Selahattin Demirtaş’ın vakti zamanında söylediği ‘bu kadarı da olmaz dediğiniz her şeyi yapacaklar’ sözünü deneyimlemeye devam ediyoruz. CHP için İmamoğlu ile başlayan süreç, Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği kurultayın, mahkeme yoluyla mutlak butlan kabul edilmesi ve Kılıçdaroğlu’nun bir nevi kayyumluğa seve seve talip olması ile yeni bir aşamaya geldi.
İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yapılan operasyon ve geldiğimiz son nokta boyunca, AKP’li siyasetçiler çok az konuşup, çokça sustular. Olan bitende bir dahlimiz yok, yargının kararlarına saygı duymak gerekiyor yaklaşımından öteye gitmediler. Sürecin kamuoyunda kabul görmesi işini ise iktidar medyasında görevli elemanlara ve geçmişte CHP üzerinden var olmuş, sonrasında ise Kılıçdaroğlu ile birlikte kaybetmiş, son dönemlerde bu işler için iktidar medyasında istihdam edilmiş kişilere yaptırdılar. Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin yerelde iktidar olması, İmamoğlu’nun CB seçimini kazanacak bir figüre dönüşmesi ile birlikte oluşan durum, AKP’nin bir hamle yapmasını gerektiriyordu. Çözüm sürecine Özel’in verdiği tam destek de iktidarın istediği sonucu vermedi. Kürtlerle siyaseten ilişkileri devam eden bir CHP, eskiden olsa iktidar için bulunmaz bir lütuf olurdu. Fakat gelinen noktada bu ilişkinin Kent Uzlaşısı üzerinden kazandığı büyük seçim başarısı, iktidarın CHP’yi zayıflatıp, gerekirse parçalayıp seçimlerde önemli bir aktör olmaktan çıkarması için elinde kalan son karta, Kılıçdaroğlu’lu bir CHP dizaynına itti.
Adıyaman’da çok yapılır. CHP’liler eğlence olsun diye birini gözüne kestirir, diyelim bu kişinin adı Ali olsun. Ali’yi biri iki gaza getirirler. Sonra gaza gelen Ali, hoş sözler duymak için bu ekibi yemeğe götürür. Yemekte, hep bir ağızdan senden iyisi yok Ali, niye aday olmuyorsun Ali, vekillik senin hakkın Ali derler. Ali yüklü hesabı mutluluk içinde öder ve evin yolunu tutar. Gece bu konuşmaları eşine anlatır, onay alır. Ali’nin sabah ilk işi, partiye adaylık başvurusu yapmak olur. Ekibi bellidir, o ekibi sürekli yemeğe götürür. Oysa ekibi dediği arkadaşları arkasından gırgır şamata yaparlar. Sonra listeler açıklanır, Ali tabi ki listede yok. Kılıçdaroğlu’nu seçimi kaybettiği gece dikkatle izlemiştim. Olan biteni okuyamaz halde, inanılmaz bir hırsla konuşuyordu. O gece ne olduysa, etrafındaki ekibi ne dediyse, Kılıçdaroğlu bir sonraki seçimde Erdoğan’ı yenecek tek kişi olduğuna ikna olmuştu. Ali gibi, gecenin sabahında kolları sıvamaya başlamıştı. Ama inanılmaz bir tepki vardı, Ali’nin arkasında yapılan gırgır şamatayı görmemesi gibi, Kılıçdaroğlu da halktaki inanılmaz tepkiyi görmüyordu, görmek istemiyordu belki. Bu günlerde hala Kılıçdaroğlu partiyi Doğuda birinci parti yaptı, yüzde 48 oy aldı, seçimi bu sefer kazanacak diye propaganda yapan ekibi, muhtemelen bu hayali şeyleri, seçim gecesi Kemal beye tekrar tekrar söylüyorlardı. Ali’yi pohpohlayanlar bedava yemek-eğlenceye talim ederlerken, Kılıçdaroğlu’nun yanındaki ekip de şahsi çıkarlarının devam etmesini istiyorlardı. Ama beklemedikleri bir şey oldu, Kılıçdaroğlu genel başkanlığı kaybetti. Herkes aday olmayacağını bekliyordu aslında ama o seçim gecesindeki motivasyonu iyi okuyamamışlardı. Bunu en iyi okuyan iktidardı ve Kılıçdaroğlu’nu gündemde tutmaya devam ettiler, senden iyisi mi var motivasyonu çift taraflı gelince, Kılıçdaroğlu koltuğa oturmak için sunulan bütün planlara dahil oldu. Unutmayalım ki yıllar önce CB Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin başında bulunmasına bizim için lütuf demişti. Bazıları, Kemal bey devletin adamıdır, talimat ve görevi neyi gerektiriyorsa onu yapıyor diyebilir. Eskiden ben de kısmen böyle düşünüyordum ama seçim gecesi yukarıda yazdığım Kılıçdaroğlu’nu gördüm. CB adayı olmak için her şeyi yapacak. Doğru dürüst miting yapamayacak. Sonra seçimi kaybedecek, Ali gibi anılarda acımtırak bir tat olarak kalacak.
CHP’nin K.K.’nin eline geçmesi ile CHP zayıflayacak, Özel yeni bir parti kursa daha bölünmüş bir CHP iktidar karşısında oldukça zayıflayacak. Asıl tehlike burada. AKP Türkiye siyaset tarihinin en pragmatist partisi. Çözüm süreçleri, şartların dayatması ile başladı. KÖH’ün 7 Haziran Seçimlerinde kendisini destekleyeceğini düşündü. Bu olmayınca, seçim sonrası süreci buzdolabına kaldırdı. Yeni bir seçimin arefesinde, Kürtlerin kendisini desteklemese bile muhalefet ile ortaklaşmamasını umut ediyordu. Şimdi ortaya çıkan tablo karşısında CHP zayıfladı, DEM’in pozisyonu çok da önemli değil diye düşünüp, süreci ağırdan alma tehlikesi belirdi. Böyle tehlikeli bir yaklaşım içinde olmazlar umarım. Çünkü tarih bize gösterdi ki, Kürt sorununun çözümü seçim kazanmak veya kaybetmek bahsine sıkıştırılmayacak bir konu. Üstelik DEM’in pozisyonu daha güçlü bir noktaya, ana muhalefet olacak bir yere gelebilir.
CHP çok kaotik bir noktaya çekilmiş durumda. İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’lu bir CHP’yi içine sindireceğini düşünmüyorum. Yeni bir parti kursalar dahi, Kürtler gibi mobilize olma, koşullara uyum sağlama refleksleri olmayacağı için en fazla %15-18 bandında bir oyda kalırlar. İktidar bloğu şimdiden anketlere başlamıştır. Durumun sahada da böyle olduğunu gördükleri an seçim kararı almaları çok mümkün. Seçim ne zaman olursa olsun, iktidarın Kürt Sorunun çözümünde, seçim öncesi somut adımlar atmasını pek olası görmüyorum. Ne olacaksa, seçimden sonra olacaktır. Ama ortadaki gerçek, iktidarın yeneceği bir rakiple seçime girme stratejisinin bütün koşullarını oluşturduğudur. O rakip de Mansur Yavaş olacaktır.









