilmiş, Kürtlerin özgürlük talepleri Türk karşıtlığı olarak gösterilmiştir. Siyasi irade bu yüzyıllık politikadan vazgeçerse, kısa sürede tarihsel Kürt-Türk çözümü gerçekleşir. Hem de eskisinden daha güçlü olarak… Çünkü Kürtler şu anda Türkiye’nin her tarafına yerleşmişlerdir. Kuşkusuz Kürtlerin kendi dili, kimliği ve kültürleriyle özgürce yaşaması önündeki tüm engeller kaldırılırsa..!

‘Adımlarımızın hukuki ve siyasi karşılığı olmalıdır’ 

Kamuoyunun bildiği gibi, birçok önemli ve radikal adımlar attık. PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması kararını aldık, Türkiye içinde ve sınır hatlarında çatışma riski olan alanlardan gerilla güçlerimizi çektik. Türkiye’nin artık bu süreci siyasi ve hukuki zemine taşıması gerekiyor. Bu adımlarımızın hukuki ve siyasi karşılığı olmalıdır. Barışın kalıcılaşması böyle gerçekleşir. Gerilla ve feshedilen PKK’nin kadrolarının hukuki durumu netleşmez ve özgür demokratik siyaset yapma koşullarını yaratacak yasalar çıkmazsa, bu süreç bir aşamada tıkanıp kalır. Bu nedenle Önder Apo, ikinci aşamaya geçilmesini istemiştir. Bu aşama hem örgütsel yapıların, silah bırakanların hem de Kürtlerin hukuk içine alınacağı süreç olmaktadır. İkinci aşamanın sağlıklı ilerlemesi açısından Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara sahip olması gerekir. Kürt sorununun başka bileşenleri de vardır. Önder Apo’nun bunlarla görüşüp onları çözüm sürecine dahil etmesi gerekir. Yine Türkiye’de birçok kesimin de bu sürecin parçası haline getirilmesi önemlidir. Bunun için de Önder Apo’nun bu çevre ve kişilerle görüşmesi, onların görüşünü de alması, çözümü güçlendiren çalışma olacaktır.

‘İktidarın niyeti ve amaçları konusunda sorgulama yaratıyor’ 

İktidarın attığımız adımlar karşısında ikinci aşamaya geçmemesi, ister istemez iktidarın niyeti ve amaçları konusunda sorgulama yaratıyor. İktidarın süreç karşıtı güçleri gerekçe yapması da inandırıcı değildir. Aslında açık süreç karşıtlığı yapanlar marjinaldirler. Bunlar dışında toplumsal destek artırılabilir. Ancak AKP iktidarı bu konuda gerekli politik yaklaşımları ortaya koymuyor. Bu nedenle kendi politikasının yarattığı yetersizlikleri gerekçe göstermesi doğru değildir.

Yeni yıl mesajlarında süreci sahiplendiklerini söylüyorlar. Bu süreçte iktidarın yapması gereken birçok şey varken yapılmaması, süreci sahiplenme söylemiyle örtüşmüyor. Devlet Bahçeli bile ‘bu süreç tek taraflı yürümez’ dedi, ‘tek kanatlı uçuş olmaz’ dedi. Bu açıdan iktidar, Meclis’te gerçekçi ve sorunun çözümüne yönelik yasalar çıkarılmasını sağlayarak, tüm toplumda sürecin başarılı olacağına dair inancı artırmalıdır. Eğer bu temel sorun muhatapla çözülecekse, o zaman Önder Apo’nun özgür çalışır ve yaşar koşullara acil kavuşması gerekir. Bununla birlikte Devlet Bahçeli’nin söz verdiği umut hakkı konusu da gündeme konulmalıdır. AİHM ve Avrupa Bakanlar Komitesi de umut hakkının uygulanmasını istiyor. Bu tür kararlar, Türkiye anayasasına göre uyulması ve uygulanması gereken hukuki kararlardır.

‘Tüm PKK’liler ve gerillalar için özel bir yasa gerektiriyor’ 

Umut hakkı ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü konusu, aslında Meclis’te yasa çıkmadan da çözülebilecek bir konudur. Çünkü umut hakkı 25 yıldan sonra gündeme girer. Önder Apo 27 yıldır esaret altındadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına dayanarak Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanabilir. Öte yandan PKK feshedilmiş, silahlı mücadeleye son verme kararı alınmış. Bu durum tüm PKK’liler ve gerillalar için özel bir yasa gerektiriyor. Bu yasa birinci dereceden Önder Apo’yu da ilgilendiriyor. Çıkarılması gereken yasanın Önder Apo’yu da kapsaması gerekiyor. Feshedilen PKK yönetimini kapsayacak ama Önder Apo bunun dışında olacak! Bu olmaz. Zaten PKK yönetim ve kadrolarını, yine savaşçıları kategorilere ayırmak süreci tıkamak olur. Bu açıdan çıkarılacak özel yasa ya da geçiş yasasının sürecin ruhuna uygun ve sürecin başarılı olmasını sağlayacak nitelikte olması önemlidir. Yoksa Önderliğe düşmanlık yapanların, partisini feshedenlere ve silahlı mücadeleyi bırakanlara düşmanlık yapanların gürültülerine bakarak kararlar alınırsa o zaman bu süreç nasıl başarıyla ilerletilebilir? Biz her kesimi dinleyen Meclis’in ve sürece sahip çıkan aktörlerin sağduyu ile yaklaşıp doğru kararların çıkması yönünde irade ortaya koyacaklarını düşünüyoruz. Önder Apo’nun fiziki koşullarında şu anda bir iyileşme yok. Sadece kaldığı yerin daha uygun hale getirilme çalışmaları olduğu yönünde bazı bilgiler yansımaktadır.

‘Çalışmaya denk bir yasa hazırlanması beklenmektedir’ 

Her parti Meclis Komisyonu’na raporunu sundu. Meclis Başkanı komisyondakilerle diyalog içinde, Meclis’e bir yasa sunulacak. Kuşkusuz Meclis’e yasa sunulması aşamasına gelmek önemlidir. Esas olarak da bu yasanın nasıl bir içerikte olacağı önemli olacaktır. Önder Apo on yıllardır sürekli Meclis’in devreye girmesini, Meclis’te oluşturulacak bir komisyonun bu soruna el atmasını istemiştir. CHP ve diğer partiler de bu sorununun Meclis’e taşınmasını istemiştir. AKP-MHP ittifakı da Meclis’in devreye girmesini kabul etmiş, bunun sonucu Meclis Komisyonu kurulmuştur. Meclis’te komisyonun kurulması önemli bir adım olmuştur. Eksikleri olsa da önemli bir çalışma yürütmüştür. Şimdi bu çalışmaya denk bir yasa hazırlanması beklenmektedir. Kuşkusuz bizim beklentimiz, attığımız adımları hukuki bir statüye kavuşturup demokratik siyaset yapma özgürlüğünün amasız ve fakatsız sağlanmasıdır. Sırrı Süreyya Önder, 27 Şubat çağrısını okuduktan sonra, ‘bunların gerçekleşmesi için hukuki ve siyasi gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekir’ demiştir. 27 Şubat çağrısı AKP-MHP ittifakı ve herkes tarafından olumlu görüldüğüne göre, o zaman 27 Şubat çağrısının gerçekleşmesini sağlayacak hukuki ve siyasi gerekliliklerin Meclis tarafından yerine getirilmesi beklenir.

‘Türkiye’de partilere ve siyasetçilere güven çok azalmıştır’ 

Meclis, şimdiye kadar Kürt sorununda sadece olumsuz rol oynamıştır. Kürt inkarını ve Kürtlerin Türkleşmesini sağlayan ya da bunların sıkı uygulanmasını sağlayan yasalar çıkarmıştır. Gelinen aşamada pozitif rol oynaması beklenmektedir. Zaten bu rol oynanmadan, ne partiler gerçek anlamda siyaset yapan organlar olur ne de Meclis, sorunları çözen bir merci olur. Bu açıdan bu aşamayı, aynı zamanda siyasetin ve Meclis’in rüştünü ispatlayacağı aşama olarak görmekteyiz. Bu rol oynanmazsa siyaset ve Meclis toplumu aldatma kurumları haline gelir. Zaten Türkiye’nin temel sorunlarına el atmadığından Türkiye’de partilere ve siyasetçilere güven çok azalmıştır.

Karasu: Kürt sorunu çözülmedikçe darbeye yol açacak zemin her zaman olacak

Devam edecek…

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sanatçı Mahsa Zarei gözaltına alındı

Sonraki Haber

 İran’da protestolar 6’ncı gününde: Halka yönelik şiddet ve gözaltılar sürüyor

Sonraki Haber

 İran’da protestolar 6’ncı gününde: Halka yönelik şiddet ve gözaltılar sürüyor

SON HABERLER

Demokratik entegrasyon ve siyaset zamanı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

İkinci komplo saldırıları, Kürtlerin tutumu ve Münih Güvenlik Konferansı’na etkileri

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

Aydınlıksız aydınların karanlığı…

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

Bir kitaptan fazlası: Ekoloji yoldaşlığı        

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

Bir örgü, bin yemin         

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

Kritik bir eşik

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

İktidar ‘nefret yasası’ peşinde

Yazar: Yeni Yaşam
20 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır